Sorgulanmayan gerçekler: Türkiye’ye yönelik yaptırımlara ses çıkarmayan Suudi Arabistan ve BAE, Arap Baharı’nda hangi görevi gördü? (Özel Haber)

Son günlerde açıktan Türkiye düşmanlığı yaptıkları işlenerek Türkiye medyasında hedef gösterilen Suudi Arabistan ve BAE’nin, bölgesel politikaları değerlendirmeye layık görülmüyor.

Son günlerde açıktan Türkiye düşmanlığı yaptıkları işlenerek Türkiye medyasında hedef gösterilen Suudi Arabistan ve BAE’nin, bölgesel politikaları değerlendirmeye layık görülmüyor.

ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlara dair en ufak bir tepki göstermeyen Suudilerin, son olarak ABD ile 8 milyar dolarlık enerji anlaşması yaptığı ve Suriye operasyonları için ABD’ye 100 milyon dolar destek sağladığı açıklandı. Bu olaylar her ne kadar Türkiye medyasında yer etse de, Suudiler ve BAE’nin bölgesel düzlemde hangi büyük projenin payandası oldukları gözden kaçıyor.

Mazlum halkların diktatörleri devirerek bölgemize bahar gel

eceği şeklinde müjdelenen Arap Baharı süreci, Ortadoğu’yu barut fıçısına çevirdi. 8 sene öncesinde görece istikrarın olduğu İslam ülkelerinde, bugün bombalar ve çatışmalar gündelik ve sıradan olaylar haline geldi. İlginçtir ki, bu sürecin en ateşli savunucuları ise Suudi Arabistan ve BAE ekseniydi. Silah, asker ve para transferinde sınır tanımayan bu rejimler, ülkelerindeki diktatoryal şartların yoğunluğuna rağmen Arap Baharı’ndan ‘sıfır zarar’la kurtuldu.

Suriye’de bir taraftan Batı tarafından meşru iktidar olarak görülen seküler muhalefete destek veren Suud, diğer taraftan da sahada Esad’ın devrilmesini hızlandırabilecek olan tekfirci grupları silahlandırıp finanse etmişti. Kendi ülkesinde insan hakları namına kimseye göz açtırmayan Suud, Suriye’de insan hakları havariliğine soyunmuştu. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, 2013’te Suriye’de meselenin insan hakları olmadığının anlaşıldığı şu açıklamayı yapmıştı: “Enver Sedat, Camp David’le İsrail’i tanıdı. Ancak Esad ailesi inat etti. Bugün Suriye’de yaşananlar, İsrail’i tanımamanın bir cezasıdır.”

Mısır’da devrim sürecinin gidişatından memnun olmayan ve Mursi iktidarını “ters devrim” olarak algılayan Suud ve BAE, 3 Temmuz 2013 Mısır darbesine destek veren başlıca ülkelerdi. Her ne kadar 2015’te Kral Abdullah’ın ölmesiyle tahta çıkan Kral Selman’ın Sisi’ye destek vermeyeceği iddia edilse de, geçen zaman bu iddiaları fazlasıyla çürüttü. Nitekim, Selman tahta çıktığı zaman Mursi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde basın danışmanı olan Ahmed Abdulaziz, Selman’ın Abdullah’tan farkı olmadığını açıkça dillendirmişti.

Mart 2015’te İran kontrolünde olduklarını iddia ettiği Ensarullah’ın Yemen’i istila ettiğini ve Mısır’daki gibi “ters devrim” etkisi yarattığını savunan Suudiler, başta BAE olmak üzere, aralarında Türkiye’nin de olduğu birçok ülkenin desteğini alarak Yemen’e askeri müdahale başlattı. Yemen’de çoğu çocuk ve kadın binlerce insan Suudilerin operasyonları sonucunda katledildi. Geçtiğimiz hafta, hafız çocukları taşıyan otobüsü vuran Suud, onlarca çocuğun ölümüne sebep oldu.

Arap Baharı’ndan direkt nasibini almayan, ancak çeşitli yollarla kaosa sürüklenmeye çalışılan Türkiye’de de, 15 Temmuz 2016’da yaşanan FETÖ darbe girişiminin arkasında ABD’den sonra bölgesel müttefiki Suudiler vardı. 15 Temmuz’dan sonra iki gün açıklama yapmayan ve “bekle-gör” tutumu izleyen Suud, darbe girişimi savuşturulunca 17 Temmuz’da icbari bir açıklama yapmıştı. Buna rağmen, sürecin devamında Fethullah Gülen’i kendi devlet televizyonu El Arabiya’da programa çıkaran Suud, bir nevi “FETÖ ile dayanışma” mesajı vermişti. Darbe girişiminden sonra düzenlenen bir basın toplantısında Suud’un 15 Temmuz’a destek verdiği iddiaları sorulan Binali Yıldırım ise “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” demiş, ancak kısa bir süre sonra Başbakanlık tarafından böyle bir cümleyi kullanmadığı açıklanmak zorunda kalmıştı.

Bugün, yeni yeni Türkiye medyasında zalimane tutumları eleştiriye konu olan Suud ve BAE’nin cürümleri tahmin edildiğinden çok büyük. Bölgeyi istikrarsızlaştırıp İsrail’in güvenliğini garanti altına alma projesi olan Arap Baharı’nın organizatörlüğünü üstlenen bu rejimlerden bahis açıldığında, bütün bölgeye bakış atmak ve 8 senelik bu evrede hangi görevi gördüklerini sorgulamak  gerekiyor.  Bunun için de etnik ve mezhebi çifte standartlardan kurtulmak, insaflı/objektif bir yaklaşım için şart oluyor.

İsrail’de siyasisinden gazetecisine, hemen herkes daha önce olmadığı kadar Suud-İsrail işbirliğine ve bu işbirliğinin temelinin ortak düşman İran olduğuna vurgu yapıyor. Artık gizli ilişki döneminin sona erdiğini ve buna gerek kalmadığını da aymazca dillendirebiliyorlar.

İsrailli eski bakan Moşe Yalon “Suud, bizim İbranice söylediklerimizi Arapça söylüyor; aramızdaki fark bu” cümlesiyle Suud-İsrail ittifakını özetliyor.

Bazıları İran-Suud rekabetini mezhep parantezinde okusa da, Amerika ve İsrail’in düşman ilan edildiği 1979 İslam Devrimi’nden önce, Suud ve İran arasından su sızmadığı ve ilişkilerin gayet tıkırında olduğu biliniyor. 1979 öncesinde iktidarda olan Şah’ın da Şii olduğunu sağır sultan biliyor.

2016’nın sonunda iktidara gelen Trump, bölgede yeni bir dönemin önünü açtı. Trump, İslam ülkelerine “Ya Suud gibi tam ve şartsız itaat edeceksiniz ya da hiç müttefik olmayacaksınız” mesajını verdi.

Bu bağlamda da Trump liderliğindeki ABD ile işgal rejimi İsrail, BAE-Suud eksenini yanına alarak bölgede yeni bir dizaynın peşine düştüler.

Bugün Türkiye’ye uygulanan yaptırımlar, bu dizayn kapsamında önümüze çıkıyor. Dolayısıyla, önce büyük projeyi önümüze sağlıklı tahliler ve verilerle koyup, üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Haber: Musa Duman

19 Ağu 2018 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.