Kıllıoğlu yerel seçimleri yazdı: Hiç düşünmeden atılan iftiralar, yalanlar, yenilen haklar... Değer miydi?

Millî Gazete köşe yazarı Burak Kıllıoğlu, "Değer Miydi?" başlıklı, yerel seçimleri konu alan bir yazı kaleme aldı.

İslâmî Analiz/Haber Merkezi

Millî Gazete köşe yazarı Burak Kıllıoğlu, "Değer Miydi?" başlıklı, yerel seçimleri konu alan bir yazı kaleme aldı.

Bahsi geçen yazı şu şekilde:

Türk siyasi hayatının, çok partili döneme geçilmesinin ardından muhtemelen en gergin, en kirli ve en kötü seçim dönemini yaşadık. Basit bir belediye seçimi, hakaretlerin, iftiraların, yalanların havalarda uçuştuğu, “beka” söylemiyle sinirlerin gerildiği, toplumun sinir uçlarıyla sorumsuzca oynandığı bir “savaş”a dönüştü resmen. Hiç düşünmeden insanlar ve kurumlara iftiralar atıldı, bir an bile tereddüt edilmeden kitleler önünde yalanlar söylendi, insanlar açıkça galeyana getirildi. Diller kirlendikçe zihinler bulanıklaştı, akıl, mantık ve izanın yerini kin, nefret ve galeyan hali aldı. Başka partiler adına sahte broşür basacak kadar alçalan bir siyasi iklime şahit olundu.

Siyasi iktidar, sahip olduğu sınırsız imkanlar yetmezmiş gibi kamunun imkanlarını, medyanın sonu gelmez propaganda gücünü de sonuna dek kullandı. Propaganda bombardımanı öyle bir hal aldı ki, yolda yürürken veya arabayla giderken kafanızı çevirdiğiniz her yerde, her direkte, her ilan panosunda ve bazı binaların cephelerinde, neredeyse her birkaç yüz metrede bir iktidar partisinin irili ufaklı afiş, poster, bayrak ve ilanlarına denk gelmemek imkansız hale geldi. Yetmezmiş gibi bir de kitle iletişi araçlarında, özellikle de televizyonda son derece orantısız ve adaletsiz bir propaganda bombardımanı yaşandı. Devlet imkanlarıyla düzenlenen seçim mitingleri ve kamunun imkanlarını bir partinin çalışmalarına tahsis edilmesi gibi nüanslar vaka-i adiyyeden bile değil ve kanıksandı maalesef.

Bu noktada medyaya parantez açmak lazım. İktidarın güdümündeki veya kontrolündeki gazete ve televizyonlar, yürüttükleri akıl dışı partizanlığı açıkça bir haysiyet cellatlığı ve tetikçilik seviyesine kadar düşürdüler. Ağızlarından düşürmedikleri “algı operasyonları”nın en bayağı örneklerini hiç çekinmeden sergilediler. Yalan olduğunu bildikleri iddiaları kaşıdılar, manşete çektiler, üstüne saatlerce yayınlar yaptılar. İçinde bulundukları halin ne derece acınası olduğunun belki kendileri de farkındaydı. Mesleğin tarihine, aynı “kartel medyası” gibi bir utanç vesikası olarak geçtiler.

İktidarın medyadaki “amiral gemisi” olarak gösterilen haber kanalı, bütün bir seçim dönemi boyunca defalarca yalanlanmasına ve ortada hiçbir kanıt olmamasına rağmen “Millet İttifakı ile Saadet ve HDP ortaklık yapıyor” yalanını söyledi. Hatta bu dört partiyi “Millet İttifakı” çatısı altında gösteren şemalar yayınladı. Gelin görün ki, seçim dönemi boyunca aynı yalanı ısrarla tekrarlayan, bunun üzerine saatlerce programlar yaparak halkı aldatan bu kanal, seçim günü yayınladığı sonuç ekranında oy pusulasında yer alan “gerçeği” yazmak zorunda kaldı. Türkçesi; kendi yalanını kendi ifşa etti!

Bu denli ahlak ve insaf dışı bir zeminde ilerleyen seçim döneminde edilen hakaretler, tabiri caizse “başkası adına utanma” duygusu oluşturdu birazcık insani endişeleri olanların vicdanında. “Bir seçim uğruna bu kadar alçalmaya ne hacet” sorusu uyandı kafalarda. Halkın başta geçim meselesi ve ekonomik sıkıntı olmak üzere bunca zorluğunu konuşmak yerine mide bulandırıcı polemiklerin, lüzumsuz tartışmaların ve kahve sohbeti seviyesinin bile altında ilerleyen seçim konuşmalarının kışkırtıcı ve düşmanlaştırıcı dili, toplumu daha da bir gerdi. Kendi dışındakileri “terör destekçiliğiyle”, “hainlikle” ve daha buna benzer birçok saçma sapan suçlamayla itham eden siyaset dili, bilinç düzeyi düşük kitleleri provoke etmeye yaradı sadece. Durduk yere insanlar birbirine karşı nefretle doldu, birbirlerini hakkına girdi. Bunun vebali üzerine düşünen oldu mu acaba, bilinmez.

Bu atmosferde, siyaseti kendi çizgisinde ve kimseye hakaret etmeden, kimsenin hakkına girmeden, kendi doğruları ve idealleri uğruna edeplice yapmaya uğraşan Saadet Partisi’ni anmak gerek. Akıl dışı ithamlara, aleni yalan propagandalara ve hakaretlere rağmen, sorumlu davrandı. Doğru bildiği yolda doğru bir şekilde yürümeyi, hakikatleri menfaatlere kurban etmemeyi, kimsenin kalbini kırmamayı tercih etti. Siyasi tarihin bu en karanlık seçim dönemini lekesiz atlatabildi.

Sözün özü; seçimler kazanılır, seçimler kaybedilir, bu çok da önemli değil. Hiçbir seçim, aynı ülkede yaşayan insanların, bir seçim uğruna birbirine düşman edilmesi, birbirinden nefret eder hale gelmesine değmez. Malatya Pütürge’de ölen 2 kişinin babasız kalan çocuklarının acısını hiçbir seçim zaferi hafifletemez. Hiçbir seçim, sönen hayatlara değmez. Siyaset, insani ve ahlaki sınırlar dahilinde yapılıyorsa değerlidir. Yoksa dünyanın en kıymetsiz şeyinden de değersizleşecektir.

02 Nis 2019 - 00:00 - Türkiye



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.