Ali Bulaç “din dersi ve başörtüsü”nü yazdı: Benim İslam’dan ve İslamcılıktan anladığıma göre çocuğun velayeti devlete değil, ebeveynine aittir

Gazeteci-yazar Ali Bulaç, zorunlu din dersi ve başörtüsü serbestisini ele aldığı yazısında, reşid olmayan bir çocuğun başörtüsü takmasına karşı çıkanların, zorunlu din dersi kararı için ebeveynlere danışılması gerektiğini düşünmelerinde ciddi bir tutarsızlık olduğunu belirtti.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Gazeteci-yazar Ali Bulaç, zorunlu din dersi ve başörtüsü serbestisini ele aldığı yazısında, reşid olmayan bir çocuğun başörtüsü takmasına karşı çıkanların, zorunlu din dersi kararı için ebeveynlere danışılması gerektiğini düşünmelerinde ciddi bir tutarsızlık olduğunu belirtti.

“Ahlaki ve mantıki olarak tutarsızlığa düşmemek için karar vermek lazım: Çocuğun velayeti kime aittir? Anne-babaya mı, devlete mi?” diyen Ali Bulaç, olması gerekeni şöyle ifade etti: “Devlet, din dersini zorunlu olmaktan çıkarmalı, başörtüsünü de serbest bırakmalı. Benim İslam’dan ve İslamcılıktan anladığıma göre çocuğun velayeti devlete değil, ebeveynine aittir; ‘dinde zorlama’ yoksa kimsenin çocuğuna zorla din dersi verilmez. Din dersi ve başörtüsü konusunda karar devletin değil, anne-babanındır.”

Yazının tamamı şu şekilde:

Hükümetin ortaöğrenimde başörtüsünü serbest bırakmayı öngören düzenleme yapması tartışmayı yeniden alevlendirdi. Tartışma “mecburi din dersi” konusuyla birlikte yürütülüyor.

Laikçi çevreler temelde 9 yaşındaki kız çocuklarına ailelerin isteğiyle başörtüsü taktırılmayacağını, çünkü bu yaştaki çocukların özgür bir tercihte bulunamayacaklarını öne sürüyorlar. Bu savunma özünde doğru bir hükme dayanır. Dinlerde olduğu gibi hukuk sistemlerinde de insanın özgür tercihini akil ve baliğ olmasıyla kullanabileceği hükmü esastır. Rüşd çağına giren insan hukuki bir kişilik sahibi olup bedeni ve malı üzerinde iradi tasarrufta bulunabilir. Raşid oluncaya kadar çocuğun velayeti bir başkasındadır. Fakat laikçiler ergin olmayan kızların anne-babalarının tercihi sonucu başlarını örtmelerine karşı çıkıyorlar.

Aynı çevreler mecburi din dersine (aslında din ve ahlak kültürüne) karşı çıkarken, başörtüsüyle ilgili argümanlarını değiştiriyorlar. Bu sefer “anne-babanın rızası olmadan devlet çocuğa din dersi veriyor, buna hakkı yoktur!” diyorlar. Bu durumda çocuğun din dersi alıp almaması kararı ebeveyne ait olmaktadır. Yani anne-baba istemiyorsa, devlet çocuğu din dersini almaya mecbur edemez. Prensip itibarıyla bu doğru.

Buradan şu sonuca varıyoruz: a) Ergin olmayan kız çocuğu başını örtme veya din dersi alma konusunda kendisi karar verebilecek yaşta değildir; b) Rüşd çağına girmediği için kararı “veli” yani çocuğun velayetini elinde bulunduran vermektedir.

Eğer bu muhakeme doğru ise o zaman şu sorulabilir: Madem karar verme yaşında olmayan çocuğun başını örtmesi veya din dersini alması veliye bırakılmıştır, neden velinin çocuğuna din dersinin verilmesine karşı çıkması hukuki iken, başını örtmesine karar vermesi hukuki olmuyor? Çocuğun iki durumuyla ilgili karar merciini seçerken apaçık çelişki, hatta tutarsızlık söz konusu olmaktadır. Din dersinde veli karar mevkiinde iken, başörtüsünde karar verme mevkiinden indirilmektedir. Gayet tabii bu hem tutarsızlıktır hem de çifte-standart tutumdur.

Laikler çifte standardı kullanırken yine çifte gerekçeye dayanırlar: Açık veya gizli Fransız ihtilalinden kalma arkaik bir fikre dayanarak başörtüsü konusunda velayetin anne-babaya ait değil, devletin elinde olduğunu savunmaktadırlar. Onlara göre eğer başlarını örteceklerse kız çocuklarının velayeti devlette, din dersi almaları söz konusuysa velayet anne-babanın elinde olmalıdır.

Ahlaki ve mantıki olarak tutarsızlığa düşmemek için karar vermek lazım: Çocuğun velayeti kime aittir? Anne-babaya mı, devlete mi?

Hükümet, 12 Eylül eseri din dersi mecburiyetini devam ettiriyor. Şahsi olarak benim kanaatim İslam dini yanında, diğer dinler ve Alevilik dâhil mezheplerin tümü hakkında mümkün mertebe tasviri bilgileri ihtiva eden bir dersin her dinden ve mezhepten çocuğa okutulması faydalıdır. Ders “eğitim” düzeyinde olmayıp “öğretim” düzeyinde ve bilgilendirme amaçlı olmalıdır. Ancak madem bu konuda bir mutabakat yok, o halde din dersini zorunlu olmaktan çıkarıp velilerin tercihine bırakmak gerekir. Laikler belki çocuklar arasında “din dersini alanla almayan” ayrımına yol açar diye itiraz edebilirler, bunun büyük bir sakıncası yoktur. Devlet 12 Eylül rejiminin devamı olarak velilere sormadan din dersini zorunlu kılmakla yanlış yapmaktadır. Fakat hükümetin başörtüsüyle ilgili aldığı karar doğrudur, yerindedir ve 32 senedir devam eden büyük bir haksızlığı sona erdirmektedir. Eğer hükümet, din dersinde olduğu gibi başörtüsü takma mecburiyeti getirseydi yanlış yapmış olurdu ama velilerin seçimine bırakmıştır: Dileyen çocuğunun başını örter, dileyen örtmez. Bu da çocuklar arasında ayrımcılığa yol açmaz, okulun dışında gündelik hayatta, hatta aynı ailede kızların ve kadınların kiminin başı örtülü, kiminin ki açıktır, bundan dolayı da sosyal bir huzursuzluk çıkmadı.

Olması gereken şudur: Devlet, din dersini zorunlu olmaktan çıkarmalı, başörtüsünü de serbest bırakmalı. Benim İslam’dan ve İslamcılıktan anladığıma göre çocuğun velayeti devlete değil, ebeveynine aittir; “dinde zorlama” yoksa kimsenin çocuğuna zorla din dersi verilmez. Din dersi ve başörtüsü konusunda karar devletin değil, anne-babanındır.

16 Eki 2014 - 00:00 - Türkiye



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.