Milli Gazete yazarı: Arap baharı sürecinde 'Şeriat geldi gelecek' naraları ile emperyalizmin şemsiyesi altına girmemiz istendi

Milli Gazete Yazarı Ali Haydar Haksal, “Dalgalarda taraf olmak zorunda mıyız” başlıklı yazısında Müslüman camianın dışarıdan estirilen rüzgarlara/dalgalara çabucak kapılabildiğini belirtti.

İslami Analiz/Haber Merkezi

Milli Gazete Yazarı Ali Haydar Haksal, “Dalgalarda taraf olmak zorunda mıyız” başlıklı yazısında Müslüman camianın dışarıdan estirilen rüzgarlara/dalgalara çabucak kapılabildiğini belirtti.

Arap baharı sürecinde Müslümanların “şeriat geldi gelecek” naraları ile emperyalizmin şemsiyesi altına sokulmak istendiğine dikkat çeken Haksal “Suriye bataklığına girilmemesi konusunda uyarılarda bulunduk, yazdık çırpındık. “Esetçi” olmakla suçlandık. Oysa durum ortada. Emperyalizm oyununu kurguluyor bazıları dalgalara kapılıyor ondan sonra da bu bataklıktan nasıl çıkılır diye kara kara düşünülüyor” ifadelerini kullandı.

Ali Haydar Haksal’ın “Dalgalarda taraf olmak zorunda mıyız?” başlıklı (17 Aralık 2014) yazısı şöyle:

28 Şubat’tan sonra keskin ayrışmaların getirdiği gerilimler toplum kesimlerini uç noktalara itti. Siyasal kurumlar da bunu hızlandırdı.28 Şubat sürecinin yoğun baskısını bir karabasan olarak yaşayanlardanız. Çocuklarımız etkilendi, evlerimizin huzuru kaçtı. O zaman gözümüzü kırpmadan özellikle ironik yazılar yazdık Milli Gazete’de. Bir yazımızdan dolayı hakkımızda soruşturma açıldı. Bir savcı Milli Gazete’nin bütün yazılarını didik didik ediyor. Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Kızıltaş sürekli Adliye’nin kapısında. Savcının kendisine, “Bazı yazarlarınızın yazılarını okumakta zorlanıyorum, biraz daha edebi bir üslupla yazsalar da zevkle okusak” tarzında bir espride bulunmuştu. Benim o zaman baskı yapanlar hakkında, “O zaman gelin siyaset yapın” tarzındaki yazım dava konusu. Ekrem Kızıltaş haber verdi. Ben takip ediyorum eğer çağrılma zorunluluğu olursa sana haber veririm, demişti. Mahkeme günü savcının ısrarına karşın hâkim takipsizlik kararı veriyor. Kapıdan çıkıncaya kadar da savcı peşinden söylenip duruyor sesini yükselterek. Böyle bir süreç yaşandı.

Bu dönemde halkımızın büyük kesimi baskı altındaydı. Kızım İmam-Hatip Lisesi 3. Sınıf’ta idi. 4. Sınıf’a geçmeden zorunlu mezun oldu. Üniversite sınavlarına da bu gerilimli psikoloji ile girdi. Bu büyük kesimler için geçerli bir durumdu. Yüklü olanlar için bir sorun yoktu onlar çocuklarını Avrupa’ya, Amerika’ya gönderdiler okuttular. Bizler bin bir zorlukla o dönemde çocuklarımızı okuttuk ya da okutamadık. Okul kapılarından dönenlerin haddi hesabı yok. Bu süreci iyi kotaranlar zamanla iktidara taşındılar önlerine bin bir nimetli kapılar açıldı.

28 Şubat sonrasında bol dalgalı bir süreç yaşanıyor. Bu, gerilimin getirdiği sürecin sonuçları. İktidara taşınanlar ve onları destekleyenler ısrarla geçmişten gelen gerilimi fırsat bilerek bugüne taşımayı bir görev ve sorumluluk haline getirdiler. 28 Şubat sürecinde mağdur olan herkesi de bu çatının altına girmeye zorladılar. Psikolojik bir gerilim oluşturularak. Öyle ki haklılığına haksızlığına, yanlışlığına doğruluğuna bakılmaksızın. İlle taraf olmaya itilme gibi bir psikolojik gerilim.

Bizim ölçümüz adalet ve hak üzerine. Zulümden kaçınma, yanlışa düşmeme ilkemiz var. Medeniyet değerleri, insanımız önceliğimiz. Kişilerin çıkar tuzağına düşmeden. 

Gerilimden uzak durma çabamız bile yanlış yorumlandı sürekli. Ergenekon dalgasında tarafsızdık. Toz dumana katılmıştı. En mahrem, en ulaşılmaz bilgiler birilerine servis ediliyor saçılıp savruluyordu. Bu güç kimdendir nasıldır, neler oluyor sorularını kimse sormadan, iktidarından cemaatine ve gazetelerine kadar yoğun gerilimli bir kampanya başlatıldı. Bizlerin de taraf olmamız istendi. Olmayınca Ergenekoncu ve ulusalcı olarak itham altında tutulduk.

“Arap Baharı” dalgasında herkes ABD ve emperyalizm dalgasına kapılmış sarhoş bir şekilde bölgeye şeriat geldi gelecek naraları altında emperyalizmin şemsiyesi altına girmemiz istendi. Girmedik. Girmeyince bizi 3. dünya ülkeleri safında olmakla itham ettiler. 1. sınıf ülkeler dururken orada ne işimiz olurmuş. Yani emperyalizmin kolları altına girmemizi arzu ediyorlardı. Çünkü kendileri orada idi.

Suriye bataklığına girilmemesi konusunda uyarılarda bulunduk, yazdık çırpındık. “Esetçi” olmakla suçlandık. Oysa durum ortada. Emperyalizm oyununu kurguluyor bazıları dalgalara kapılıyor ondan sonra da bu bataklıktan nasıl çıkılır diye kara kara düşünülüyor. Polislere, gazetecilere ve kimi çevrelere yapılan baskılarda da tarafsız davrandık. Soğukkanlı durduk çünkü kimin eli kimin cebindeydi, kim ne yapıyordu belli değildi. Kaldı ki Ergenekon dalgasında suçlular elbette vardı bunun büyük bir dalgaya ve kampanyaya dönüştürülmesi suçlu suçsuz insanların toplanması yıllarca hapis yattıktan sonra beraatların olması ve pişmanlıklar ortada. Libya’da taraf olmadık. Yıllarca koalisyon kurup birlikte iş tutanlar bugün çatışanlarda da taraf değiliz. Ama haksızlıktan ve adaletsizlikten yana olamayız ve güçlünün de yanında yer almayız. Bütün dalgaların sonucu ortada. Hepsi fiyasko. Olan alt kattakilere oluyor.

Adil olmaktan, soğukkanlı olmaktan, insana değer vermekten ve insandan yana olmaktan başka bir tercihimiz yok. Çıkar ve makamın peşinde değiliz. Bütün çabamız hak rızası, kişi rızası değil. Öfke ve nefret ile işimiz yok. Büyük medeniyetimizin inşası için çırpınıyoruz. Ötesi bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

21 Ara 2014 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.