Enis Nakkaş’tan Cenevre, Lübnan ve Yemen’deki Son Gelişmeler Hakkında Önemli Röportaj!

Lübnan’da yayın yapan El-Meyadin Televizyonu, Cenevre Konferansı’ndan dönen Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Koordinatörü Enis Nakkaş’la bir röportaj gerçekleştirdi.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Lübnan’da yayın yapan El-Meyadin Televizyonu, Cenevre Konferansı’ndan dönen Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Koordinatörü  Enis Nakkaş’la bir röportaj gerçekleştirdi. Nakkaş, bölgedeki farklı gündem maddeleri üzerine konuştu.

Nakkaş; Yemen’de yaşanan son olayların Suudi Arabistan’ın bölgede rolünü yitirmesine neden olduğunu ifade etti. Ayrıca Nakkaş “Cenevre 2 Konferansı da başarısızlıkla sonuçlandı ve şimdi Cenevre 3 bekleniyor. Çözüm ancak bölgesel olarak sağlanabilir ve çözüm asla muhalefetin menfaatlerine uygun olmayacak. Lübnan ise tüm bu meselelerin en uç noktasında duruyor” dedi.

Yemen’de yaşanan son olaylardan dolayı Nakkaş, Yemen’in son durumunun bölge üzerinde Cenevre’de yürütülen müzakerelerden daha büyük önem arz ettiğini ifade etti. Ayrıca Batılı devletlerin Cenevre 2 Konferansı’na katılmasını “duruşlarına zarar verme yarışı” olarak tanımlayan Nakkaş “Amerika’nın Suriye yönetiminde Esed’in kalıcı olduğuna ikna olduğu bir zamanda Cenevre’de ortaya çıkacak en iyi sonuç Suriye’deki seçimlerde uluslar arası denetim olabilir ancak. Ancak Lübnan düzeyinde meselelere baktığımızda ‘Lübnan’da yaşananlar Suriye’deki tıkanıklığın Lübnan’da patlak vermesidir’ diyebiliriz” dedi.

Nakkaş, Cenevre Konferansı’ndan ayrıldıktan sonra Suriye’de siyasi çözümün dışında bir şeyin mümkün olmadığını bir kez daha ifade etti. “Bu siyasi çözüm de Rusya’nın en başından beri Suriye’ye yönelik askeri operasyonu veya her türlü dış müdahaleyi engellemesi sayesinde mümkün bir hale geldi” diye ekledi.

Emin Nakkaş, sözlerine şöyle devam etti: “Cenevre 2 gecikmeli bir şekilde gerçekleşti. Zira Suriye muhalefeti Cenevre 1’den sonra bir başarı sağlayabilmek için bazı şeyleri gerçekleştirmek istedi. Ancak bekleyiş uzadıkça güç dengeleri iyice değişti ve Amerika’nın müttefiki olan devletler Cenevre 2’ye katılım noktasında aceleci davranmak zorunda kaldılar. Cenevre 1’de yayınlanan karara muhalefet tarafından güçlü bir destek gelmemişti. Muhalefet o zaman rejimi devirmek ve durumu lehlerine çevirmek için çok kısa bir zamana ihtiyaçlarının olduğunu ifade etmişti. Bu yüzden konferansın tarihini ertelediler. Ancak sonuç olarak bu süre zarfında rejim vakit kazanmış oldu. Muhalefet içinse tam bir hüsran oldu. Böylece Cenevre 2’yi kabul etmek zorunda kaldılar. Bu çerçevede Amerika ve müttefikleri de Suriye’ye yönelik siyasi çözümü kabul etmek zorunda kaldıkları için en azından çözümün içerisinde yer almak istediler.”

Esed’siz bir hükümet olmaz!

Nakkaş, ABD’nin süreçle ilgili pozisyonu hakkında ise şunları söyledi: “Görüşmeler uzadı. Türlü formüller üretildi. Ve sonuç olarak Cenevre ayın 10’una kadar ertelendi. Amerika, muhalefeti son derece teşvik etti ve en son noktada çözüme ikna olacaklarını ifade etti. Ancak Amerika neticede başka bir çözüm üretemeyeceğini anlayacak ve müttefiklerini kendi başlarına bırakmak zorunda kalacak. Zira kanımca, Amerika’nın önünde bir süre sonra yönetimde Esed’i kabullenmekten başka bir seçenek kalmayacak. Tüm bunlara rağmen Amerika’nın aksi yönde çalışmasının temel sebebi müttefiklerini özellikle Suudi Arabistan’ı kontrolü dışı davranmaktan engellemektir.

Neticede bu gibi krizlerin bölgede büyük devletlerin desteği olmadan çözülmesi imkânsız… Ancak eğer büyük devletler birbirilerinin aksi yönde tutum sergilerlerse bugün Amerika ve Rusya örneğinde olduğu gibi ilişkileri kesintiye uğrar.”

Sözlerine devam eden Nakkaş: “Muhalefetin beklediği gibi hesapları tutmadı. Dengeleri oturtmak için süre istedi. Ancak bu süre de beklediği gibi bir sonuç vermedi. Amerika’nın teşviki de zaten sadece lafta kalmış bir teşvikti. Muhalefetin önemli bir kısmı da bu durumun farkına vardıktan sonra Cenevre’ye gitmeyi reddettiler. Bu da muhalefetin bir kez daha güç kaybetmesine yol açtı. Gitmeyi kabul edenler de zaten bağımlı rol oynamayı kabul edenlerdi.

Şubat’ın 10’unda Cenevre 3 gerçekleşecek. Muhalefetin içinde bulunduğu durumdan dolayı ifade değiştirmesi mümkün gözüküyor. Eğer rejim de ‘terörle savaş’ ilkesinde ısrarcı davranırsa bu durumda kazanan rejim olacaktır. Zaman geçtikçe, Esed’in istifa ihtimalleri zayıflıyor. Bugün Suriye krizi 2 yıldır gelmediği pozisyona doğru ilerledi. Seçimler de kapıda zaten… 4 ay sonra seçim var.

Muhalefetin güç dengesiyle kazanma ihtimali bugün mümkün gözükmüyor. Cenevre 3 sonucunda belki seçimlerin gözetim altında gerçekleşmesi kararı alınabilir. Seçimleri şeffaflıkla, BM’nin kontrolünde gerçekleştirerek belki seçimlerin meşruiyeti sağlanabilir” dedi.

Türkiye ve İran ilişkilerindeki dönüşüm üzerinden büyük bölgesel değişime değinen Nakkaş, “Bu değişimin paralelinde Yemen’deki güçlü yenilgi ve Suudi Arabistan duruyor. Bu da basite alınabilecek bir mesele değil. Bugün Yemen’de yaşananlar bölgede yaşanmış stratejik bir değişimdir. Bu değişim karşısında her devletin hesaplarını kontrol etmesi gerekiyor. Hûsiler, Suudluları sıkıştırıyorlar. Bu yüzden bugün Yemen’de yaşananların Irak ve Suriye’den daha çok önem arz ettiğini söyleyebiliriz. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki asıl müttefiki Beyt Ahmar ve Meşayih El-Haşid idi. Bu gruplar her ay düzenli olarak Suudi Arabistan Savunma Bütçesi’nden ödeme alıyorlardı. Ancak bugün Suudi Arabistan’ın tüm bu çalışmaları boşa gitti. Dolayısıyla şu an bölgede ve Körfez’de büyük dönüşümler yaşanıyor” dedi.

Çatışmasız Çözümler

Nakkaş, Suriye’de yaşanan çatışmaları Cenevre’yle bağdaştırmak istemedi. “Kompresörler çalışmaya başladığı günden beri rejimin lehine çalışıyorlar. Küçük çaplı çatışmalardan bugüne kadar yapılmaya çalışılan şey çatışmaların yaşandığı bölgeleri düzenlemek oldu. Bazı bölgeler diğerlerine nazaran daha önceliğe alındı. Ancak bu da barış çalışmalarının hız kazanması için gerçekleşmişti. Bu çalışmalar Şam kırsalında birçok bölgede yapıldı. Ancak çalışma yapılmasını reddeden bölgelere de Hısn ya da Halep’te olduğu gibi askeri operasyonlar düzenlenmesi gerekti. Yapılan her şey çözüm için alternatif üretme amacıyla yapılıyor” şeklinde konuştu.

Suriye’deki kargaşa ortamının Lübnan’a yansımaları hakkında Nakkaş, “Suriye ya da Lübnan’da açılan her gediğin kapanması zaman alıyor. Bunlardan en önemlisi olarak da muhalefetin artık içeriye bilgi sızdırma ya da Lübnan’dan silah ve adam kaçakçılığı gibi işleri yapmaması gerekiyor. Ortada iki adet gedik var. Biri Arsal, diğeri de Vadi Halid… Bu ikisinin istihdamı muhalefet için bir çekişme alanı oldu. Yebrud’un ablukaya alınmasından sonra Lübnan’da özellikle de Arsal’da patlamalar gerçekleşti. Nitekim karşı tarafta patlayan bazı füzeler de Lübnan topraklarından atıldı” diye ekledi.

Lübnan’ın durumu

“Lübnan patlamalarla ve gitgide büyüyen bir gerilimle karşı karşıya… Zira bir yandan da Suudi Arabistan tarafından baskı altında… Suudi Arabistan bu baskı sayesinde Lübnan’a ve Lübnan’ın müttefiklerine istediklerini yaptıracağını zannediyor. Ancak her şeye rağmen artık Lübnan’daki bu olayların son raddeye geldiğini söyleyebiliriz.”

Lübnan’da hükümetin kurulması ile alakalı olarak Nakkaş, “Hükümet bölgesel ve uluslar arası bir kararla kurulacak. Ancak ihtilaf yerel bir ihtilaf… Özellikle de cumhurbaşkanlığı konumuyla alakalı… Hükümet kurulacak. Fakat cumhurbaşkanlığı konumunun boş kalmasından endişe ediliyor. Böylesi bir durumda ortaya çıkacak olan sorun göz önüne alındığında, cumhurbaşkanlığı pozisyonunun boş kalmasındansa hükümetin normal yöntemlerle kurulmasını tercih ederiz.

Anayasal pozisyonlarda ortaya çıkabilecek herhangi bir boşluk ya da temel olarak hükümetle ilgili değişimler Lübnan halkında Suriye’ye dönüşme kaygısı doğuruyor” şeklinde konuştu.

Ayrıca “Suriye’deki durum ancak bölgesel bir plan dahilinde çözüme kavuşabilir. Tabi bu noktada Suriye’den konuşurken Irak’tan konuşmamak hoş olmaz. Bu ikisinden konuşurken de Lübnan’dan konuşmamak olmaz (…) Suriye’deki durumun çözüme kavuşmasından sonra bölgenin baştan aşağı yenilenmesi gerekiyor. Suriye’de yeni bir hükümet kurulur. Lübnan ve Irak’ın durumu düzeltilir. Şunu bir kez daha ifade edelim, çözüm ancak bölge üzerinden sağlanabilir. Ancak bu şekilde herkes rahata kavuşabilir. Nitekim Türkiye bu yönde ilerleme kaydetmeye başladı. İran ve Türkiye arasındaki stratejik siyasi meselelerin görüşülmesi için Yüksek Siyasi Komite’nin kurulması bu anlamda bir adım olarak kabul edilebilir. Ancak ilişkilerin yalnızca siyasi boyutta bırakılmaması, bilakis bölgeyle alakalı yalnızca Suriye değil diğer meselelerin de konuşulacağı bir ortamın sağlanması gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

05 Şub 2014 - 00:00 - Ortadoğu


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.