Sakarya’da adalet mücadelesi 500. haftasında: Gelin, birlikte direnelim! (Davet)

Sakarya'da 17 Eylül 2005 yılında başlayan ve 10 yıldır devam eden adalet ve özgürlükler mücadelesi, 11 Nisan cumartesi günü yapılacak olan eylemde 500. haftasına giriyor.

Video için play'e tıklayın

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Sakarya'da 17 Eylül 2005 yılında başlayan ve 10 yıldır devam eden adalet ve özgürlükler mücadelesi, 11 Nisan cumartesi günü yapılacak olan eylemde 500. haftasına giriyor.

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu’ndan yapılan açıklamada, 500. Haftada “Gelin, birlikte direnelim!” mesajı verildi.  

Sakarya Başörtüsü Platformu’nun kurucu üyelerinden Beytullah Önce, 500 haftadır süren eylemler hakkında verdiği bir röportajda, söz konusu eylemlerin başlangıcını ve devam etme nedenini şöyle ortaya koymuştu:

2005’ten beri her Cumartesi düzenlenen ‘başörtüsüne özgürlük’ eylemleri nasıl başladı?

Başörtüsü yasağı, 28 Şubat sürecinin en somut uygulama alanıydı. 2005’te Mazlumder başta olmak üzere bazı sivil toplum kuruluşları, Ankara’da ‘Beyaz Buluşma’ adıyla bu soruna dikkat çekmek ve yasağın kaldırılmasını talep etmek amacıyla büyük bir miting düzenleme kararı almıştı.

15 Mayıs günü Sıhhiye Meydanı’ndaki mitingde kalabalık bir kitle toplandı; konuşmalar yapıldı, sorun dile getirildi ve akşam olunca herkes evine, şehrine döndü. Ama ertesi gün sorun aynen devam ediyordu.

Kocaeli’deki Mazlumder üyeleri, tek seferlik bir tepkinin yeterli olmadığı düşüncesinden hareketle, bazı sivil toplum kuruluşlarının da desteğiyle Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu çatısı altında eylemlere her hafta devam etme kararı aldı.

Buna biz de Sakarya Başörtüsü Platformu’nu kurarak dâhil olduk. Bizim amacımız da İslami kamuoyunun özellikle 28 Şubat’tan beri yaşadığı yenilmişlik ve dağılmışlık halinden çıkarak, yeniden kendi sorunları için sivil iradesini geliştirmesine katkı sağlamaktı. Bireysel ya da geçici tepkiler yerine, kolektif ve sürekli bir mücadeleyi önemsiyorduk. Sivil kuruluşları kendi meselelerine sahip çıkmaya, sorumluluk almaya çağırıyorduk.

Daha sonra bu sese Ankara, Akyazı, Konya, Kütahya, Van, Antalya, Afyon gibi şehirlerden destek geldi. Altı şehirde her Cumartesi, diğer şehirlerde ise her ayın ilk Cumartesi günü “başörtüsüne özgürlük” çağrısı yapılmaya başladı. Bir süre sonra eylemleri koordine etmek amacıyla Türkiye Başörtüsü Platformları adıyla üst bir çatı yapı oluşturdu. Altı aylık periyotlarda yapılan buluşmalarda, gerek başörtüsü yasağı, gerekse ülkede öne çıkan diğer sorunlar gündeme alınıyor, tartışılıyordu.

Yasak büyük oranda bittiğine göre Sakarya’daki eylemlere devam etmenizin sebebi nedir?

Öncelikle, biz başörtüsü yasağını, salt bir eğitim hakkı ya da kimlik mücadelesi olarak tanımlamamıştık. Sistemin tamamına dair bir itirazımız vardı ve başörtüsü yasağını bunun bir parçası olarak tanımlıyorduk. Tek sorunumuz değildi fakat o günlerde hepimiz için temel bir sorundu. Bunun için eylemlere başlarken, herhangi bir siyasi partiyi, dini cemaati ya da toplumsal grubu değil bizatihi toplumun kendisini muhatap almayı tercih etmiştik.

Eylemlerimizde de sadece başörtüsü yasağını değil, ülkede ve dünyada karşılaştığımız birçok sorunu gündemimize almıştık. Bugün, başörtüsü yasağı bitmiş olabilir ama bu, bizim sistemle sorunumuzun bittiği anlamına gelmiyor.

Adalet ve özgürlük talebimizi herkes için seslendiriyoruz ve görüyoruz ki bu mücadele henüz tamamlanmış değil.

Kürt meselesinde çatışmasızlık yaşanıyor fakat hakkaniyet ve eşitlik tesis edilmedi, örneğin anadilinde eğitim hakkı hâlâ tanınmadı.

Alevilerin din kültürünün zorunlu tutulmamasıyla ilgili haklı bir talepleri var. Siyasal iktidarın her türlü gösteriye karşı uyguladığı şiddet var. Asgari ücret başta olmak üzere emek sömürüsü had safhada ve her ay onlarca emekçinin iş cinayetlerine kurban gittiği kapitalist bir iktisadi düzen var.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ya da NATO ile geliştirilen ve tüm bölgeyi büyük bir mezhep savaşına sürükleyen bölgesel politikalar var. Tüm bunların ortasında rant ekonomisiyle büyümüş ve yozlaşmış bir iktidar var.

Böylesi bir sistemde yaşanan bu ve benzeri sorunlara sessiz kalmak, bizim açımızdan zulme ortak olmak demektir. O sebeple her türlü haksızlığa karşı hakkı, adaleti ve özgürlüğü tesis edene kadar mücadeleye devam kararı aldık. Bu mücadeleyi yalnızca kendimiz için ya da kendimizden olanlar için değil, herkes için istiyoruz.

Mevcut siyasal kutuplaşmada, bu söylediklerimin ne kadar karşılık bulabildiğinden emin değilim. Fakat bu sürecin de ilelebet böyle devam etmeyeceği aşikâr. Hiç değilse yarın, Müslümanlardan bir kesimin şu an yaşanan birçok şeye razı olmadıkları ve buna karşı mücadele ettikleri daha iyi anlaşılacaktır.

06 Nis 2015 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.