Ali Haydar Haksal 'büyük felaket'i yazdı; Müslüman kardeşlerimizle ayrılıklarımızı azaltmak zorundayız

Milli Gazete yazarlarından Ali Haydar Haksal, dün (24 Haziran) tarihinde yayımlanan yazısında, İslam milletinin başındaki büyük felaketi ele aldı.

Milli Gazete yazarlarından Ali Haydar Haksal, dün (24 Haziran) tarihinde yayımlanan yazısında, İslam milletinin başındaki büyük felaketi ele aldı. Müslümanların kendi içlerinde düşman üretmeyi bırakıp ayrılıkları azaltmak zorunda olduklarını belirten Haksal, "İran ile Suudi Arabistan’ı ya da Türkiye’yi birbirine vuruşturarak bir zafer elde edeceğimizi sanıyoruz. Oysa tükenen yok olan gene biz olacağız." ifadelerini kullandı.

İşte Haksal'ın söz konusu yazısı:

İslâm milletinin başında büyük felâket bulutları dönüyor. Karabasana dönecek kadar da ağır seyrediyor.

Özgürlüğü, adaleti, eşitliği, insan olmayı Batı kapılarında arayarak mahkûm olduk. Mahkûm olunca onlara minnet duymaya başladık. İyi, güzel, hoş olan bütün edimler sanki onlarda imiş, sanki onlar insanlığın kurtarıcılarıymış gibi ağır bir duygu oluştu. Müslümanların, özellikle şu Arap Baharı diye köpürtülen dalga sonrasında zihinleri iyi karıştı. Bu büyük dalga bir karabasana döndü ve Müslümanları büyük alabora ile yerle bir etti. Kendilerine yetmeyen, yetemeyen gibi görünen Müslümanlar Haçlı Hıristiyanlarından medet umar oldu. 28 Şubat sonrasında Türkiye özelinde jakoben laiklerin, askerlerin tasallutundan kurtulmak için adalet ve özgürlüğü onların kapılarında aradık. Postallıları başımızdan def edeceğimiz zehabına kapıldık.

Başımızdaki krallara, jakoben demokratlara, demokrasi oyununun usta ve kıvrak oyuncularına tepki olsun diye çıkışı Batı’da aradık. Şu son on yılın olaylarını bile çözemeyecek kadar sisli bir dünyanın içine gömüldük. Ne olayları çözebiliyoruz, ne akledebiliyoruz, ne fehmedebiliyoruz. Ayaklarımızın altına kırmızı halılar serildiğinde sanıyoruz ki, bizi adam yerine koyuyorlar. Sanıyoruz ki bize eşit davranacaklar. Akdeniz’de boğulanların sayısı yüz bine ulaştı neredeyse. Savaşın açtığı yaralar onulmaz izler bırakıyor ve kalıcı oluyor. Dahası, evlerinden, barklarından edilen Müslümanlar Batı kapılarında birer sürüngendirler sadece. Umutlarını onlara bağlayan bu çaresiz Müslümanlar din değiştirmeye varacak kadar zayıf bir konumdadırlar. Geçenlerde gazetelerde kilise mensuplarının Müslümanları vaftiz etmeleri yüreğimize saplanan ağır kurşunlardı. Ölümden daha beter bir ölümdü bu haberler.

Konu ciddinin ötesinde. Kilise mensupları, kapıları önünde sıraya giren Müslümanları vaftiz etmenin, kendi dinlerine dâhil etmenin sevincini yaşıyorlar. Bu, az buz bir sayı değil. Batılıları gereğinden çok abartanlar, onlara bel bağlayanlar bunun hesabını bu milletin önünde vermelidirler. Bu vebalin altından nasıl kalkacaklar

Önümüze bakmalı ve yumaklaşan sorunların çözümü üzerine kafa yormalıyız. Kendi içimizde düşman üretmek yerine, Müslüman kardeşlerimiz ile düşmanlıklarımızı, ayrılıklarımızı azaltmak zorundayız. Ayaklarımızın altında zemin çok hızlı kayıyor farkında değiliz. Bir paranoyaya tutulmuş gibi, bir tik haline dönmüş hastalıklarla birbirimizin gözlerinin içine bakarak birbirimizi düşman olarak görüyoruz. Sünni, diyoruz, Şia diyoruz, Alevi, laik, anti laik, şucu ya da bucu diyoruz. Birbirimizi cehenneme yollamaya can atıyoruz. Herkes herkesin gelecekteki kaderini tayin ediyor.

İran ile Suudi Arabistan’ı ya da Türkiye’yi birbirine vuruşturarak bir zafer elde edeceğimizi sanıyoruz. Oysa tükenen yok olan gene biz olacağız.

Suriye diye bir ülke vardı yanı başımızda. Doğrudur başında bir zalim kral vardı. O zalim kralı bahane ederek başkasının oyununun tuzağına düştük. Bizi bataklığa ittiler biz de razı olduk. 12 milyon insan evini, barkını, topraklarını terk etti. Batı’nın kapılarında sürünüyor. Onlarla pazarlıklar yapıyoruz. Bize bir miktar Euro versinler de bu gariban Müslümanları onların başına belâ etmeyelim diye. Gidiyorlar çocuklarını ellerinden alıyorlar. Soyuyorlar ortada bırakıyorlar sonra da kiliseye mahkûm ediyorlar.

50 yıldır AB’nin kapılarında sürünüyoruz ama asla vazgeçmiyoruz. Kitleler tepeden gelen üfürmelere kanıyorlar kendilerinden geçiyorlar. AB diye diye bizi iyice köleleştirdiler. Soluksuz bıraktılar.

Ey İslâm milleti, seslenişimiz size. Siz sorunlarınızı kendiniz çözersiniz. Kuklalara kulak asmayınız. Özgürlük sizin ruhunuzda, inancınızda medeniyetinizde var. Batılılar ancak kendilerine köleler, hizmetçiler ararlar. Sonra da köle Hıristiyanlaştırırlar.

25 Haz 2016 - 00:00 - Ortadoğu


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.