Ali Haydar Haksal: Siyasal anlamda İslâmcılar ulusalcılardan daha çok ulusalcılaştı

Milli Gazete yazarlarından Ali Haydar Haksal'ın bugün yayımlanan 'Müslümanlar Neden Irklarını Önceliyorlar' yazısını İslami Analiz okurları için iktibas ediyoruz.

"Siyasal anlamda İslâmcılar ulusalcılardan daha çok ulusalcılaştılar. “Tek vatan” “tek bayrak” gibi. “Tek millet” bu bütünlüğü asla tanımlamıyor. 28 Şubat sonrasında ulusalcı bir gazeteci (adı bizde saklı kalsın): “Camilerin minarelerine Türk bayrakları mutlaka asılmalı!” denmişti de tepki ile karşılanmıştı. 28 Şubat sürecinin mağdurları 15 Temmuz sonrasında kendi elleriyle camilere bayrak astılar. Dolayısıyla âdeta camiler Türkleşmiş oldu. Özel durumlar birden bire milletin tek sorunu hâline geldi."

Milli Gazete yazarlarından Ali Haydar Haksal'ın bugün yayımlanan 'Müslümanlar Neden Irklarını Önceliyorlar' yazısını İslami Analiz okurları için iktibas ediyoruz.

Müslümanlar Neden Irklarını Önceliyorlar

İslâm’ın ruhuna aykırı olana gelişmelerin giderek hızlandığı ve bütün Müslümanların ırk olgusunun daracık çemberine sıkıştığı bir sürecin son aşamasında bulunuluyor. Müslümanlar, coğrafî ve bölgesel olarak yeterince parçalanmışlıkları yetmiyormuş gibi daha bölük pörçük olmak ve artık bir araya gelemeyecek denli sorunları büyütmek en son hâlleri. Sorunların giderek içinden çıkılamaz olması kendilerinden kaynaklanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti “ırk” eksenli oluşturuldu. “Milliyetçi”lik de bunun tanımlaması.

Türkiye’de düşünce akımları batıdan bize gelenlerle kavram kargaşası oluşturdu. Bunun giderilmesi çabası uzun yıllardır sürüyor. Irk eksenli bakışta “Türk” ırkı merkezli bir bakış sorunların başı. Bu soruna Türkiye özelinde bakıyoruz. Aslında Müslümanların genel sorunlarından biri. Yoksa bir ülke diğerinden farklı değil. Yansımalar hep aynı.

Bir bölgedeki ırkî çoğunluk diğerleri üzerinde baskı oluşturuyor. Türk merkezli bölgelerde de Kürt merkezli bölgelerde de durum aynı.

Cihan devletinin son merkezi olan Türkiye’de ise durum çok daha ciddî. Nedeni uzun yıllar İslâm milletinin öncülüğünü yapmış olan Osmanlı bakiyesi bölgede ırkçılık daha derin. Kendilerini İslâmcı ve muhafazakâr bile tanımlayanlar diğerlerinden hiç de ayrı değil. Hatta şu yakın zamanda daha çok ırkçı ve ulusalcı oldular.

Suriye’de insanlık ölüyor. Dahası bombalar Müslümanların üzerine yağıyor. Türkiyeli Türk ırkçıları, ya da kendilerini İslâmcı ve muhafazakâr olarak tanımlayanlar da aynı türküyü söylüyor. Suriye’de sadece Türkmenler ölmüyor, insanlık ve Müslümanlar ölüyor. Bu sorunlu bakışın nedeni İttihat ve Terakki sonrası egemen olan anlayışın kök salması.

Türkiye’de İslâmî düşünce mücadelesi giderek, özellikle 15 Temmuz sonrası ulusalcı özelliğe büründü. Resmî ideolojinin kavramlarını muhkem hâle getirdi. İslâmî düşüncenin sınırları, çerçevesi daraldı. Anadolu ile sınırlandı. Üstelik bu da kurtarmadığı hâlde.

Resmî ideolojinin bakışıyla “Misak-ı Millî” sınırları bu daracık coğrafyayı bile ne kurtarıcı ne de de kendini koruyucu. Irk devleti, ırk bayrağı, ırk coğrafyası çerçevenin iyice daralmasıdır. Bu tanımlama ile bir milletten söz edilemez. Millet din merkezlidir. İslâm milleti, Hıristiyan, Yahudi, Budist milletleri diyoruz. Türkiye özelinde ise tek milletten söz edilemez.

İslâmî düşünceyi özümsemiş yıllarını buna vermiş bulunan Müslüman aydınların “ırk” kavramına tutulmuş olmaları asıl yadırgatıcı olan. Bu yaklaşım Müslümanları bütünlemekten çok uzak. Bir ırk öncelenince diğerleri ötelenmiş oluyor. Suriye özelinde salt Türkmenleri koruma amaçlı bakış diğerlerini umursamamadır. Yıllar yılı, ırk olgusuna, ulusalcılığa karşı çıkmış olanların bu dile tutunmaları ne tuhaf.

Siyasal anlamda İslâmcılar ulusalcılardan daha çok ulusalcılaştılar. “Tek vatan” “tek bayrak” gibi. “Tek millet” bu bütünlüğü asla tanımlamıyor.

28 Şubat sonrasında ulusalcı bir gazeteci (adı bizde saklı kalsın): “Camilerin minarelerine Türk bayrakları mutlaka asılmalı!” denmişti de tepki ile karşılanmıştı. 28 Şubat sürecinin mağdurları 15 Temmuz sonrasında kendi elleriyle camilere bayrak astılar. Dolayısıyla âdeta camiler Türkleşmiş oldu. Özel durumlar birden bire milletin tek sorunu hâline geldi.

Üzünülecek olan da bu kadar derinleşmiş, ayrılmış, birbirinden kopmuş İslâm milletinin bu bakış açısıyla asla bir araya getirilemeyecek hâle gelmiş olması. Bu Müslüman ırkların hangisi bir araya gelebilecek. Bırakın mezhepleri. Mezheplerin hiç olmazsa ortak yanları ağır basınca diğer sorunlar giderilebilinir Irk kavgaları, çatışmaları sonrasında artık ortada bir kan davası bulunuyor.

Her ölüm bir kopuştur. Müslümanlar birbirlerini öldürerek daha da uzaklaşıyorlar, uçurumlarını büyütüyorlar.

İnsan veya devlet kendinden fedakârlıkta bulunmayınca başkalarından fedakârlık beklenmemeli. Bu yaklaşım Müslümanları büyük idealden ve büyük hedeften uzaklaştırır.

05 Eki 2016 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.