İslam Özkan, Basra gösterilerini ve Irak’taki seçim çalışmalarını yazdı

İslamî Analiz yazarlarından İslam Özkan, Basra gösterileri ve Irak’taki seçim çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

İslâmî Analiz/Haber Merkezi

İslamî Analiz yazarlarından İslam Özkan, Basra gösterileri ve Irak’taki seçim çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Yazıdan bir kesit şöyle: 

Irak’ta genel olarak tabloya bakıldığında çatışma görünürde Iraklı gruplar arasında olsa da temelde ABD ile İran’ın hangisinin ülkede nüfuzunu tahkim edeceği noktasında kilitlenmiş durumda. Görünen o ki ABD, şu aşamada Sünni ya da Şii fark etmez mümkünse seküler olan, Irak’ta İran’la arasına mesafe koyacak bir hükümet kurulmasını istiyor. Basra kentindeki gösterileri de, partiler arasındaki anlaşmazlıkları da, İran Konsolosluğu’na yönelik saldırıları da bu çerçevede okumak mümkün.

Irak’taki aslında yaklaşık son iki yılda, alttan alta önemli siyasi gelişmeler yaşanıyor. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi Partisi içinde yaşanan değişim bunun en güçlü kanıtı. Parti’nin lideri Ammar el Hakim, Saddam devrilmeden yıllar önce babası Muhsin el Hakim tarafından kurulmuş olan ve yıllarca Saddam rejimine karşı silahlı mücadele veren örgütünü bırakarak 2017 Temmuzu’nda Hikmet Partisi adı altında yeni bir siyasi oluşum kurduğunu ilan etti. Hakim’in ayrılışı da yeni partiyi kurma biçimi de oldukça ilginçti. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nin üst düzey yetkililerine haber dahi vermeden partiden ayrılan el Hakim, yeni başlatmış olduğu siyasal sürece partisindeki eski isimlerden hiç birini katmadı. Tecrübeli lider, yeni siyasi oluşumda sadece gençlere ve yeni isimlere yer verileceğini belirterek, Irak’ın artık Şii-Sünni fay hatlarının ötesinde yeni bir siyasi söylem ve pratiğe ihtiyaç duyduğunu savlayarak siyasi hayatında yeni bir sayfa açmış oldu.

Bu durum, Parti’nin askeri kanadı olan Bedr Tugayları içerisindeki dengelere de yansıdı ve Haşdu’ş Şabi içerisindeki en büyük askeri yapı olan Bedr Tugaylarının Parti’den bağımsızlaşması ve Bedr’in Haşd’ın kurmuş olduğu siyasal yapının bir parçası olması noktasına getirdi. Artık Bedir Tugayları ve Ammar el Hakim yollarını tamamen ayırmış bulunuyor.

Hem Irak işgali sırasında önemli bir direnç gösteren Mehdi ordusunun hem de onun parlamentodaki grubunun liderliğini yapan Mukteda Sadr da benzeri bir süreci geçen sene başlatmıştı. Sadr hareketi ve onun silahlı kanadı Mehdi ordusu isim değiştirerek Selam Birlikleri adını almış, geçtiğimiz sene başta Musul olmak üzere bir çok Irak şehrinin IŞİD işgalinden kurtarılması için başlatılan askeri operasyonların çoğuna ya katılmamış ya da en alt düzeyde katılmıştı. Bu süre zarfında Sadr’ın diğer ortağı olduğu partilerle mesafeli duruşu dikkat çekmişti. Iraklı kentlerin IŞİD işgalinden kurtarılmasının ardından Sadr da farklı bir siyasi sürece girdi, özellikle seküler ve tabanını çoğunluğu Sünni olan partilerle eskiden beri sürdürdüğü diyaloğunun süreç içerisinde siyasi partnerliğe doğru evrildiğine tanık olundu.

Siyasi bağlamda ise Sadr da Hakim’in izinden gitti. Son parlamento seçimlerinde Sadr, eski adamlarından hiç birisini aday göstermedi, dahası seçimlere Komünist Parti ve diğer bazı seküler gruplarla birlikte kurduğu koalisyonla girdi. Burada gerek el Hakim’in gerekse Sadr’ın dış baskıların yanı sıra mezhep ve ideoloji çatışmalarından bıkmış Irak halkının siyasi partiler üzerinde kurmuş olduğu baskının payını da unutmamalı. Zira yıllar geçmesine rağmen Irak’ta ne yolsuzluklar ne gelir dağılımı ne de altyapı hizmetlerinde herhangi somut bir gelişme yaşanmış değil. Ancak öte yandan IŞİD’le mücadeleden yeni çıkıldığını daha yakın zamana kadar bazı önemli Irak kentlerinin IŞİD militanları tarafından ele geçirildiğini diğer bazılarınınsa işgal tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını göz önünde bulundurmalı. Irak’ın bir çok bölgesi 3 yıla yakın IŞİD işgalinde kaldı ve işgalden kurtarılma sürecinde Irak kentleri büyük yıkım yaşadı. Bu kadar büyük yıkımın çok kısa bir sürede düzeltilmesi mümkün olmasa da en azından şimdiye kadar yeniden imar sürecinin başlatılması gerekiyordu. Bazı Iraklılar bunun sorumlusu olarak siyasileri görüyor.

Ancak bu süreçleri Irak’ta geçen sene iki Körfez ülkesinin başlattığı, özellikle zamanlama olarak el Hakim ve Mukteda Sadr’ın siyasi açılımlarına bu kadar da tevafuk olmaz dedirtecek kadar denk gelen hamleleri göz ardı ederek süreci değerlendirmek çok da sağlıklı olmayabilir.

Hatırlandığı gibi geçtiğimiz sene S. Arabistan ve BAE Irak’ta belirli siyasi partileri ve sembol isimleri yanına çekebilmek için bir kampanya başlatmış ve bu çerçevede Mukteda Sadr ve Ammar el Hakim, önce Dubai’ye ardından Riyad’a ziyaretler düzenlemişti. Bu sürecin ardından söz konusu iki ismin siyasi kampanyalarına büyük miktarlarda parasal yardım yapıldığı haberleri basında yazıldı çizildi. Ancak BAE ve S. Arabistan’ın bu hamlelerinin kendilerine ait bir proje olduğu ve salt Irak üzerindeki İran nüfuzunu kırmak için böyle bir işe giriştikleri meselesine oldukça kuşkulu yaklaşılıyor. Zira bu iki yönetimin, ABD ve Trump yönetimiyle iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin ötesine geçen bağları, bu kuşkuyu güçlendirirken söz konusu iki ülkenin girişimlerinin ABD’nin Irak’ta İran ile girişmiş olduğu nüfuz mücadelesinin bir parçası olduğu izlenimini perçinliyor.

Siyasi arenada geçtiğimiz yıl bir diğer önemli gelişme ise birçok Irak kentinin kurtarılmasını ya bizzat sağlamış ya da büyük katkıları olmuş Haşduş Şabi (Halk Seferberlik Güçleri)’nin askeri operasyonların büyük ölçüde tamamlanmasının ardından siyasete katılacağını ilan etmesi oldu. Bu karar, Irak’taki siyasi dengeleri alt üst edecek bir karardı. Bir yandan daha sonra Irak parlamentosunun kararıyla Irak ordusunun bir parçasına dönüşmüş olan milis grupların siyasete katılmalarının sivil-asker ilişkilerine nasıl bir etkide bulunacağına ilişkin belirsizlik, diğer taraftan da o ana kadar siyasal kavgaların bir parçası olmamış dolayısıyla yolsuzluklara bulaşmamış olmanın getirdiği avantajlar bir arada değerlendirildiğinde, olumlu olumsuz birçok etkenin aynı anda var olduğu bir sürecin tetiklendiğine şahit oldu Irak.

Tüm bu gelişmeleri, yani farklı mezhebi ve dini kimliğe sahip farklı ideolojik eğilimleri olan siyasi partilerin birbiriyle koalisyon kurma arzuları, siyasi liderlerin kemikleşmiş mezhebi kimlikleri aşma yönündeki iradeleri, hizmet ve Irak vatandaşlığı temelindeki sosyolojik sonuçlarına baktığımızda, bunların tamamının bir açıdan Irak’ta yeni bir sosyolojik ve siyasi süreci başlattığını dolayısıyla olumlu bir süreci işaret ettiğini düşünmek mümkün.

Ancak öte yandan bu süreç Irak’taki siyasal dengeler içerisinde, ABD ile İran nüfuz mücadelesinde ABD’nin elini güçlendirecek bir takım gelişmeleri beraberinde getirecekse Irak’taki yeni açılan bu sayfanın üzerinde durmak gerekiyor. Zira Irak’ın bugün siyasi açıdan dağılmış, idari olarak kurumları iflas etmiş, halk yolsuzluklar içerisinde boğulan bir siyasal yapının kucağına itilmişse bunda, Irak’ın bütün kurumlarını lağvederek tam bir kaosa yol açan ABD işgal yönetiminin hiç mi payı yok? 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız. 

10 Eyl 2018 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.