Cemil Bayık: ABD arabulucu olsun; müzakereye oturulmazsa ya iç savaş gelişir ya da darbe

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, HDP'nin seçimlerde olası CHP ittifakını doğru bulmadıklarını söyledi

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık , tahammül sınırlarının sonuna geldikleri için müzakere taslağı sunduklarını belirterek, "Müzakerelere oturulmazsa ya darbe gelişir ya da iç savaş" diye konuştum.

Bayık, müzakere aşamasında her şeyin belgeli olması ve yazıya dökülmesi gerektiğini ancak Türkiye'nin müzakere sürecini diyalogla yürütmek istediğini ve arkada arkada belge bırakmak istemediğini söyledi.

IMC TV'den Ayşegül Doğan 'ın sorularını yanıtlayan Cemil Bayık, AKP'nin Kemal Derviş 'in ekonomik politikalarını uyguladığını ancak sona gelindiğini ifade ederek, "Ekonomik kriz Türkiye'nin kapısındadır" diye konuştu,

İşte Ayşegül Doğan'ın IMC TV için yaptığı Cemil Bayık röportajının tam metni.

Ayşegül Doğan: Hakikaten Türkiye'de gündem çok sıcak. Buradan nasıl göründüğü çok da merak ediliyor. Özellikle barış ve demokratik müzakere süreci taslağı sonrası gelişmelere dair sizin fikriniz, yaklaşımınız, PKK'nin ortaya koyduğu tavır nedir? Öcalan'dan gelen son mesajı siz nasıl karşıladınız? 30 Kasım mesajının diğer mesajlara göre bir farkı var mıydı sizce?

Cemil Bayık: Önder Apo, 2013 Newroz’unda tarihi bir adım atmıştı. 30 Kasım'da ise o adımın üzerinde onu da aşan yeni bir tarihi adım attı. Elbette ki bütün bu adımları gelişen ortamı değerlendirerek, gelişmelerin Orta Doğu'daki boyutunu, Kürdistan'daki boyutunu, Türkiye 'deki boyutunu görerek bu tarihi adımları atıyor. Önder Apo'nun öteden beri bütün çabası Kürt sorununu barışçıl demokratik siyaset yöntemi ile çözmektir. Bunun için tek taraflı adımlar attı, bunda ısrar etti ve bütün psikolojik özel savaş yöntemlerine rağmen, bunlara da tahammül ederek çözümde hep ısrarlı oldu. Belli bir yere kadar bunu da tek yönlü getirdi. Son yeni bir hamle yaptı, yeni bir tarihi adım geliştirdi.

Nedir bu tarihi adım?

Bayık: Bunu aslında şunun üzerinde geliştirdi: Daha önce AKP Hükümeti güya çözüm adı altında aslında tasfiyeyi amaçlayan bir plan geliştirdi. Biz kesinlikle bunun bir tasfiye planı olduğunu açıkça kamuoyuna söyledik. Önder Apo, hem Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye'deki gelişmeleri dikkate alarak ve sunulan yol haritası adı altındaki tasfiye planını dikkate alarak Demokratik Çözüm Taslağı'nı geliştirdi. Mademki sizler hep kamuoyuna çözümden yana olduğunuzu söylüyorsunuz, “buyurun size çözüm taslağı” dedi. Bu son müzakere taslağını bunun için geliştirdi. Bu müzakere taslağında dört madde ve her maddenin alt şıkları var. Önder Apo, birinci maddede yöntem sorunu üzerinde duruyor. Yani Kürt sorunu hangi yöntem izlenerek çözümlenebilir? Bunun yöntemini ortaya koyuyor ikinci maddede ise müzakerelerin, çözümün hangi felsefe ile hangi teorik temelle, hangi tarihsel temele dayandırılarak geliştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü müzakere olacaksa onun mutlaka dayanabileceği tarihsel bir temelin, teorik bir temelin olması gerekiyor. İşte ikinci maddede Önder Apo bunları ortaya koyuyor.

Üçüncü maddede ise müzakere yapılacak konular neler olabilir bunları ortaya koyuyor. En son 4. madde olarak da eğer birinci, ikinci ve üçüncü maddeler kabul edilir, bu temelde müzakereler gerçekleştirilir ve bir sonuca ulaşılırsa karşılıklı olarak onun pratik uygulamalarını kapsıyor. Pratikte bu anlaşma nasıl hayata geçirilecektir? Bu, karşılıklı paralel adımlar atılarak gerçekleştirilecek. Böylesi bir demokratik deklarasyonu ifade ediyor. Biz hareket olarak bütün bileşenlerimizle bu Demokratik Müzakere Taslağı’nı değerlendirdik ve bu taslakla sorunun çözümlenebileceğine Türkiye'nin demokratikleştirilebileceğine ve bu temelde Ortadoğu'da demokratikleşme adımlarının geliştirilebileceğine karar verdik. Onun için bu taslağı kabul ettiğimizi heyetle birlikte Önder Apo'ya ilettik. Ayrıca bunu kamuoyuna da zaten bir açıklama ile duyurduk.

Evet ama...

Bayık: Ve bunun karşısında Türk hükümetinin de bu taslağı kabul edip etmediğini açıklamasını istedik. Eğer kabul ederse bu temelde hemen müzakerelere başlaması gerektiğini söyledik. Çünkü Önder Apo bu Demokratik Müzakere Taslağı'nın hangi süreçlerde, hangi maddelerinin ele alınabileceğini de ortaya koymuş durumda. Çünkü Türkiye'de bir seçim söz konusu. Sürekli, AKP geçmişten beri Kürt sorunun çözümünü hep dillendirdi ama çözüm yönünde adımlar atmadı her şeyi seçimlere kurban etti, iktidarına kurban etti. Yeniden böyle bir durumun yaşanmaması için Önder Apo seçimlerden önce bu sorunun eğer çözülecekse müzakere ile çözülmesi gerektiğini eğer çözülmeyecekse de bunun netçe ortaya çıkmasını istedi. Bunun içinde tarihler belirledi.

Peki, bu tarihlerle ilgili tartışmalar da var. Şimdi şuradan devam etmek istiyorum. Bir takım takvimlerden bahsediliyor hatta Nisan ayından söz ediliyor ve seçimlerden önce barışın olabilme ihtimalinin güçlü olduğunu söyleyenler de var. Bunlar ne kadar mümkün bütün bunları soracağım. Fakat şuraya dönmek istiyorum. Öcalan’la yapılan son görüşmeden sonra HDP heyetinin kamuoyu ile paylaştığı mesaja dönmek istiyorum, yasal zemin hazırlanmadan yaptığı çağrıların yanılgılı olduğunu bu nedenle de Türkiye halklarına özeleştiri verdiğini söylüyor. Bu özeleştiri vurgusunu siz nasıl karşıladınız? Ne demek istedi tam olarak sizce?

Bayık: Şimdi biz yeni strateji değişikliği yapmıyoruz, biz strateji değişikliğinin temellerini 93'teki birinci ateşkesle birlikte geliştirdik. Yeni stratejimizin temellerini yine daha sonra Önder Apo' nun İmralı'da netleştirdiği paradigmanın temelleri birinci ateşkes ile atıldı ve o tarihten beri geliştirildi, netleştirildi. Yeni bir strateji geliştirilmiyor. 93'te temelleri atılan strateji esas alınıyor. Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü, barışçıl çözümü esas alınıyor. Bunun için hem 2013 Newroz’unda hem de şimdi geliştirilen Demokratik Müzakere Taslağı'nda bu stratejiye uygun çözümler geliştiriliyor. Burada sadece Kürt sorunun çözümü hedeflenmiyor. Aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleştirilmesi, bu temelde Orta Doğu'nun demokratikleştirilmesi hedefleniyor. Onun için oldukça kapsamlı bir demokratikleşme hamlesini ifade ediyor.

Doğru olan budur. Bu adımlar öteden beri atılırken elbette ki Önder Apo ve hareketimiz kendine ve halkına güvendiği için artık sorunun demokratik siyasal yöntemle çözümünde ısrar ettiği için birçok kez tek taraflı adımlar attı ve bugüne kadar getirdi bunu. Hem de bütün psikolojik özel savaş yöntemlerine ve sabote etme çabalarına rağmen tek taraflı ısrarlarla günümüze kadar getirildi. Ama hepsi iktidarca seçim oyunlarına, iktidar oyunlarına kurban edildi. Artık bu tarzda seçimlere kurban edilemeyeceği, iktidar amaçlarına kurban edilemeyeceği noktasına gelindi. Bu son Demokratik Çözüm Taslağı, burada geliştirilen tarihler bunu açıkça ortaya koyuyor. Artık eskisi gibi bizim tahammül etmemiz beklenmemelidir. Biz çok tahammül ettik hem kendimize güvendiğimiz için hem sorunun demokratik siyasal yöntemle çözümlenmesinde ısrarlı olduğumuz için tahammül ettik, bunun için de Türkiye'deki zihniyetin değişmesi, AKP'nin çokça dillendirdiği önündeki vesayet engelinin kalkması, yine Rojava'daki halkımızın geliştirdiği özgürlük devriminin gelişip kalıcı hale gelmesi için tahammül ettik, ama artık bu tahammül sınırlarının sonuna geldik. Bunun için son bir kez Önder Apo Kürdistan halkına, Türkiye halklarına, Orta Doğu halklarına ve insanlığa duyduğu saygının gereği olarak bu müzakere taslağını geliştirdi.

Bu son şanstır diyorsunuz o halde.

Bayık: Evet. Eğer Türkiye'deki hükümet bu müzakere taslağını kabul eder, belirlenen tarihlere göre adımlar atarsa bu bizim için memnuniyet verici olur ve istediğimiz de budur. Herkesin de beklentisi bu yönde ama bu taslağı kabul etmezse, bu temelde hemen müzakereye başlamazsa veya müzakereyi kabul eder ama bu takvimlere göre yürütmezse zamana oynarsa, süreci bu tarzda oyalar yine seçimlere götürmeye, bunu da iktidar amaçlı kullanmaya kalkarsa bunun bizim tarafımızdan kabul edilmeyeceği çok açıktır. Burada sorunuzdaki diğer noktaya da açıklık getirmek istiyorum.

Buyurun.

Bayık: Biz hareket olarak eleştiri ve özeleştiriyi esas alan bir hareketiz. Hareketimizin gelişmesi, kendini sürekli yenilemesi, gelişme ve başarısı bu ilkeye her şart altında bağlı kalmamızdan ötürüdür. Biz hiçbir zaman eleştiri ve özeleştiriden çekinmeyen bir hareketiz ve bunun gereklerine inanan bir hareketiz. Bu temelde kedimizi sürekli eğiten, sürekli eksik ve hatalarımızdan arından, kendimizi canlı kılan bir hareketiz. Dikkat edilirse Önder Apo, bu süreçte gösterdiği bazı çabalarından ötürü kamuoyuna özeleştirilerde bulundu.. Dedi ki "Ben aslında Türkiye'ye güvendim, oldukça da açık davrandım, samimi davrandım sorunun çözümü için, onun için barış gruplarının gelmesinde, yine silahlı güçlerin Kuzey’den Güney’e çekilmesinde yazılı belgelere başvurmadım, bunda ısrar etmedim bu adımları atarken Türkiye'nin karşılıklı bazı adımlar atacağını düşündüm ama daha sonra ortaya çıktı ki bu adımları atarken tek taraflı atmamak gerekiyormuş, bizzat bunları müzakere yapmak ve bu temelde anlaşmalara varmak, bunları yazılı hale getirip imzalamak gerekiyormuş.

Ben bunu yapmadığım içi hatalı davrandım, bundan dolayı da özeleştiri veriyorum" dedi. Bu Önder Apo'nun PKK'deki partileşmenin temel ilkesi olan eleştiri ve özeleştiri ilkesine bağlılığını ortaya koyuyor. Biz şunu söylüyoruz eleştiri ve özeleştirinin olmadığı yerde PKK yok. PKK'nin dışında her türlü anlayış ve tutum vardır. Onun için biz hem halkımıza hem halklara, insanlığa duyduğumuz saygıdan dolayı ve özgürlük amacımız olduğu için sürekli eleştiri ve özeleştiriyi yaşayan bir hareketiz. Bizi canlı kılan başarıya götüren bu ilkedir.

Ayşegül Doğan: Neden şimdi ve böyle bir zamanda buna ihtiyaç duydu?

Bayık: Öteden beri, yıllardır diyaloglar vardı. Diyalogla yapılması gereken şey fazlasıyla yapıldı. Artık diyalogla çözümlenecek herhangi bir şey kalmadı. Bunun üzerinden artık müzakerenin yapılması gerekiyor. Müzakere aşamasında da her şeyin belgeli hale gelmesi gerekiyor, yazılı hale getirilmesi gerekiyor ve karşılıklı imzalanması gerekiyor. Bunun için Önder Apo bu özeleştirileri yapıyor. Çünkü müzakere taslağı ile müzakerelerin başlatılmasını amaçlıyor, müzakerelerde de eğer Türkiye kabul ederse karşılıklı görüşülen, tartışılan varılan sonuçların güvence haline getirilmesi gerekiyor. Yazılı belge halinde ve imzalanarak muhafaza edilmesi gerekiyor. Bu olmadan müzakereler yapılamaz. Türkiye hep işleri diyalogla yürütmek istiyor. Müzakere yapmak istemiyor. Buna geçmek istemiyor, hiçbir şeyin yazılı, imzalı olmasını istemiyor. Çünkü arkada hiçbir belge bırakmak istemiyor. Eğer belgeli olursa Türkiye bunları inkar edemez. İnkar etmeye kalktığında bunlar kamuoyu nezdinde paylaşılır. O zaman kimin sorunun çözümünden yana olduğu, kimin olmadığı kimin aldatmaya çalıştığı ortaya çıkar. İşte Türkiye hep işleri diyalog sürecinde tutmak istediğinden dolayı müzakereler için çalışmayı kabul etmiyor.

Taslağı kamuoyuna açıklayacağınızı söylediniz ama açıklamadınız. Neden açıklanmadı? Bu süre içerisinde herhangi bir temas söz konusu oldu mu? Hükümetin ne düşündüğüne dair size bir bilgi mi geldi?

Bayık: Evet. Eğer hükümet Önder Apo' nun sunduğu demokratik müzakere taslağını kabul ettiyse o zaman derhal müzakerelere başlanması gerekiyor. Ama hala müzakerelere geçilmiş değil. Biz AKP' nin yaklaşımlarında Önder Apo'nun belirlediği sürelerin aşılması yaklaşımını gördük. Bu açıdan...

Bir süre mi belirlenmişti o taslakta?

Bayık: Elbette

Ne kadarlık bir süreydi?

Bayık: Bunu kabul etmeyeceğimizi, belirlenen sürelere bağlı kalması gerektiğini söyledik. Onun için o açıklamayı yaptık ve dedik ki, eğer iki güne kadar görüşmeler olmazsa biz kamuoyuna duyduğumuz saygıdan dolayı bu Müzakere Taslağı’nı kamuoyuna açıklayacağız. Çünkü bizim geliştirdiğimiz Müzakere Taslağı sadece Kürt sorunun çözümünü amaçlanmıyor. Bir bütün Türkiye'nin demokratikleşmesini amaçlıyor. Bütün demokrasi, özgürlük, adalet isteyen herkesin özlemlerini içeriyor. Böyle bir müzakere taslağının hükümetçe devletçe kabul edilmemesi veya bunun hep tartışmalar süreci ile geçiştirilmesi, belirlediğimiz müzakere takvimlerinin aşındırılması bunu da sırf zaman kazanarak seçimlere getirilmesi daha sonrada "seçim sürecidir" deyip işte bu sorunlar müzakere yapılmaz ancak seçimlerden sonra yapılabilir biçimindeki bir yaklaşımı gördüğümüz için biz bunun kabul edilemeyeceğini kamuoyuna duyurduk bu açıklamalarımızla ve neden Türk devlet ve hükümeti bu müzakere taslağını kabul etmiyor, acaba bu taslakta Türkiye'ye karşı herhangi bir şey mi var, bunun için mi kabul etmiyor, bunu da açıklayamıyor?

O zaman biz taslağı kamuoyuna açıklayabiliriz. Kamuoyu da taslağı görsün bu taslakta Türkiye'nin aleyhine herhangi bir madde yoktur. Tam tersine bir bütün Türkiye halklarının özlemlerini, hayallerini gerçekleştirmeyi amaçlayan bir taslaktır. Eğer bu yayınlanır ve herkesçe de görülürse o zaman bizim ne kadar çözümde ısrarlı olduğumuz ve Türkiye'nin, Türk devlet ve hükümetinin çözüme ne kadar gelmediğini, söylediği sözlerin bir anlamının olmadığını kamuoyu öğrenmiş olur. Çünkü sürekli AKP işte Kürt sorununu çözeceğini, büyük adımlar attığını, az bir kısım kaldığını, bunu da kısa bir sürede çözeceğini, işlerin iyi yürüdüğünü sürekli propaganda etmektedir. Kamuoyu bu yönlü bir beklenti içerisine sokulmaktadır. Kamuoyu da gerçekten herhalde bu sorun çözümleniyor biçiminde bir algıya varmaktadır. Bütün bunların doğru olmadığını kamuoyu nezdinde ortaya çıkarmak için biz dedik o taslağı yayınlayabiliriz ama...

Peki niye vazgeçtiniz?

Bayık: Ama bu süreçte bize haber geldi. Bizimle görüşen HDP Heyetinin Önder Apo ile görüşmeye gideceği, onun öncesinde Türk devlet heyetinin Önder Apo'yla görüştüğünü bize ilettiler. Biz mademki bu görüşmeler oldu oluyor sonuçlarını görelim ondan sonra kararımızı uygularız veya uygulamayız biçiminde bir sonuca vardık. Onun için kamuoyuna o müzakere taslağını açıklamadık.

Peki bu görüşmelerin sonucu?

Bayık: Bu arada Türkiye'de biliyorsunuz Fethullahçılara yönelik bir operasyon gelişti tam da belirttiğimiz tarihe denk bir operasyondu. Bu bizce gündemi değiştirmeye yönelikti. Eğer müzakere taslağını bu süreçte yayınlarsak bunun da suistimal edileceğini, gündemleştirilmeyeceğini hatta AKP'nin bunu kendi amaçları için kullanabileceğini düşünerek biz bu süreçte yayınlamadık. Görüşmelerin sonucunu bekledik. 17 Aralık'ta görüşme oldu Önder Apo ile. Bu görüşmede ortaya çıkan sonuç pek de bizim istediğimiz tarzda müzakere taslağının kabul edildiği, orda belirlenen tarihlere uyularak müzakerelerin geliştirileceği biçiminde değil. Gördüğümüz yine oyalamadır yine o müzakere taslağını hep tartışma içerisinde tutma, böylelikle tarihleri aşındırmadır, her şeyi seçimlere endekslemedir, seçime her şeyi kurban etmedir. Eğer bu yaklaşım terk edilmezse bizim bunu kabul etmeyeceğimizi kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Çünkü biz..

17 Aralık görüşmesi yansımadı kamuoyuna.

Bayık: Evet yansımadı. İlk kez ben bunu kamuoyuna duyuruyorum. Kamuoyunun bunu böyle bilmesi gerekiyor. Kamuoyunun bir de şu gerçeği çok iyi bilmesi gerekir; biz tek taraflı şimdiye kadar bir çok adım attık, en son bu demokratik müzakere taslağını önderliğimiz geliştirdi. Eğer bu da kabul edilmezse belirlediğimiz tarihlere göre müzakereler geliştirilip sonuçlandırılmazsa artık bizim yapabileceğimiz herhangi bir şey kalmamıştır. Çünkü biz yapabileceğimizin en fazlasını yapmış olduk. Halklarımıza insanlığa karşı duyduğumuz sorumluluğun gereği olarak yaptık. Bir çok şeye tahammül ettik artık eski tarzda süreci sürdürmenin bir anlamı yoktur.

Peki taslağa birtakım itirazlar mı olmuş? Ne olmuş 17 Aralık görüşmesinde? Biraz daha somutlamak için oyalamaya tahvil eden yaklaşımı size nasıl ifade ettiler? Tam olarak ne tartışılmış ya da tartışılabilmiş mi, daha fazla süre mi istenmiş? Seçimlerden sonrasına mı ertelenmek istenmiş?

Bayık: Hayır. O konular da net bir şey söylenmiyor. Açıkça biz reddediyoruz da denilmiyor, biz bunu kabul ediyoruz müzakerelere hemen başlayalım da denilmiyor. Hep sürüncemede tutuluyor. Çeşitli nedenler ortaya konuluyor ki, bunlar bizim açımızdan hiç de gündemleştirilmemesi gereken nedenlerdir. Bu müzakere taslağının kabul edilmesi gerekiyor. Onun için derhal, hiçbir gün dahi ertelemeden müzakerelerin başlatılması gerekiyor ya da bu taslağın reddedilmesi gerekiyor. Durumun netlik kazanması gerekiyor. Durum netlik kazanmazdan bu tarzda bu süreci götürmemiz mümkün değildir.

Öcalan da sizin gibi mi düşünüyormuş bu konuda?

Bayık: Elbette. Öcalan'ın koşulları farklıdır üstlendiği roller farklıdır. Bizim koşullarımız üstlendiğimiz roller ise farklıdır.Bu çokça bazılarının belirttiği gibi birbirlerine karşı koyma falan değildir arada çelişkiler falan değildir. Bunlar birbirini tamamlayan rollerdir.

Biraz açar mısınız? Öcalan’ın tutumu sizin karalarınızda belirleyici oluyor mu? Zaman zaman farklı okumaları oluyor ya da bu okumalar farklı bakış açıları gibi değerlendiriliyor sizin de dediğiniz gibi ve hala çok taze bu konu sanki Öcalan süreç iyi gidiyor diyor ama Kandil'deki KCK'li yöneticiler süreçten hiçbir şekilde tatmin olmuyorlarmış gibi bir algı da var. Koşullar ve bu farklılıkları daha somut ifade etmeniz gerekirse ne dersiniz?

Bayık: Şimdi Önder Apo sürecin çok iyi gittiğini söylemiyor. Hiçbir zaman bunu söylemedi.Hep eleştirdi hep atılması gereken adımların neler olması gerektiğini belirtti. Eğer Türkiye adımlar atarsa bunun karşılığında PKK'nin de ne tür adımlar atabileceğini ortaya koydu. Hareketimizde Önder Apo'nun yaklaşımlarını hep esas aldı. Bu konuda Önder Apo farklı, hareket farklı çözümler önermedi. Dikkat edilirse en temel tarihsel adımlar atıldığında hamleler yapıldığında hareketimiz hep bu hamlelerin yanında olduğunu kamuoyuna açıkladı. Bu konuda önderliğimiz ile hareketimiz arasında çelişki yoktur. Hiç kimsenin de böyle çelişkiler peşinde koşmaması gerekiyor. Bunlar boş çabalardır, bunlar hep kamuoyunu aldatmaya dönük psikolojik savaş çabalarıdır.Türkiye'de psikolojik savaş sürekli yürütülüyor. Sürekli gerçeklerin anlaşılmaması için gerçeklerin ters düz edilerek kamuoyuna sunulması için büyük çabalar yürütülüyor.

Bu basın aracılığı ile yürütülüyor, bu partiler aracılığı ile yürütülüyor, bu bazı sivil toplum örgütleri aracılığı ile yürütülüyor. Bunu birçok kesim de biliyor. Bu rejim psikolojik savaşı yürütmeden, sürekli çelişki yaratmadan, sürekli birbirinin karşısına koymadan, sürekli düşman üretmeden kendini zor yürütebilir. Bunun için sürekli bu tip yöntemlere başvuruyor. Sürekli Önder Apo'yla hareket hakkında veya hareket ile halk arasında veya Önder Apo ile halk arasında çelişkiler hep yaratılmaya çalışılıyor. Biraz da asılında bu istendiği için yapılmak isteniyor. Bunun için hep bu yöntemlere başvuruluyor. Sürekli hareketimizle Önder Apo karşı karşıya getirilmek isteniyor. Bunu sadece hareketimiz ile önderlik arasında yapmıyor. Bunu legal siyaset ile önderlik arasında da yapmaya çalışıyorlar. Legal siyasetin kendi içinde de yapmaya çalışıyorlar. Hani meşhurdur 'Osmanlılarda oyun çoktur' derler. Bunu boşuna söylememişler. Sürekli böyle oyunlar oynanıyor. Sürekli tezgahlar düzenleniyor ama artık bunlar sökmüyor. Belki başka güçler nezdinde etkili olabilir ama PKK'de bunların artık etkili olması düşünülemez. Çünkü PKK bu rejimin karakterini çok iyi çözümlemiştir. Bu rejimin bir özel savaş rejimi olduğunu, psikolojik savaşı sürekli önde tuttuğunu çok iyi bilen bir hareketiz. Çünkü biz yıllardır bu rejimle mücadele içindeyiz. Bu rejim de bizi çok iyi tanıyor. Biz de bu rejimi çok iyi tanıyoruz. O açıdan artık bu tip çabalar boş çabalardır.

Sizi çok iyi tanıyorlarsa niye bunu yapmayı sürdürüyorlar peki?

Bayık: Çözüm amaçları olmadığı için bu yöntemlere başvuruyorlar. Eğer çözüm amaçları olsaydı kesinlikle bu tip yöntemlere başvurmazlardı daha saygılı yaklaşırlardı. Eğer saygılı yaklaşmıyorlarsa sürekli çelişki çatışma yaratmak istiyorlarsa sürekli birbirlerinin karşısına koymaya çalışıyorlarsa burada çözüm amaçlarının olmadığını görmek gerekir.

Kürt hareketi içersinde bir söz birliği var diyorsunuz. Yine de zaman zaman sizden gelen açıklamalar çok daha eleştirel olabiliyor.

Bayık: Bu normaldir. Dediğim gibi yani Önder Apo 'nun rolü ile bizim rollerimiz farklıdır. Biz hiçbir zaman önder Apo'nun rollerini üstlenemeyiz. Önder Apo 'da bizim rollerimizi üstlenemez.Eğer birtakım açıklamalar oluyorsa bundan ötürüdür. Bunlar birbirini tamamlayan açıklamalardır. Öyle farklı açıklamalar falan değildir.

Müzakere süreci taslağına geri dönersek peki bundan sonra ne olacak ne bekliyorsunuz? Bundan sonraki görüşme ve akabinde muhtemelen yeniden hükümet yetkilileri ile görüşme olacak mı olmayacak mı? Süreç nasıl ilerleyecek?

Bayık: Şimdi bizim için sorun görüşmelerin olup olmaması veya heyette yeni kişilerin katılıp katılmaması değildir. Bunlar artık geride kalmıştır. Bizim için esas sorun Önder Apo'nun sunduğu Demokratik Çözüm Taslağı'nın kabul edilip edilmemesidir. Bunun zaman geçirilmeden netlik kazandırılması gerekiyor...

Ne kadarlık bir zamandan bahsediyorsunuz?

Bayık: Tek gün dahi geçirilmemesi gerekiyor. Diyelim ki taslak müzakere için kabul edildi ama müzakerelerin de belirlediğimiz süreçlerde gerçekleştirilmesi, tamamlanması gerekiyor. Müzakerelere başlanır ama bunun sonu getirilmezse çeşitli nedenlerle uzatılırsa ve işler yine seçime kurban edilmek istenirse bizim kabul etmeyeceğimiz bilinmelidir. Ben daha önce de belirttim yani belki tahammül sınırlarını aşan tahammüller gösterdik. Bunun nedenlerini de belirttim. Artık gelinen aşamada bu tahammülleri göstermemiz değildir. Hiç kimse de bunu bizden beklememelidir. Artık tahammül sınırlarının sonuna geldiğimiz için son bir kez olarak bu müzakere taslağını sunduk ve bunu da takvimlere bağladık. Tekrar oyalama, zaman zaman, aldatmaların önünü almak için takvime bağladık. Onun için bu takvime göre işlerin yürütülmesi gerekiyor. Eğer yürütülmezse biz hem taslağı kamuoyuna açıklayacağız hem de tavrımızı çok net kamuoyuna duyuracağız.

Ama biraz daha bekleyeceksiniz anladığım kadarıyla.

Bayık: Çok bekleyemeyiz. Çünkü seçimlere çok kısa bir süre kaldı hatta seçimler öne çekilebilir çeşitli nedenlerden ötürü, AKP zaman yok, müzakere yapamayız, artık seçimlerden sonrasına kalmalı derse de biz bunu kabul etmeyiz.

Peki ne olur? Varsayalım ki sizin oyalamaca olarak adlandırdığınız süreç böyle devam etti ve sizin beklediğiniz zaman zarfında hükümetten herhangi bir açıklama gelmedi. Ne olur bundan sonra?

Bayık: 6, 7, 8 Ekim'de ne olduysa benzer şeyler olabilir. Eğer gerçekten bu hükümet, bu devlet bunu istemiyorsa tek yolu vardır; derhal müzakereye oturmaktır. O taslağı müzakerelerde görüşmektir. Türkiye başka yöntemlere başvurmamalıdır. Eğer başvurursa bu Türkiye'nin aleyhine olur, hükümetin aleyhine olur. Şu anda hükümet belki de tarihinde sıkışmadığı kadar sıkışmıştır. Hem uluslararası alanda hem de içerde sıkışmış bulunuyor. Bu siyasetle hiçbir yere varılamaz.

Bu siyasette ısrar edilirse Türkiye 'de ya darbe gelişir ya da bir iç savaş gelişir. Bütün bunları önlemenin yolu hemen hiç zaman kaybetmeden müzakerelere oturmaktır. Bu ancak bu hükümeti bu devleti kurtarabilir. Bunun dışındaki bütün yollar, izleyecekleri taktikler hele hele zaman kazanmaya yönelik oyalamalar kesinlikle Türkiye 'ye birçok şey kaybettirebilir. Biz fırsatçı davranmak istemiyoruz. Biz Türkiye'nin içinde bulunduğu sorunların daha da ağırlaşmasını istemiyoruz. Eğer isteseydik bizim için bulunmaz bir ortam var. Sanıyorum kamuoyu da bunu çok yakinen biliyor, biz siyaseti ilkelerine göre, amaçlarına göre, kurallarına göre geliştirmeye çalışıyoruz. Eğer fırsatlara göre hareket etsek muazzam fırsatlar vardır. Türkiye'yi, hükümeti daha da sıkıştırabiliriz.

Mesela?

Bayık : Uluslararası koşullar şu anda Türkiye hükümetinin aleyhinedir. Orta Doğu'da bir DAİŞ'in Katar'ın dışında hemen hemen bu hükümetle ilişkide olan yoktur, destek veren yoktur. Geçmişte bu hükümete destek veren uluslararası güçler şimdi bu desteği kesmiş durumda. Çokça AKP'nin Sayın Erdoğan'ın övündüğü vesayete karşı mücadele bitmiş durumda. Bir darbenin önünü almak için orduya oldukça adım atılıyor. Polis teşkilatı güçlendiriliyor, güvenlik yasaları çıkartılıyor her gün tutuklamalar, baskılar, kapatmalar, her gün Kürt gençlerinin katledilmesi yaşanıyor. Bütün bunlarla iktidar korunmak isteniyor. İktidarı korumanın yolu orduya yaklaşmaktan, polis teşkilatını güçlendirmekten, güvenlik yasalarını çıkarmaktan, tutuklamalar, katletmeler geliştirmekten geçmiyor. Tam tersine eğer iktidar korunmak isteniyorsa bu devlet korunmak isteniyorsa bunun yolu bütün bunları değil derhal müzakereyi geliştirmekle mümkün. AKP en çok toplumun neyle aldatıyordu? Vesayete karşı olduğunu vesayetle mücadele ettiğini söylüyordu.

Bununla da demokratik bir parti olduğunu Türkiye'yi demokratikleşmeye götürdüğünü söylüyordu. Bu propaganda bitmiştir. Artık buna kimseyi inandıramaz yine en çok neyle övünüyordu; ekonomik başarıları ile övünüyordu. Türkiye'de ekonomik kriz baharla birlikte gündemdedir. Esas iktidarda tutan ekonomik başarılarıydı ki bu da kesinlikle kendi başarıları falan değildi. Bir Derviş Türkiye’ye getirilmişti, ekonomik politikalar belirlemişti AKP o ekonomik politikaları uyguladı ve Körfez’den yoğunca sıcak para aktarımı oldu. Yine Kuzey Kürdistan Suriye pazarlarına sürümler yapıldı bütün bunlarla ekonomik başarı elde edildi.

Kemal Derviş'in politikalarını uygulayarak mı ekonomik istikrar sağlandı diyorsunuz?

Bayık: Evet. O politikaları aynen uyguladı bir de tabi birtakım destekler gördü. Türkiye'de satamadıklarını Güney Kürdistan'a sattı, Suriye'ye sattı. Burada büyük paralar kazandı ve bununla ekonomik çarkını döndürdü. Ama artık bunun sonuna gelinmiş durumda. Türkiye'de ekonomik kriz kapıdadır. Eğer bu da gelişirse bu iktidarın artık propaganda yapabileceği bir malzemesi elinde kalmıyor. Dışarıda içeride oldukça daralıyor. Ekonomik olarak daralıyor, siyasi olarak daralıyor. Bu, bu iktidarın pek de geleceğinin olamayacağını ortaya koyuyor. Eğer biz de bu süreçte hareket edersek bu iktidarın buna dayanamayacağı çok açıktır.

Ben tekrar bu iktidarı uyarıyorum. Bu baskıcı politikalardan vazgeçmeli, bu tutuklamalardan, gençleri sokak ortalarında katletmelerden vazgeçmeli. Derhal demokrasiye dönmeli, özgürlük ve adalete dönmeli, bunun içinde derhal Önder Apo'nun sorumluluğunda oluşacak müzakere heyeti ile hemen müzakereye oturmalı. Eğer bunu yapabilirse hem kendisini kurtarabilir hem de Türkiye'yi kurtarabilir. Aksi takdirde ne kendini kurtarabilir ne de Türkiye'yi kurtarabilir. Gelecek bir felakettir Türkiye açısından.

Anlattığınız bütün bu nedenlerden dolayı PKK'nin süreçte çıtayı yükselttiği söylenenler arasında yapılan yorumların çoğu da bu yönde. Öte yandan Kobani' den sonra ortaya çıkan fotoğraf Amerika'nın PYD' ye destek vermesi, işte hava bombardımanı, yardımda bulunması uluslararası kamuoyunda PKK' ye karşı tavrın değişiyor olması bütün bu nedenlerle PKK'nin de süreçte tavır değiştirdiği, nasılsa zayıflamış bir partner var süreçte karşımda, AK Parti hükümetinden bahsediyorum şimdiye kadar anlatageldiğiniz nedenleri de hatırlatarak bir kez daha, o yüzden çıtayı yükselten bir PKK çıktı ortaya diyenler de var. Böyle bir durum söz konusu mu? Uluslararası kamuoyundaki PKK'ye dönük tavrın değişiyor olması süreçteki dengeleri etkiledi mi?

Bayık: PKK'nin çıtayı yükselttiği doğru değildir. PKK geçmişte nasıl yaklaştıysa günümüzde de öyle yaklaşıyor. PKK'nin kimsenin toprağında herhangi bir gözü yok kimseyi bölüp parçalamıyor. Böyle bir amacı da yok. PKK kimseden herhangi bir şey de istemiyor. PKK kimseden herhangi bir şey de dilenmiyor. PKK Kürdistan halkının en doğal hakları olan haklarını istiyor. Bunun için mücadele yürütüyor. Bundan beş yıl önce de buydu. Bugün de budur. Değişen herhangi bir şey yok. Bu tamamen kamuoyunu aldatmaya yönelik gelişen propagandalardır. Elbette ki PKK sürekli gelişen güçlenen bir harekettir. Bugün PKK Kürtlerin onurudur. Bütün Kürtler PKK' ye böyle yaklaşıyor. Kendini PKK ile tanımlıyor. Çünkü PKK onların kimliğini, değerlerini, özgürlüklerini koruyor. Bunu herkes görebiliyor.

Güney Kürdistan'da yürüttüğü mücadelesiyle yine Kobani'nin direnişiyle artık Kürt meselesi evrensel bir düzey kazandı. Bu mücadelenin öncülüğünü yapan PKK'de evrensel bir düzey kazandı. Türkiye ve bazı işbirlikçileri geçmişte hep PKK'yi terörist olarak gördüler ve bunu da her gittikleri ülkeye devlet , hükümete işlediler, empoze ettiler. NATO ülkesi olduğu için herkeste NATO'nun çıkarlarını düşünerek Türkiye'nin bu propagandalarını, tezlerini esas aldı şimdi bu yıklııyor. PKK etrafında, Kürtler etrafında geliştirilen tecrit çemberi uluslararası alanda yıkılıyor. Kürtler ve PKK uluslararası alana giriyor. Türkiye bundan çok korkuyor. Panik içerisinde diyebilirim.Çünkü o kadar tecrite rağmen PKK'yi etkisiz kılamadı şimdi PKK'yi etkisizleştirme şurada dursun artık Orta Doğu'nun en önemli aktörüdür. Artık PKK'siz Kürtlersiz Orta Doğuda siyaset yapmak, Orta Doğu'yu yeniden düzenlemek mümkün değildir. Türkiye bunu gördüğü için bundan korktuğu için o söylemleri yayıyor. Buna bazı siyasi çevreler, basın alet oluyor. Topluma kirli bir siyaset empoze ediliyor. İşte PKK uluslararası alana girdi güçlendi, işte Türkiye sıkıştı onun için PKK her geçen gün çıtayı yükseltiyor diyorlar, bu kesinlikle doğru değil. PKK fırsatçı bir hareket değil. PKK kendi amaçları ve çizgisi üzerinde mücadele yürüten ve bu mücadelesini her geçen gün halklara, toplumlara yayan bir hareket ve giderek herkes nezdinde kurtarıcı gözü ile görülen bir hareket konumuna gelmiştir. Gerçeği budur.

Kobani direnişi, Kobani' deki IŞİD saldırıları nasıl etkiledi süreci, süreçteki dengeleri? Hiç mi etkilemedi? Mutlaka etkilemiştir.

Bayık: Elbette yani Şengal' de Kobani'deki direnişler elbette ki dengeleri Kürtlerin lehinde PKK'nin lehinde geliştirmiştir. Belirttiğim gibi PKK'nin daha doğru algılanmasına yol açmıştır. Geçmişte PKK hakkında geliştirilen bir algı vardı. Bu algı yıkılmıştır. Artık dünya PKK gerçekliğiyle tanışmaya başlamıştır. PKK'nin bir özgürlük hareketi olduğu, bir insanlık hareketi olduğu, PKK'nin insanlığın değerlerine sahiplik yaptığı sadece Kürtlere değil onun değerlerine değil, Kürtlerin dışındaki halklara da, dinlere de, Kültürlere de onların değerlerine de sahiplik yaptığını görmüştür. Onun için PKK hakkındaki düşünceler değişmeye başlamıştır. O, olumsuz algılar yerini daha doğru algılara bırakmıştır. Onun için hem Kürtler nezdinde hem uluslararası demokrasi hareketinde, sosyalist harekette vicdanlı olan bütün insanlarda PKK'ye daha doğru yaklaşma, PKK gerçeğini daha iyi anl

23 Ara 2014 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.