Suudi Amerika, Birleşik Amerika’dan daha azgınlaşırsa!

Lübnan’ın önde gelen Sünni âlimlerinden Sayda kenti Kudüs Camii imamı Şeyh Mahir Hammud, 11 Ocak tarihli hutbesinin ikinci(siyasi içerikli) bölümünde, Suudi Arabistan’ın bölgedeki ve Lübnan’daki kirli oyunlarına değinerek işin gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Lübnan’ın önde gelen Sünni âlimlerinden Sayda kenti Kudüs Camii imamı Şeyh Mahir Hammud, 11 Ocak tarihli hutbesinin ikinci(siyasi içerikli) bölümünde, Suudi Arabistan’ın bölgedeki ve Lübnan’daki kirli oyunlarına değinerek işin gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

Bir gün olsun Suudi Arabistan’ın siyasi arenada Müslümanca ya da ulusal bir tavır ortaya koyduğunu görmedik. Bilakis Suudi Arabistan’ın siyaseti daima ABD’nin güdümünde ilerledi. Nitekim dini siyasetten ayırma politikası kutsandı. Bunun yanında kendilerini daima Vahhabi mezhebine göre dinin ve Harameyn’in koruyucusu olarak sundular. Herkes Suudi Arabistan’ın Kuran’ı anayasa olarak kabul etmesi hasebiyle yazılı bir anayasasının olmadığından söz etti. Üzerinde uğraştığı tek çalışma tevhidi ihya etmek şeklinde ortaya konuldu. Bunun yanında tabi bir de dini kriterler üzerinden toplumu düzenleyen “İyiliği Emir, Kötülükten Nehiy” Birliği’nin varlığı da ayrı bir artı oldu onlar için…

Ancak bakıldığında, tüm bu İslami ayrıcalıklar genel toplum üzerinde kısıtlı kaldı ve kalmaya devam ediyor. Siyaset ancak yönetimdeki ailenin özel olduğu üzerinde odaklanıyor. “Veliyyu’l-Emr”in en üstün kişi olduğu ifade ediliyor. Onun dışında kalan aşiret liderleri, dini ve iktisadi öncüler ve büyük âlimlerin tamamının bunu kabul etmesi, her türlü emre itaat edip uygulamaya geçirmesi gerekiyor. Yalnızca düzeltme amaçlı sunulan basit bir nasihat bile şiddetli cezaları beraberinde getiriyor. Tabi bu noktada Kudüs’te namaz kılmak istediğini ısrarla ifade eden, 1973 Savaşı’nda Amerika ve batıyla aralarındaki petrol alışverişini kesmiş olan Kral Faysal’ın tutumunu da unutmamak gerekiyor. Biz hiçbir gün Suudi Arabistan’ın siyasi duruşunun İslami-ulusal kriterlere dayandığını görmedik. Ancak sözde İslami kriterlere uygun olduklarını iddia ediyorlardı. Onlar uluslar arası toplumu karşılarına almaktan her zaman kaçındılar. Ancak kendi ülkeleri için istikrarı sağlama, ekonomik refah ve mali politikaların gelişimi üzerinde yoğunlaştılar. Ne Filistin meselesi ne de ümmetin diğer büyük meseleleri Suudi Arabistan tarafından herhangi bir yardım, destek görmedi. Ancak bunun yanında Suudi Arabistan yüz binlerce işçi, memur vs. için kişisel durumlarını düzeltecek iş imkânları sağlamakla yetindi. Suud’un bu şekilde yüksek imkânları elinde bulunduruyor olup bunları hak etmediği noktalarda heder etmesi gerçekten esefle karşılanacak bir durum oldu.

Tüm bunlara rağmen biz bugüne kadar Suudi Arabistan’ın siyasetinin Amerika’nın siyasetinden daha kötü olduğu kanısına varmamıştık. Bugün Suriye’de ve Lübnan’da onların siyasetlerinden dolayı ortaya çıkan yıkım ve ölümler onları rahatsız etmediğini gördük. Biz asla Suudi Arabistan yönetiminin Lübnan hükümetinin askıya alınmasında rol oynayabileceklerini düşünemezdik. Özellikle de bugün bu anlamda bahanelerinin gerçekten lüzumsuz olduğunu gördük: Hizbullah’ın Suriye’den çekilmesi… Sanki Suudi Arabistan gayet olumlu bir pozisyonda durup, Suriye’de hayır kuruluşları ve Kızılay’la çalışıyormuş gibi bir resim çizdiler.

Acı olan, genel çerçeve çizildiğinde özgürlük, bağımsızlık naraları atanların Lübnan’ın içinde bulunduğu bu durumu Lübnan’ın menfaatlerine uygun bulmaları… Gerçeklerin bu derecede çarpıtılması tiksinti uyandırıyor yalnızca.

Herkesin genel bakış üzerinden Hizbullah’ın Suriye’den çekilmesinin gerektiği üzerine konuşmaya hakkı vardır. Ancak aynı zamanda bunları Suudi Arabistan için de söyleme hakkına sahip herkes. Çünkü bizzat Suudi Arabistan savaşı finanse edip, yıkıma neden oluyor ve savaşın süresini uzatıyor. Bizzat Suudi Arabistan siyasi çözümü erteliyor. Aynı kişiler Lübnan’da da ortalığı karıştırıyorlar. Onlar sayesinde Lübnan’da açık açık işlenen terörün üstü örtülüyor. Diyorlar ki, Beyrut’taki patlamalar Hizbullah’ın Suriye’ye girmesi sonucunda gerçekleşti. Sanırım bunu diyenler, bu eylemleri yapanların El-Kaide’den olduklarını itiraf ettiklerinden haberdar değiller. Bu kişilerin Suriye krizinden önce de Hizbullah’la ya da onların deyimiyle Hizbullat’la savaşmanın gerektiğini ifade ettiklerini bilmiyorlar. Suriye krizinden önce bir dizi mezhebi sebeplerle Hizbullah’a ve onun taraftarlarına saldırmayı planlayan tekfirciler, galiba planladıkları şeyin aslında İsrail’in uzun zamandan beri uygulamaya koymayı planladığı bir hedef olduğunun farkında değiller. İsrail’in bu körükleyici planları Hizbullah’ın karşısında yenilgiye düşmelerinden sonra ortaya çıkmıştı üstelik.

Suudi Arabistan’daki akıl sahiplerini kontrolü ellerine almaya ve bu tekfircilere gem vurmaya çağırıyoruz.

Akıl sahibi kişileri şu değersiz slogandan uzaklaşmaya çağırıyoruz: “Hizbullah Suriye’deki savaşa katılması sebebiyle hükümete ortak olmamalı”… Bu durumda hükümet nasıl oluşacak acaba? Bunu Lübnan’ın güvenliğini ve menfaatlerini düşünmeksizin papağan gibi sürekli tekrarlayanlar var.

12 Oca 2014 - 00:00 - Ortadoğu


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.