İlhami Güler, "Türkiye’de Tehlikeli Olabilecek Özdeşleşmeler ve Ötekileştirmeler"i yazdı

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İlhami Güler, İslami Analiz için kaleme aldığı yazısında, vatandaşlık kavramının etnik köken, dil ve din/mezhep üzerinden tanımlanmasının yanlış olduğunu savunarak; siyasal özne/biz oluşu ahlaki değil de ontolojik veya kültürel ola

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İlhami Güler, İslami Analiz için kaleme aldığı yazısında, vatandaşlık kavramının etnik köken, dil ve din/mezhep üzerinden tanımlanmasının yanlış olduğunu savunarak; siyasal özne/biz oluşu ahlaki değil de ontolojik veya kültürel olarak(din, dil, etnisite) kurmanın faşizm ve totaliterlik yaratacağını belirtti.

Yazıdan bir kesit şöyle:

Seküler Ulus Devlet, aidiyeti(Biz) hakim bir etnisite(Burjuva) ve onun diline dayanarak, diğerlerini buna indirgeyerek(asimile ederek) vatandaşlık üzerinden tanımlar. İslam ise vatandaşlığı(ümmet) tanımlarken etnik köken, dil ve din kıstas değildir. Coğrafyanın yarattığı kader, adalet ve zulüm üzerinden bir sözleşme(misak, ahit, akit) ile haklılaştırılır: “Ey inanalar, akitlerinizi yerine getirin/onlara uyun.”(4/1). “ Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.”(2/193)

Devlet, Hükümet, Ülke/Vatan(coğrafya/sınırlar), Millet ve Din, birbirinden ayrı kavramlardır. Vatandaşlar, eşit haklara sahip bireyler olarak etnik kökenleri, dilleri ve dinleri/mezhepleri ayrı olabilir. Vatandaşları “birlik/biz” kılan en temel husus, özgürlüğün ve onurun mesnedi-mekânı/evi/garantisi olan Vatana ve Anayasaya(toplum sözleşmesi) sadakattir. Din ve dil/etnisite, tali hususlardır. Siyasal özne/biz oluşu ahlaki değil de ontolojik veya kültürel olarak( din, dil, etnisite) kurmak faşizm ve totaliterlik yaratır.

Devleti kurumsal olarak kuran Anayasa hakkaniyete, eşitliğe, adalete dayanmadığı hallerde karşı olunabilir; değiştirilinceye kadar -toplumun selameti açısından- ona uymak esastır. Başka devlet/ülke lehine, kendi vatanının aleyhine sonuç doğuracak fiillere “ihanet” suçu denir ve cezayı hak eder. Hz. Muhammed dönemindeki “Mürtedin öldürülmesi” hadisi, aslında savaş halinde ihanetin cezalandırılması olayıdır. Hükümete karşı olmak veya devletin icraatlarına karşı olmak, ancak tanımlanmış yasalar çerçevesinde “suç” teşkil eder. Herhangi bir siyasal parti, kendi seçmen tabanını, vatandaşların toplamı anlamında, onların tümünü ifade eden “millet/halk” ile özdeş hale getiremeyeceği gibi; Hükümet kendini devlet, millet/halk, ülke/vatan ile de özdeş hale getiremez. Bir vatandaş gurubu, örgütlenerek devletin veya hükümetin uygulamalarına karşı çıkıp onları değiştirmek isteyebilir. Zora, şiddete, silaha başvurmamak koşulu ile bunun mücadelesini verebilir. Siyasal iktidara karşı olmak ve onun başkanına duyulan nefret/kin ülkeye, millete, vatana, devlete “düşman” olmak anlamına gelmez. Devlet ve Hükümet/İktidar, muhalefeti “düşman” olarak ötekileştiremez; muhalefet, rakip ötekidir. Siyasi lider veya iktidar kendini devlet, millet, ülke/vatan ile özdeşleştiremez. Salt kendisi bu kavramları dolduramaz, tüketemez. Bir dine veya mezhebe mensubiyet devlet veya iktidar tarafından “öz-vatandaş” olarak görülemez; diğer din veya mezhep müntesipleri “üvey-vatandaş” konumuna itilemez.

Adalet ve Kalkınma Partisi, The Cemaat ve Kürt siyasal hareketi olan HDP’nin siyasal ilişkilerini yukarıda oluşturmuş olduğumuz çerçevede analiz etmek gerekiyor: The Cemaat’in elemanlarının Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisine karşı edindikleri kin/nefret(düşmanlık) sonucu 15 Temmuz’da Hükümeti devirmek için giriştikleri “Darbe Girişimi”, ülke/vatan, devlet, millet açısından doğuracağı sonuçlar göz önünde tutulduğunda ve Anayasaya aykırılığı bağlamında “ihanet” suçudur. Bu girişime fiili olarak katılmadığı halde, bilinçli olarak destekleyenler de aynı suça iştirak etmiş sayılırlar. Ancak, Cemaatle iltisakı-irtibatı-sempatisi olup da, darbe girişimine katılmamış ve darbeyi onaylamayanlar, “hain” olarak nitelenemez. Tedbiren devlet memuriyetinden uzaklaştırılabilir. Bunların din, devlet, ülke/vatan, millet düşmanı oldukları iddia edilemez. Devleti işleten siyasi iktidar, vatandaşlarını kin duygusu ile “düşman”laştıramaz; onlara sadece hukuku uygular. Darbeye veya 17-25 Aralık teşebbüslerine kadar, bu hareket ile irtibat, iltisak, iş birliği ve sempati içerisinde olan Ak Partililer, kendilerinin “kandırılmış” olduklarını ileri sürerek “suçsuz” olduklarını iddia ederken; Cemaatin tabanından aynı durumda olanları “suçlu” görmeleri mantıksızdır. Anayasal Demokratik bir Hukuk devletinde Ordu, Darbe yaptığında suçlu olanlar kurmay heyetidir. Erler suçlanamaz. Benzer şekilde FETÖ’nün darbe girişiminde de suçlu olanlar, meşum teşebbüse iştirak eden ve destekleyen tepe ve orta kesimdir. Cemaatten “hizmet” alanlar(okul-banka…vs) potansiyel suçlu olarak nitelenirken; ondan siyasal “himmet” alanların veya ona “himmet” gösterenlerin siyasal bağlamda “hıyanet”e maruz kalmalarından dolayı suçsuz olması anlamsızdır. Hakkaniyet ve adalet kriterlerine göre bu tarz konuşmaları veya analizleri Cemaat’i “savunma” töhmetine sokmak da ahlaken ve mantıken yanlıştır. Yukardaki ayetlerin dediği şey, kin/nefret veya korkunun müminleri adaletten uzaklaştırmaması idi. Niyet okuma yerine, Kur’an’ın önerdiği gibi açık “beyyine/burhan”(2/111, 8/42)  yani kanun/hukuk ve delil getirmek sureti ile takibatı ve konuşmayı-tartışmayı sürdürmek esastır.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

08 Ara 2016 - 01:00 - Türkiye



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.