İsrailli tarihçi Pappe: Filistinliler 'halk direnişi' ile yol alabilirler (Röportaj)

İsrailli tarihçi Ilan Pappe, ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan eden çıkışıyla iki devletli çözüm yaklaşımının "tabutuna son çivinin çakıldığını" söyledi.

Balfour Deklarasyonu'nun 100'üncü yılı sebebiyle Türkiye tarafından düzenlenen “Balfour Deklarasyonu’nun 100. Yılı ve Tarihsel Sorumluluklar” başlıklı konferansa konuşmacı olarak katılan İsrailli tarihçi Ilan Pappe, ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan eden çıkışıyla iki devletli çözüm yaklaşımının "tabutuna son çivinin çakıldığını" söyledi.

Pappe, artık iki halkın bir arada yaşayabileceği yeni bir strateji düşünülmesi gerekir diyerek, "Eskiden olduğu gibi silahlı eylemler olacaksa bu sadece İsrail’in eline koz verir ama bir halk direnişi gerçekleşebilirse yol alabilirler" ifadesini kullandı.

Gazete Duvar'dan Balkan Talu'ya konuşan Pappe'nin açıklamaları şöyle:

Siz en çok İsrail’in Filistin’de etnik temizlik yaptığına dair çıkışınızla tanındınız geçmişte. İsrail’in Filistin politikaları nasıl gelişti?

Siyonizm bir yerleşimci sömürge hareketidir. Kurucuları, kendilerine hem yeni bir ev hem de bir anavatan (devlet) kurmak isteyen Avrupalı Yahudilerdir. Genel sorunları yeni devlet kurmak kurmak için halihazırda başka insanların yaşadığı toprakları seçmiş olmaları. Bu tercihlerinin sonucu Filistin’in yerli halkı için pek iyi olmadı. Aynı ilk yerleşimci Amerikalıların yerlilere yaptığı gibi Siyonistler de Filistinlilere benzer biçimde bir soykırım uyguladılar. Siyonistler, toprakları üzerinde insan olmaksızın istiyorlardı. 1948 yılında İsrail kurulurken yapılan buydu. Filistin topraklarının yüzde 80’i ilhak ve Filistinli nüfusun yarısı sürgün edildi.

Öte yandan hedeflenen etnik temizlik tamamlanamamıştı. Filistinliler toprakların çok büyük bir bölümünde hâlâ kontrol sahibiydi, ciddi sayıda bir Filistinli nüfus bu topraklarda yaşamaya devam ediyordu. 1948’den sonra sürekli olarak, binlerce, milyonlarca insanı sürmeye devam edemezlerdi. Bu sefer de ikinci aşamada sertlik politikaları uyguladılar. İnsanların hareket özgürlüğünü kısıtladılar ve onları nüfusun bir parçası olarak kabul etmediler, yok saydılar. Bu şekilde yavaşlatılmış bir etnik temizlik yaptılar.

Şu anda en yeni gelişme olarak Trump’ın Kudüs çıkışıyla karşı karşıya kaldık. İki devletli çözüm söyleminin herhangi bir meşru temeli kaldı mı?

Trump, Kudüs çıkışıyla iki devletli çözümün tabutuna son çiviyi de çaktı. İki devletli çözüm önerisinin en önemli özelliği ABD’nin bu çözümde pazarlık yapan, kolaylaştırıcı olan tek güç olmasıydı. Trump, çok açık bir biçimde pazarlık yapmaya niyeti olmadığını ilan etmiş oldu. Bu açıklamanın tek iyi tarafı artık geçerliliğini kaybetmiş olan tek devlet veya iki devletli çözüm gibi tartışmalarının rafa kaldırılıp başka yaklaşımları tartışma şansı vermesi.

"İki devletli çözüm için artık çok geç"

ABD perspektifinin dışında adil bir iki devletli çözüm formülü olduğunu düşünüyor musunuz veya size göre hem Filistin hem de İsrail için ideal çözüm nedir?

Bence artık iki devletli çözüm için çok geç. Filistinlilere anavatanlarının sadece yüzde 20’sini veren bir çözüm zaten adil olamaz. Tamamen yeni, farklı bir şey düşünmemiz gerekiyor. Bir tarafta bir grup yerleşimci diğer tarafta da oranın yerlisi olan insanlar var. Tek devlete dayanan ama herkes için demokratik olan iki uluslu bir model dikkate alınabilir. Var olan gerçeklikte işlevsel olabilecek tek seçenek budur. Burada geçmişin yanlışları, hataları da telafi edilmelidir. Göç etmiş Filistinlilerin evlerine dönmelerine izin verilmesi gibi. Araplara doğal kaynaklara ulaşımda daha adil bir pay da verilmelidir.

Sizce geçmişte Filistinlilerin de hataları oldu mu? Örneğin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas konuşmalarından birinde “1947’de masayı terk etmemeliydik” demişti.

Belki Filistinlilerin 1947’de BM’yi boykot etmeleri yanlış bir tercihti çünkü belki İsrail’in kuruluş kararına etki etme ihtimalleri olurdu. Bunu söylüyorum ancak masayı terk etmemiş olmaları bir fark yaratır mıydı ondan da emin değilim.

"FKÖ yönetimi yeni siyasi yapıya ayak uyduramadı"

Peki Oslo süreci ve sonrası için ne düşünüyorsunuz? Mesela Edward Said, Yaser Arafat’ın ABD’ye çok fazla güvendiğini söyler? Siz ne diyorsunuz?

Oslo bir tuzaktı. İsrail’in halisane bir barış isteği olmadı. “Arafat bu tuzağa nasıl yürüdü?” derseniz 1993’te hem Sovyetler Birliği yıkıldığı için hem de Körfez Savaşı döneminde Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin’i desteklediği için zayıf bir pozisyondaydı. Bunun üstüne bir de Filistin’den epey uzakta, Tunus’ta sürgündeydi. Bu yüzden muhtemelen bir an önce Filistin’e geri dönebilirse içeride mücadele edebileceğini düşündü ama başaramadı. Buna ek olarak Oslo teklifini reddetmek de başka sorunlara yol açacaktı. Birdenbire elinde hiç bir şey kalmayabilirdi.

Mahmud Abbas ekibinin performansını nasıl buluyorsunuz?

Tunus’tan dönen ekibin iki temel problemi vardı. Birincisi, birinci intifadadan beri gelişen sürece liderlik becerisi göstermeleri gerektiğini çok idrak edemediler. Yeni siyasi yapıya çok fazla ayak uyduramadılar. İkincisi de özellikle Trump’ın da son çıkışıyla birlikte geçmişte ABD’nin barış tekliflerine dair duydukları güveni sorgulamaları gerekecek. İnşallah bundan sonra ortada yeni bir gerçeklik olduğunu, yeni bir strateji ve politikaya gereksinim duyulduğunu anlayacak enerji ve bilgeliği gösterebilirler. Onlardan değil ama gelecek, genç kuşaklardan umutluyum.

Yenilikçi fikirlerin FKÖ veya HAMAS şemsiyesinden mi yoksa bambaşka yeni bir oluşumdan mı çıkacağını düşünüyorsunuz?

Başka aktivist gençlik örgütleri ortaya çıkabilir. Yeni oluşumun farklı renklere sahip bir FKÖ olacağını düşünüyorum.

Bir dönem tanzim hareketinin lideri Mervan Barguti epey umut yaratmıştı, ikinci kuşak lider olarak ama hapse girmesiyle bu umutlar da suya düştü galiba…

Barguti’nin özgürlüğü için hepimiz çaba sarf etmeliyiz ama Filistin’de en büyük sorun Nelson Mandela gibi büyük bir ismin, liderin ve bir siyasi programın olmayışı.

Peki bu noktada geleceğe dair ne öngörüyorsunuz? İsrail’de barışı savunan alternatif bir oluşum var mı mesela?

Küçük barış hareketleri var ama çok zayıflar. Bu yüzden hepimiz yeni stratejiler düşünmeliyiz. Filistin’e dair ancak bu şekilde net ve açık bir duruş elde edebiliriz.

Eğer bir üçüncü intifada başlarsa bu çabaya bir katkısı olur mu peki?

Eskiden olduğu gibi silahlı eylemler olacaksa bu sadece İsrail’in eline koz verir ama bir halk direnişi gerçekleşebilirse yol alabilirler. Bu şekilde uluslararası topluma da seslenebilir.

14 Ara 2017 - 01:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.