'Libya’da zafer naralarıyla insanların feryatlarını bastıranlar, vatandaşınızın hedef olabileceğini hiç düşünmediniz mi?'

Milli Gazete Yazarı, Fransa'daki saldırıyla ilgili çok önemli tespitlerde bulundu.

İslami Analiz/Haber Merkezi

Fransa'daki saldırıyla ilgili çok önemli tespitlerde bulunan Milli Gazete Yazarı, "Ölenler masumdur, Fransa değil" ifadelerini kullandı.

"Habeşli Bilal" müstear ismiyle yayınlanan "Düşün diyeceğim ama seni de yormak istemiyorum!" başlıklı yazının tamamı şöyle:

Beklemekle geçiyor ömrümüz. Neyi niye beklediğimiz ne kadar bildiğimizi bilmiyorum. Fuayede niyetine AVM’lerde beklerken, patlamış mısır yerine ihtiyaç fazlası alışverişlerimizi yaparken, afişine aşina olduğumuz yeni bir filmi izlemek üzere hazırlanıyoruz. Hep aynı adamların başrolü oynadığı filmlerden sıkılmak hiç aklımıza gelmiyor. Akıl mı bıraktılar! Sizde haklısınız. Ne diyeyim…

Huzurlu bir gelecek beklemek çok lüks artık. Parayla yaptığımızı sandığımız alışverişlerimizi aslında hayatımız ve zamanımızla yaptığımızı anlayabilsek ışık yanacak gibi. Ev sahibi olmak için on yıl, araba sahibi olmak için üç yıl, tatile gidebilmek için on sekiz ay siliniyor ömrümüzden. Şaşırmayın hemen. “Hadi canım” demeyin. Yoksa siz parayla yaptığınızı mı düşünüyordunuz tüm bunları? Borcun bitmesini bekliyor artık insanlar. Uzaktan akrabalar gelemiyor artık. Onlar da “tatil” ile tanıştılar. Bayramlarda el öpsün diye beklediğimiz evlatlar çalmıyor artık kapılarımızı. Programlandılar. Onlara gelecek kurmak adına küçükken ihtiyaç duydukları sevgiyi çalmıştık onlardan. Sonradan öğrenilmesi mümkün değildi. Kreşte de öğretemezlerdi. Şefkatle tanışmayınca tanışması gereken yaşta çocuklar, “vicdan” onlar için bir kız isminden öteye geçemedi. Biz de kendimize söylemeye başladığımız yalanlara inanmayı seçtik. Kendi derdimizi büyütüp arkasına saklanınca oldu ne olduysa. Dünya ile irtibatımız koptu. Kendi dünyamızı savunmak için gayrısının üzerini çiziverdik. İçimizde bir sıkıntı vardı azıcık. Yeni bir borca girerek boğduk o sesi de! Sorumluluklarımızın kitapların tasarrufuna ötelenmesini böyle sağladık. Neyin doğru olduğunu bilmek konusunda kimse elimize su dökemez. Doğru kararlar vereceğimiz manasına gelmiyor maalesef bilmek. İşte sorunun en büyüğü burada merhabalıyor bizi.

Ölmeyecekmişiz gibi yaşamaya başladık farkında mısınız? Elimizde tuttuklarımızı hep bizim olacak zannediyoruz. Bütün felsefemiz elimizdekini muhafaza etmek üzere kurulmuş durumda. Bunun için kimin canının yanacağının önemi yok! Toplumdan bireye dönüverdik. Mahalleden siteye geçerken oldu en çok kaybımız. Sokağımızdan haberimiz olurdu eskiden. Şimdi evimizin sınırlarını muhafazayla yetiniyoruz. Kapı komşumuzun kim olduğunu öğrenemeden geçiyor ömür. İhtiyaç duymuyoruz artık komşuya. Zaten evlerimizi de komşusuna göre değil kredisine göre seçiyoruz!

Kendimizi sıkıştırdığımız evlerimizde bilinçlerimizde nasibini alıyor bu daralmadan. Ülke meselesi misakı milli sınırları içinde makbul sayılıyor. Her şey kendi güvenliğimiz için. Bunun için komşumuza evi yansa da önemi yok. Ateşin sıçrama ihtimali var ama felaket tellallığı yapmanın alemi yok. Henüz sıçramadı. O zaman problem yok.

Adının önüne “büyük” ve “gelişmiş” koyan ülkelere hayranlıklar büyüttüğümüz şu zamanda onların edindikleri bu sıfatların altyapısını merak etmeye ne gerek var canım. “Medeniyet” kelimesini her nerede görürseniz bilin ki temelini biz atmışızdır. Lağımda yaşayıp, temizlenmek aklına gelmediği için parfümü icad eden çürümüş beyinli insanların, başka insanların kanıyla beslendiğini bilmeden atacağımız her adım bizi yanlışa sürükler. Sömürü düzeni bir ülkeyi ne “büyük” yapabilir, ne de “gelişmiş”! Rüzgâr eken fırtına biçer. Hiçbir can için çıktığında “oh olsun”cu olamayız elbet. Fakat dostumuzu düşmanımız seçerken, kiminle yürüdüğümüzü anlamak için sağımıza solumuza bakarken ihtiyatlı, evrensel ve vicdanı kararları önemsemeliyiz. En can alıcı karar anında aklımıza yeni rezidansımızın kredisinin ödemesi gelirse… eyvah eyvah…

Mevzuları değerlendirirken bölünüyoruz. Bazen küçültüyoruz hadiseyi. Fransa’da olanları konuşuyor herkes. Kendi derdimizden fırsat buldukça biz de konuşuyoruz aramızda. Hümanizm kokuyor bazı cümleler. “Oh olsun”cu olmadık hiçbir zaman. Ben bu olayda kusura bakmayın ama Fransa’yı suçluyorum. Başka coğrafyalarda yaktığı ateşin gün gelip kendisine sıçrayacağını hesap etmediyse vatandaşlarına en büyük ihaneti yapmış demektir. Yeni işgalleri için vatandaşının kanıyla pazarlık yapanlar en aşağılıktır benim gözümde. Ölenler masumdur. Fransa değil! Sapla samanı birbirine karıştırmamakta fayda var. Amentüsü her daim haçlı kafası olmuş toplulukların vicdan terazisine çıkmayı önce hak etmesi gerekir. Müslüman mültecilere bile tahammülü olmayanlar, Libya’ya demokrasi götürdüğünde zafer naralarıyla acı çeken insanların feryatlarını bastıranlar, dine hakaret etmeyi eğlence saymışların ölümünün ardından kan banyosu müdavimlerinin yaptıkları yürüyüşle yolları aşındırmaya çalışanlar… Ne olacak sanıyordunuz? Vatandaşınızın hedef olabileceğini hiç düşünmediniz mi? Her aksiyonun bir reaksiyonu vardır. Ben uydurmadım bu kaideyi. Filler tepişirken çimlerin ezildiğini de! Ne yani, ben sadece çimene üzülmeliyim öyle mi? Fillerin tepişmesi konunun dışında kalsın. “Ama çimenler” diyeyim değil mi? Kusura bakmayın. Ben olayları tek taraftan görmeye programladıklarınızdan değilim. Her gün bahsi geçen rakamdan daha fazla kan dökülüyor dünyada. Fransa’da dökülen kan, diğerlerinden daha kutsal değil!

15 Kas 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.