Fehmi Hüveydi, Yemen’deki olayları değerlendirdi: Herkesin Gözü Önünde San’a’nın Düşmesi Ne Anlama Geliyor? (Tercüme-Makale)

Mısırlı gazeteci-yazar Fehmi Hüveydi, Yemen’deki Husi ayaklanmasıyla ilgili kapsamlı bir yazı kaleme aldı.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Mısırlı gazeteci-yazar Fehmi Hüveydi , Yemen’deki Husi ayaklanmasıyla ilgili kapsamlı bir yazı kaleme aldı.

Söz konusu yazıyı Mehmet Seri Doğru ’nun tercümesiyle sunuyoruz:

“Yemen’de meydana gelen olaylar, Arap Yarımadası’nda muhtemel bir harita değişikliğinin habercisi midir?

(1)

Yemen’de, dünya kamuoyunun hayretli bakışları arasında, Husilerin hiçbir direnişle karşılaşmaksızın başkent San’a’ya doğru ilerleyişinden ve şehri ele geçirmelerinden söz ediyorum. Bahsettiğim şey, Yemen hükümeti ile Husiler arasında onlarca yıl öncesine dayanan bir savaş ve bu savaşın “kırmızıçizgisi” olan başkent San’a’dır.

Bununla birlikte, asıl sürpriz, silahlı Husi grupların, kuşatma altında tuttuğu başkent San’a’nın, -hayati öneme sahip kurumları başta olmak üzere- neredeyse tümünü ele geçirmesiyle 21 Eylül günü meydana geldi. Özelikle bu gelişme, Arap dünyasında bomba etkisi yarattı.

Yemen’de meydana gelen olayları geleneksel manada “darbe/devrim” olarak değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü Husiler, San’a’yı ele geçirdiler ama önlerinde hiçbir engel olmamasına rağmen şehrin idaresini ele geçirmiş değiller. Kendileri açısından Cumhuriyet sarayını ele geçirmek mümkün iken kendilerini alternatif bir iktidar gibi görmediler. Aynı şekilde bir önceki Yemen Devrimi, Ali Abdullah Salih yönetimden indirmiş; ama San’a’da kalmasına; siyasi ve sosyal faaliyetlerine devam etmesine müsaade etmişti. Bugün de Husiler, San’a’da hâkimiyeti ele geçirdi ama Devlet Başkanı Abdurabbuh Hadi Mansur’u yönetimden indirmediler. Husiler, böylece karar verme yetkisini kendi ellerinde bulundurdular; ama icra yetkisini Devlet Başkanı’na vermiş oldular.

Yemen’deki olayları başta da ifade ettiğimiz gibi -geleneksel manada- bir darbe/devrim olarak değerlendirmek doğru değil. Ne var ki bu konuda farklı değerlendirmeler de vardır.

Başta şunu söylemek gerekir ki, Yemen’deki Husi hareketinin başarısının tanımlanmasında Lübnan basınının büyük etkisi vardır. Husilerin Yemen’de yönetimi ele geçirmesi, Beyrut’un siyasi hayatında önemli bir etkinliğe sahip olan Hizbullah tecrübesini hatırlatıyor. Ayrıca Husiler, -Hizbullah’ın en önemli destekçisi olan- İran’ın müttefikidirler ve Caferi mezhebine mensupturlar. Bazıları da İran’ın bu devrimdeki etkisinden ve bu etkinin Doğu ile Batı arasında ticaret yollarına hâkim bir noktada bulunan ve Kızıl Deniz’in Hint Okyanusuna açılan güney ucundaki Babü’l Mendeb Boğazına kadar genişlemesinden söz ediyor.

Bazıları İran’ın; Bağdat, Suriye ve Beyrut’ta etkili bir aktör olmaya devam ederken şimdi de Suudi Arabistan’ın hemen yanı başında San’a’da önemli bir aktör haline geldiğine dikkat çekiyor. Bazıları da Beyrut’ta Suudi Arabistan’la birlikte etkin güç olan İran’ın aynı şekilde San’a’da da önemli bir güç haline geldiğine dikkat çekiyor. Nitekim İran Danışma Meclisi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Razkani’nin: “İslami direniş, Bağdat, Şam ve Beyrut’tan sonra San’a’da da karşılık bulmuştur.” ifadesi bu tür şayiaları doğrular niteliktedir.

Diğer taraftan Şii kaynaklı medya platformlarının Yemen’deki olaylara geniş yer vermek suretiyle destekler mahiyetteki yayın politikası izlemesi ve bu gelişmeleri mustazafların hakkını savunan İslami direnişin gerçekleştirdiği önemli başarılardan biri olduğunu deklare etmesi dikkat çekiciydi.

Bazı haber kaynakları da İran’dakine benzer velayet-i Fakih kurumuna benzer bir kurumun Yemen’de de ortaya çıktığını söylerken bazıları da imamet görüşünü benimseyen Husilerin, Yemen’in eski hükümdarı olan, 1960’lı yıllarda yönetimden indirilen ve Osmanlı tarih belgelerinde İmam Yahya olarak da bilinen, Yahya Muhammed Hamiduddin’in yönetim anlayışını benimsediklerini ifade ediyor. Ancak Arap Yarımadasında siyasi bir devrime kapı aralayacak olan gelişmeler halen bekleniyor.

(2)

Yemen’deki Husi Hareketiyle alakalı yukarıda sözünü ettiğimiz tahlillerin büyük bir çoğunluğu, Yemen realitesiyle uyuşmayan bir tarzda üretilmiş doğu kaynaklı tahlillerdir. Demek istediğim, bu tahlilleri yapanlar, düşüncelerinde Yemen realitesindeki hususiyetlere dayanmak yerine,  doğuda hâkim olan özel tecrübelerine ve Arap Baharının yaşandığı ülkelerdeki etkileşimlere dayanmaktadırlar. Oysaki yaşanan olayları esas itibariyle mezhebi bir eksene dayandırmak doğru değildir. Çünkü Husiler, itikadi manada Zeydiyye mezhebine mensupturlar ama Zeydilerin hepsi İran yanlısı değildir. Velayet-i Fakih düşüncesi de -iddia edildiği gibi- Yemen’de yaygın değildir. Ayrıca Babü’l Mendeb boğazına giden yolda, İran için akla gelmeyen ve hiç hoşuna gitmeyecek türlü tehlikeler mevcuttur.

Yemen‘in kuzeydeki Saada kentindeki Husilerle San’a’daki yönetim güçleri arasındaki çatışmalar, başlangıçta siyasi kaynaklıydı. Husiler, daha önceki Yemen hükümetinin kendilerini ihmal ettiğinden ve uygulanan politikalarla marjinalleştirildiklerinden şikâyetçiydiler. Nitekim onlar aynı eleştirileri ABD müttefiki Ali Abdullah Salih hükümetine de yöneltmişlerdi. Ancak Yemen hükümeti, Husilerin taleplerine kulak vermek yerine onlara karşı mücadelede “mezhep kartını” öne sürdü ve onları (İran’daki) imamet yönetimini getirmekle suçladı. Onlara karşı altı koldan silahlı mücadelede bulundular. İşte bu durum Husilerde büyük bir infiale neden oldu.

Husilere karşı mücadelesinde Yemen’deki siyasi iktidar, Husilere yardım ettiği ve Yemen’in iç işlerine karıştığı iddiasıyla İran’ı, devamlı surette hedef alan siyasi bir dil kullandı.

Yemen’de yaşanan olaylarda mezhebi faktörden çok siyasi faktör daha ağırlıktadır. Bunun delili ise; başlangıçta Husilere karşı savaşan Ali Abdullah Salih’in şuan onların müttefiki haline gelmesidir. Çünkü San’a’nın direniş olmaksızın teslim olmasında Salih ve adamlarının rolü büyüktür. Husiler de Salih’i yönetimden uzaklaştıranları etkisiz kılarak ona yardım etmiş oldular.

Yemen’de mezhepsel bir değişim olduğu görüşünü savunanlar, Güney Yemen halkının Şafii mezhebine; Kuzey Yemen halkının ise Zeydi mezhebine mensup olduğu gerçeğinden hareket etmektedirler. Halbuki Husilerin oluşturduğu Zeydiler, mezhep olarak hicri 2. Asırda yaşayan ehli beyt mensubu Zeyd b. Ali b. Hüseyn’e nisbet edilirler. Onların, Şia’nın kolu İsnaaşeriyye ile bir ilgisi yoktur. Sadece birbirlerinden etkilenmişlerdir.

İlim dünyasındaki yaygın kanaate göre Zeydiler temel itibariyle Mutezile mezhebine mensupturlar ve onların bir kolu mahiyetindedirler. Ancak Zeydilerin, Zalim hükümdarın emri altından çıkma düşüncesi kendilerin siyasi bir hüviyet kazandırmış ve bu yönleriyle Mutezileden ayrılmışlardır. Yoksa her iki mezhep arasında akidevi bir fark yoktur. Daha sonraki asırlarda Zeydiliğin düşünce sistemi gelişmiş ve neticede ehlisünnete (Hanefilere) daha yakın fraksiyonlar bu mezhepten çıkmıştır. Ayrıca Zeydiler içerisinde İsnaaşeriyye’ye yakın fraksiyonlar da olmuştur. Bunlar, son zamanlarda ve özellikle İran İslam Devrimi’nden sonra güç kazanmış ve faaliyetleri yaygınlaşmıştır. Öyle anlaşılıyor ki İran’da belli gruplar kendilerine yakın gördükleri Zeydi gruplarla etkileşime geçerek değişik yollarla onları desteklediler.

Husilerin, Zeydiler arasında faal bir grup olduğunu ve tümünün Zeydi olmadıklarını söylesek de bir diğer önemli gerçeği göz ardı etmememiz gerekir: Yemende yaşayan Zeydiler, 30 milyonluk Yemen nüfusu içerisinde bir çoğunluk teşkil etmezler. Genel nüfusun sadece 1/3’ünü oluştururlar. Nüfusun geri kalanını ise Şafiiler oluştururlar. Buradan şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki ne Velayet-i fakih uygulaması Yemen’de tutar ne de San’a Tahran’a mahkûm kalır. Bunların ikisi de olmaz. Husi devrimindeki İran/Şia etkisi büyük oranda evham ve temennilerle şekillenen ve haddinden fazla abartılan bir mesele.”

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

10 Eki 2014 - 00:00 - Ortadoğu


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.