Baykal: 2002’de Erdoğan’ın vekilliğini engelleseydik dışarıda efsane olurdu

CHP Eski Genel Başkanı Milletvekili Deniz Baykal Kanal D'de gazeteci Abbas Güçlü'nün sunduğu Genç Bakış programında gündem ile ilgili soruları yanıtladı. Deniz Baykal, Tayyip Erdoğan’ın 2002-2003 döneminde milletvekilliği olmasının önündeki engeli neden kaldırdıklarını da açıkladı.

CHP Eski Genel Başkanı Milletvekili Deniz Baykal Kanal D'de gazeteci Abbas Güçlü'nün sunduğu Genç Bakış programında gündem ile ilgili soruları yanıtladı.  Deniz Baykal, Tayyip Erdoğan’ın 2002-2003 döneminde milletvekilliği olmasının önündeki engeli neden kaldırdıklarını da açıkladı. Baykal, Erdoğan’ı kastederek “Biz yüzde 34 oy almış bir partinin meşru genel başkanı olan bir siyasetçinin milletvekili olmasını engelleme pozisyonuna partiyi sokmuş olsaydık, o pozisyonda biz perişan olurduk. Dışarıda kahraman olur, efsane olur.” dedi.

Baykal’ın, Dersim, Emine Ülker Tarhan, Süheyl Batum, Ergenekon,Erdoğan ve Ekmeleddin İhsanoğlu’na ilişkin açıklamalarının satır başları şöyle:

"DERSİM BİR PARTİNİN DEĞİL BİR DEVLETİN ORTAK SORUMLULUĞU

Türkiye’nin siyasi tarihinden husumet çıkarmak mümkündür. Çünkü çok sıcak çatışmaların yaşandığı çok güç bir coğrafyada, çok iddialı bir sürecin başarıya ulaştırılması için bugünkü anlayışımızla bağdaşmayan uygulamalar yapılmıştır. Bütün mesele bizim tarihimizden husumet mi çıkarmak istememiz bugün için bir ders mi çıkarmamız gerektiğidir. Bu sadece bizim için değil tüm dünya ülkeleri için böyle. Bu acı olayları bir siyasi tartışmaya malzeme haline dönüştürmek sakıncalıdır. Üzüntüyle söyleyelim sayın Başbakan Dersim’i Kerbela’ya benzetti. Bir Başbakan bir iktidar sahibi buraya girerse bu tarihe bakıp siyasi tartışma için malzeme çıkarıp birini suçlamak için buna yönelmeye kalkarsa sizin söylediğiniz gibi o bir siyasi partinin değil bir siyasi dönemin ortak sorumluluğudır ki, bugünkü iktidar partisinin afişlerle arkasına sığındığı ve kahramanımız ilan ettiği insanlar da Bayar, Menderes) var o işin içinde. Yani bir devletin ortak sorumluluğu. Bunu Kerbela’ya benzetirse birisi de çıkıp Uludere ne peki derse bunun sonu alınmaz.

Yani devlet adamı sıkıştığı noktada güncel siyasi yarar için ülkenin milli tarihindeki acı olayları birisine fatura edeceğim diye istismara teşebbüs eden insan değildir. O acıyı herkes yüreğinde yaşar, yaşamalıdır ama bunu bir siyasi suçlama konusu haline getirmek başka. Eğer bu bir yöntem olacaksa herkes için söylenecek çok şey vardır ve bu uygun değildir.

VEKİLLİĞİNİ ENGELLESEM ERDOĞAN EFSANE, CHP PERİŞAN OLURDU

Tayyip Bey’den kurtulmanın kestirme yolu, Baykal hayır diyecekti ve bu iş olmayacaktı diyorlar, ne güzel dünya. Biz yüzde 34 oy almış bir partinin meşru genel başkanı olan bir siyasetçinin milletvekili olmasını engelleme pozisyonuna partiyi sokmuş olsaydık, o pozisyonda biz perişan olurduk. Dışarıda kahraman olur, efsane olur. Giderek daha büyük mağdur olur ve bunu yürütemezsin. Bugün yine hiç tereddüt etmeden desteklerim. Yüzde 34 oy almış bir adamın mahkumiyet yaşadğı için vekil olamamasına sevinmedim ve bunu yanlış buldum. Kim olursa olsun bunu yapardım. Ben rakiplerimi kanunla saf dışı etmem. Yarışacağız, yeneceğiz, yenileceğiz. O zaman bir pazarlık yapmadıysan neden destek verdin diyebilirler. Ama yüzde 34 oy almış bir siyasi parti, parlamentonun üçte ikisine yakın bir çoğunluğu elinde bulunduran bir siyasi parti. Partinin meşru genel başkanı, oy pusulasının üzerinde resmi bulunan bir genel başkan, kampanyayı o yürütüyor, vatandaş ona oy veriyor. Ama milletvekili ve Başbakan olamıyor. Böyle bir tablonun sürdürülebilirliği yoktur. O hukuki engellerin hiçbirisi Allah’ın emri değildir. Hepsi 12 Eylül düzenlemeleridir. Adam Anayasa değişikliği getirse, referanduma gitse ne olacak? Biz de Güneş Taner gibi no, no, no yazılı tişörtler giyip oy vermeyin mi diyeceğiz. Bu demokrasiye, milli iradeye inanan bir siyasi partiye yakışır mı? CHP o kanunun arkasına saklanıp milletin oy verdiği bir siyasi lideri milletvekili olmaktan yoksun bırakmaya teşebbüs etseydi, halkın gözünde demokrasi, özgürlük deme hakkı olabilir miydi, halkın karşısına çıkabilir miydi? O günden bugüne ne kanunlar çıktı. Şimdi Öcalan Meclis’e girecek mi, girmeyecek mi onu konuşuyoruz. Yani Türkiye’de anayasa, hukuk, kaç kere değişti.

Adam orada 4 ay rahat bir mahkumiyet geçirmiş, mağduriyet edebiyatına başlamış, milletvekili yapmamak mümkün mü böyle bir insanı. Buna direnmek direnenleri halkın gözünde demokrasi, adalet, vicdan her anlamda mahkum eder.

CHP’DEKİ AYRILIKLARDAN BÜYÜK IZDIRAP DUYUYORUM EMİNE ÜLKER TARHAN’I PARTİDE TUTABİLMELİYDİK

Bir siyasi partiye elbette yeni katılımlar olur ve parti de zenginleşmek açılmak ister. Bu çok da doğaldır.

Ben ilkelerinden ahlakından siyasi bilincinden kuşku duymadığım saygı duyduğum insanların CHP’de artık siyaset yapma imkanı kalmadı diyerek ayrılıyor olduklarını görünce büyük ızdırap duyuyorum. Böyle bir ayrışmayı taşıyacak noktada değiliz.

Ben Emine Ülker Tarhan’ın parti ilkelerinden koptuğu kanısında değilim. Partisinden ayrılma kararı almış olabilir ama ben onu daima CHP’li olarak düşünürüm. Böyle düşünmekten vazgeçmemi gerektirecek bir gözlemim de olmadı. Yani bu başka bir olay, parti kimliğiyle bir kavga değil. Ama bir memnuniyetsizliği, bir tatminsizliği var. Olacak tabii. Bunu da en dürüst, en saygılı şekilde ifade ediyor. Emine Ülker Tarhan’ı CHP’de tutamamak beni çok üzüyor. Bunu kendi problemimiz diye görüyorum ben. Biz onu tutabilmeliydik.

İHSANOĞLU’NUN ADAYLIĞI VİCDANLARDA VE ZİHİNLERDE DEĞERLENDİRİLMİŞTİR

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı belirlenirken parti yetkili organları eminim kendi aralarında konuşmuşlardır. Konuşmasalar bile, inanıyorum ki bu kararı alan değerli parti yöneticilerimiz kendi vicdanlarında zihinlerinde bir değerlendirme yapmışlardır. Siyaset bir öğrenme sürecidir, yanlışlar da yapılmış olabilir. Ama şimdi bizim tutup Türkiye bu haldeyken geçmişte şu aksaklık vardı diye saplanmamıza gerek yok.

SÜHEYL BATUM KONUSUNDA HENÜZ BİR ADIM ATILMIŞ DEĞİL

Süheyl Batum konusunda partinin yetkili organları henüz ciddi adımlar atmış değil. Tebliğ bile edilmedi henüz Süheyl Bey’e.

Prensip olarak bir defa bir parti içinde uyum önemlidir. Bu uyumu gerçekleştirmek lazım.

Bir partide barış ve istikrar disiplin mekanizması çalıştırılarak sağlanmaz. Barış ve istikrar birbirini anlayarak, katılımı sağlayarak, paylaşarak ve karşılıklı hoşgörüyü hakim kılarak sağlanır. İflah olmaz bir durum olduğunu sanmıyorum partide. Biz bunları taşımalıyız.

BEYLERBEYİ'NDE EROĞAN'LA GÖRÜŞTÜK AMA PAZARLIK YAPMADIM

2002-2003 döneminde milletvekili değilken Erdoğan ile buluşup bir pazarlık yaptığım ve o pazarlıkta 'Sana Başbakanlığı veriyorum ve karşılığında da bana şunu ver' şu diye konuştupum söyleniyor. Bu benim artık düzeltmekten yorulduğum ama bitmeyen bir konu. Bir şehir efsanesi. Hiçbir ciddi temeli yoktur. Bu bahsedilen görüşme doğrudur. Ama o görüşme olduğu zaman o iş zaten bitmişti. Anayasa değişikliği zaten yapılmıştı. Biz o görüşmede 1 Mart tezkeresini konuştuk. Şubat ayının sonuydu. Tek kelime bile bu konulara dair bir söz geçmedi. Ben siyasi hayatında doğru söylemeyi kendisine ilke edinmiş bir insanım. Bilerek hiçbir zaman kimseye yalan söylemedim. Yok böyle bir şey, hiç konuşmadık.

ERGENEKON HAKSIZ BİR DAVAYDI VE HEPİNİZ ARKASINDAYDINIZ

Demokrasi ve hukuk devleti konusundaki tablo maalesef en sıkıntılı alanlarımız. Fikir, ifade ve basın özgürlüğü yaşanan bir gerçek değilse ve yargı bağımsız değilse ki bu ikisi de artık netleşmiş bir tablo, demokrasiden söz etmek çok büyük bir yanılgı olur. Türkiye demokrasi bakımından ciddi problemleri olan bir ülkedir bu dünyanın giderek tespit ettiği bir gerçektir. Bütün raporlar, çalışmalar bunu ortaya koyuyor. Ben Ergenekon’un savcısıyım diye ortaya çıktı dönemin başbakanı. Düşünsenize. O dava ilk günden itibaren haksızdı. Siyasi bir davaydı. Şimdi o yaptı bu yaptı diye insanlar suçlanıyor ama o yaparken hepiniz arkasındaydınız. Hukuk yok. 12 Eylül anayasası bile uygulanmıyor. Çok ağır bir tablo maalesef.

Askeri vesayet diyorlar ya, şimdi başka bir vesayet dönemi yaşıyoruz, bu bir gerçektir. Bir siyasi suçlama olarak söylemiyorum. Çok açık bir olaydır. Bunu Türkiye’nin alması lazım. Halkın yardımıyla, demokrasiyle aşacağız, başka çare yok."

13 Kas 2014 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.