Ali Bulaç: Rejimin giderek otoriterleşme sürecine girmesinden sadece AKP değil; ‘fırsat bu fırsat’ diyen cemaatler de sorumludur

Gazeteci-yazar Ali Bulaç, “Cemaatler arası çatışma ve iktidar” başlıklı yazısında, “Çoğu zaman iktidarlar ve iktidardakiler, şu veya bu faktörün ya da aktörün etkisinde yanlış kararlar alır, sonra da kendi sonlarını hazırlarlar. 12 senedir şu veya bu düzeyde iktidarda olan AK Parti böyle bir noktaya

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Gazeteci-yazar Ali Bulaç , “Cemaatler arası çatışma ve iktidar” başlıklı yazısında, “Çoğu zaman iktidarlar ve iktidardakiler, şu veya bu faktörün ya da aktörün etkisinde yanlış kararlar alır, sonra da kendi sonlarını hazırlarlar. 12 senedir şu veya bu düzeyde iktidarda olan AK Parti böyle bir noktaya gelmiş bulunmaktadır. Bu iktidar gökten zembille inmedi” ifadelerini kullandı.

“İçeride bir iktidarı adaletle, katılımla, paylaşımla kullanmayı becerememenin maliyeti döndü dolaştı, Müslümanları birbirine düşürdü” tespitinde bulunan Bulaç, bu büyük fitnede gerek AK Parti’nin, gerek Hizmet Hareketi’nin hata ve kusurlarını mahfuz tutarak, asıl gözden kaçırılan üçüncü aktörün “diğer cemaatler ve gruplar” olduğunu belirtti.

Yazının tamamı şu şekilde:

Bu köşede 8 Mayıs 2014 tarihli yazıda Ortadoğu’yu kavuran çatışmanın 7 alanda sürdüğüne değinmiştik:

1) Dinler/din müntesipleri arasında çatışma; 2) Mezhepler/mezhep müntesipleri arasında çatışma; 3) Kavimler/etnik gruplar arasında çatışma; 4) Sınıflar arasında çatışma; 5) İktidar zümrelerinin kontrol ettiği yönetimler-yöneticiler arasında çatışma; 6) Cinsiyetler arasında çatışma; 7) Cemaatler-sivil toplum ve kültürel gruplar arasında çatışma. Bunlara “yaşama biçimleri arası çatışma”yı da ilave etmek suretiyle söz konusu çatışma alanlarını 8’e çıkarabiliriz.

Çatışmaları besleyen birden fazla faktör var. Çoğu da her şeyi temellük etmekten ve bir türlü hukukla çerçeve içine alınamayan iktidar hırsından kaynaklanır. Türkiye özelinde, son bir yıldır yaşadığımız gerilim ve çatışma maalesef her ikisinden besleniyor. Bunun daha geniş ölçekteki biçimi bölgede kan akıtan mezhep ve etnik çatışma biçimleridir. Salt iktidar hırsı etkili olduğunda rejim zorunlu olarak otoriterleşir, otorite kendini koruma ve kalıcı kılma psikolojisine girdikçe susayan insanın tuzlu su içmesi gibi daha çok otoriteye ihtiyaç hisseder. Bir bakmışsınız hukuk, adalet, ahlaki dürüstlük, katılım ve özgürlüklerin teminatı olarak çıktığınız yolculuğunuzda otokratlaşmışsınız.

Ancak hem dürüst hem mümkün mertebe adil-objektif olmak gerekirse, rejimin giderek otoriterleşme sürecine girmesinden sadece iktidar sorumlu değildir. Çoğu zaman iktidarlar ve iktidardakiler de şu veya bu faktörün ya da aktörün etkisinde yanlış kararlar alır, sonra da kendi sonlarını hazırlarlar.

12 senedir şu veya bu düzeyde iktidarda olan AK Parti böyle bir noktaya gelmiş bulunmaktadır. Bu iktidar gökten zembille inmedi. Arkasında her “Allah!” diyenin 100 yıllık zorluk mücadelesi, emeği, duası var. Yüce Allah, hem kendimizi, evimize (Türkiye), hem bölgeye (Ortadoğu) ve belki de âlem-i İslam’a umut olabilecek bir fırsatı bize verdi, bunu akıllıca, ferasetle kullanamadık. Aklımızla, derin İslami bir irfan ve hikmetle oluşmuş yumuşak gücümüzle bu fırsatı kullanacağımıza arkaik bir “Türkiye milliyetçiliği”ne saplandık.

İçeride ise bir iktidarı adaletle, katılımla, paylaşımla kullanmayı becerememenin maliyeti döndü dolaştı, Müslümanları birbirine düşürdü. Herkes “hak” üzere ve “haklı” olduğunu öne sürüp konumunu tahkim etmeye çalışıyor. Bu büyük fitnede gerek AK Parti’nin, gerek Hizmet Hareketi’nin hata ve kusurlarını mahfuz tutarak, asıl gözden kaçırdığımız üçüncü aktör var ki, bunlar da maalesef “diğer cemaatler ve gruplar”dır. İstisnaları tenzih ederek cemaatlerin AK Parti’yle ilişkilerinin barış, uzlaşma, birleşme temelinde değil daha çok ayrıştırma, çatıştırma ve sindirme temelinde geliştiğini gözlemliyoruz. Her aşamada hükümetin daha sert davranmasını teşvik ve telkin ediyorlar, bu arada maalesef kendileri Hizmet’i neyle suçluyorlarsa aynısını yapıyorlar.

Bu konuya Nevzat Çiçek, TimeTürk’teki yazısında isabetle dikkat çekiyor: “Türkiye’deki cemaatlerin çoğu AK Parti iktidarında, yeni Türkiye’nin özgürlük alanını sonuna kadar kullanmak, alternatif eğitim modelleri oluşturmak, gençliğe yönelmek, yeni eğitim sistemleri ortaya koymak, toplumun entelektüel seviyesini daha da yükseltmek yerine farklı bir yola saptılar. Onlar özgürleşmek yerine itiraz ettikleri sistemi ele geçirdiklerini zannederek sisteme mahkûm oldular ve kısacası ele geçirmek için itiraz ettikleri devlet, imkânlarıyla, gücüyle ve onlara sundukları ile onları ele geçirdi ve sistemin devamını onlar üzerine kurdu. Türkiye’de bütün krizler özellikle güçlerin olması gereken yerde durmamasından ileri geliyor. Türkiye’de hükümetler siyasi alanı cemaatler de sivil alanı temsil ettikleri halde ne siyasal alanı temsil eden hükümet sivil alana güveniyor, ne de sivil alanı temsil eden ve bir STK olan cemaatler hükümete güveniyor.”

Takip ettiği sert politikalar dolayısıyla çok eleştiri alan Kenan Evren, bir ara şöyle patladı: “Ağzımı açtırmayın, bize darbe yapın diye kapımızı aşındıran sivilleri saymayayım.” Cemaatler ve gruplar, fırsat bu fırsattır diye imhacı ve inhisarcı davranıp AK Parti’ye en büyük zararı veriyorlar.  Bu ilk iktidar tecrübesinde Türkiye Müslümanları, “cemaat-devlet ve cemaatler arası ilişkiler”de başarılı  sınav veremedi.

08 Kas 2014 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.