Fatma Barbarosoğlu: Kadınların öldürülmesi meselesini kadın erkek meselesi olarak değil, ahlaki bir kriz olarak ele almalıyız

Yeni Şafak yazarı Fatma Barbarosoğlu, şiddeti mayalayan en önemli hususun yaşadığımız dünyada merhametin azalması olduğunu vurguladığı bugünkü yazısında, “Kadına Şiddete hayır değil ‘ŞİDDETE HAYIR’ demedikçe, güçlüler güçsüzlere zarar vermeye onları öldürmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Yeni Şafak yazarı Fatma Barbarosoğlu, şiddeti mayalayan en önemli hususun yaşadığımız dünyada merhametin azalması olduğunu vurguladığı bugünkü yazısında, “Kadına Şiddete hayır değil ‘ŞİDDETE HAYIR’ demedikçe, güçlüler güçsüzlere zarar vermeye onları öldürmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.

Yazının tamamı şu şekilde:

Bütün dünyada adalet bir kurum olarak çökmüş durumda. Kullandığımız teknoloji bir tarafıyla hayatımızı kolaylaştırıyor ama diğer yanıyla şiddeti mayalayan pek çok özelliğe sahip.

Şiddeti mayalayan en önemli husus yaşadığımız dünyada merhametin azalması. Merhametini yitirmiş bireylerin sayısının hızla arttığı bir dünyada adaletin bir kurum olarak ayakta kalması giderek zorlaşıyor.

Merhameti daha doğrusu merhametsizliği anlatabilmek için bir dizi filmi yardıma çağıracağım. Dizi film “bizden” olmadığı için üzerinde konuşmak çok daha kolay. BBC dizisi Black Mirror’dan bahsedeceğim.

Teknolojinin özellikle de sosyal medyanın hayatımıza getirdiği değişimleri “kara ekran” üzerinden okuyan  “Black Mirror”ın yılbaşı özel bölümü müdavimleri tarafından heyecanla karşılandı.

Dizi kelimesi “Black Mirror”ı tam olarak ifade etmeye yetecek bir kelime değil. Her sezon sadece üç bölüm yayınlanıyor. Arada bir özel bölüm ile seyircisine sürpriz yapmayı da ihmal etmiyor. Dizinin her bir bölümü sinema filmi olabilecek donanıma ve derinliğe sahip.

Tıpkı diğer bölümlerinde olduğu gibi, özel yılbaşı bölümünde de anlatılan hikâye,  teknolojinin hayatımıza getirdiği yenilikler daha doğrusu derin yarılmalar: Sanal beden, kimlik karmaşası, iletişim çağında kişiler arası iletişimin kopması ve yeni ceza teknikleri. Her bölümün sonunda seyirciyi derinden çarpan unsur, yeni ceza teknikleri. Bunlar ilk anda fark ettiklerimiz. Ama bir de derindeki anlam var. O da şu: Dizi, teknoloji eşliğinde yedi günahı ele alıyor. Yani insan olma, olamama hallerini.

Hayatımızdaki teknoloji bizi hangi sapağa doğru götürüyor sorusuna cevap bulmak isteyenler için diziyi tavsiye ederek kendimi diziyi özetleme yükümlülüğünden azat edip, dizide tanık olduğumuz “engellenme” cezası üzerinde durmak istiyorum.

Engellenme, bloklama tabirlerini sosyal medya üzerinden biliyoruz. Bizimle, hoşumuza gitmeyen bir şekilde iletişimi sürdürmeye kalkan kişiler için engellenme seçeneği var, bu seçeneği kullanarak o kişi için kendimizi görünmez kılıyoruz ve o kişinin bizim yapıp ettiklerimizden haberdar olmasını engelliyoruz.

Bu engelleme işinin gerçek hayatta bir seçenek olarak sunulduğunu düşünelim. Black Mirror’ın, White Cristmas bölümü işte bunu düşünmemizi ve sorgulamamızı sağlıyor.

Dizi çok katmanlı olduğu için seyreden herkes kendi ilgi alanı üzerinden farklı bir okuma yapma imkânına kavuşacaktır. Zihnim yoğun olarak kadın cinayetleri ile dolu olduğu için dizideki iki erkeğin kadınlar tarafından ceza olarak engellenmesine odaklandı.

Genç bir çift var.  Bir gün kadın hamile olduğunu öğrenerek bu çocuğu dünyaya getiremeyeceğini söyler. Adam ne kadar iyi baba olacağına dair kadını ikna etmeye çalışır. Tartışma esnasında kadın elindeki minik yuvarlağı adama doğru tutar ve onu engeller.

Engellenen kişi kendisini engelleyen kişilerin sesini duyamamakta kendisini görememektedir.

Yıllar sonra uzaktan kendisini terk eden kadının hamile olduğunu görür. Her yılbaşında genç kadının babasının evine gittiğini bildiği için uzaktan onu seyreder. Doğan çocuğunun yürüyüşünü görür. Çocuğu görmesi mümkün değildir. Çocuğunun kız ya da erkek olduğunu merak ede ede geçer yıllar.

Bir gün, genç kadının terörist saldırı sonucu metroda ölmüş olduğunu televizyon haberlerinden öğrenir. Kadın öldüğü için çocuk üzerindeki engel kalkmıştır. Adam bir merak çocuğunu görmeye gider. Çocuk Asyalıdır.

Filmin sonunda kadının adama ihanet ettiği ihanetinin ortaya çıkmaması için onu engellediği ve her şeye rağmen Koreli bir adamdan olan kızını dünyaya getirdiği bilgisi ile ekranın bu tarafında kala kalıyoruz.

Soru şu: İhanet eden kadın değil de erkek olsaydı... Engellenen erkek değil de kadın olsaydı... Ne olurdu sizce?

Yazıları bir soru ile bitirmek işlevsel bulunmaz pek. Lakin ben öyle olmadığını düşünüyorum.

Engellenmek bahsini dini metaforlar üzerinden derinleştirerek üzerinde düşünmeye devam edelim.

Bu yazıyı 8 Mart ertesinde yayınlama sebebime gelince... Her yerde Kadına Şiddete hayır sloganı ve irili ufaklı 8 Mart kutlamaları vardı.

Kadına Şiddete hayır değil ŞİDDETE HAYIR demedikçe, güçlüler güçsüzlere zarar vermeye onları öldürmeye devam edecek.

Kadınların öldürülmesi meselesini kadın erkek meselesi olarak değil, ahlaki bir kriz olarak ele almak zorundayız.

09 Mar 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.