Atasoy Müftüoğlu: "Benmerkezci modern tarihin dayanılamaz kültürel kibri karşısında daha fazla susamayız"

Her ulus-devlet kendisini tek renge, tek boyuta ve devlet milliyetçiliklerine hapseder. İslami imparatorluklar çok zengin, çok renkli, çok boyutlu içeriklerin temsil edildiği, bütün insani alanların temsil edildiği toplumsal ve siyasal bir modeldi. Bu modeli kültürel bir terbiye halinde muhafaza edi

İslamî Analiz/Haber Merkezi

Üstad Atasoy Müftüoğlu'nun Yeni Şafak Gazetesi'nde çıkan 29 Eylül tarihli makalesini İslamî Analiz okurları için iktibas ediyoruz:

Susmaya mahkûm değiliz

Yeni iletişim ve bilgi teknolojileri sebebiyle ulus-devletler kültürel inisiyatif sahibi olmaktan çıkıyor. Kozmopolit kültürler dünya ölçeğinde yayılıyor. Ulus-devletlerin sürekli hareket halinde olan düşünceler ve fikirler üzerinde belirleyici, tayin edici etkileri yok. Her geçen gün daha çok türdeşleşen bir dünya ile karşılaşıyoruz. İngilizce'nin ortak ve rakipsiz bir dil haline gelmiş olması sebebiyle seküler-liberal kültür daha kolay küreselleşiyor. Batılı düşünce ve kültür adamlarının, üniversite çevrelerinin icat ederek bütün dünya ölçeğinde pazarladıkları düşünceler ve davranışlar, düşünce ve davranış üretmeyen toplumlar tarafından ithal ediliyor. Bizler, Müslümanlar olarak, dünya Müslümanlarının ilgi ve dikkatlerini kazanabilecek, ortak bir dayanışma ve bütünleşme bilinci oluşturabilecek düşünce ve davranışlar üretemediğimiz için, seküler-liberal merkezli düşünce ürünlerini tüketiyoruz.

Hangi şekilde olursa olsun, küreselleşmenin bir parçası olmak, daha az egemen olmak demek. Günümüzde ulus-devletler küresel sistemin yerel temsilciliklerini yürütüyor. Bu dönemde ayrıca, 'uygarlaştırma misyonunun' yerini Batı kültürünün küreselleşmesi dolduruyor. Bu konunun hatırlanması ve hatırlatılması büyük bir önem taşıyor. Avrupalılaşmayı seçmek aynı zamanda sekülerleşmeyi de seçmek anlamına geliyor. Geleneğin baskıları nasıl bir soruna dönüşüyorsa, bugün modernitenin getirdiği nihilist özgürleşme de aynı şekilde çok büyük bir soruna dönüşüyor. Küresel ekonominin küresel iletişimin bir parçası haline geldiğinizde, ister istemez küresel kültürün de bir parçası haline geliyorsunuz.

EVRENSEL İSLAMİ KİMLİK

Küresel enternasyonalizmin kâr/çıkar/tahakküm ihtirasları dışında, hiç bir insani/ahlaki amacı yoktur. Küresel homojenleşme, küresel şirketlerin, küresel seçkinlerin tahakküm ihtirasları doğrultusunda şekilleniyor. Bizler, Müslümanlar olarak İslam imparatorlukları döneminde olduğu gibi kültürel-düşünsel-felsefi-hikemi fikir/içerik üretemediğimiz için, rekabetçi dünya kültür piyasası toplumlarımızı işgal ediyor. Küresel ağlar tarafından oluşturulan kültürel standartlaşma, yerel anlam/bilgelik yapılarını aşındırıyor. Özgün kültürel anlam ve kültür bütünlüklerinden uzaklaşıyoruz.

Küresel enternasyonalizm doğrultusunda maruz kaldığımız değişim karşısında muhafazakârlıklara kapanmak yerine, evrensel İslami kimliği temsil edebilecek bir özgüven ve birikime sahip olabilirdik. Ancak, gözü dönmüş milliyetçilikler, kontrolden çıkmış mezhepçilikler sebebiyle yeniden geçmişin tahammül edilemez bağnazlıklarına dönüyoruz. Bir başka tahammül edilemez, savunulamaz gerçek de, İslami meşruiyete sahip olmayan dini akımların kitleselleşmesidir. Dini hayat bugün maalesef sınırsız, ölçüsüz, temelsiz bir görelileştirme içerisindedir.

ÖTEKİ OLMAK

Günümüzde Avrupa kendisini dışlayıcı bir zihniyetle, dışlayıcı ilkelerle tanımlıyor, kuşatıcı ilkelerle değil. Bu zihniyet sebebiyle Soğuk Savaş döneminde komünizme karşı oluşturulan Demirperde bu defa İslam'a karşı oluşturuluyor. İsrail bu süreçten alçakça/canavarca yararlanıyor, süreci sınırsız bir biçimde istismar ediyor. Toplumlarımız siyasal güç, siyasal bilinç, siyasal dayanışma, siyasal bağımsızlık sahibi olmadıkları için, Filistin-Gazze süreklilik arzeden bütün insanlık acılarının yoğunluğunu yaşıyor.

İslam toplumları İslami anlamda siyasal iddialar taşımıyor, taşıyamıyor. Kültürel hayatımız, ekonomik hayatımız, siyasal hayatımız vb. hep sistematik bir kontrol altında tutuluyor. Ötekileştirilen bütün unsurların, ötekileştirildikleri andan itibaren kimlikleri, kültürleri dikkate alınmıyor, Öteki olmak demek, susmaya mahkûm olmakla aynı anlama geliyor. Her ötekileştirme girişimi aynı zamanda sömürgeleştirme biçimidir. Bugün Müslüman olmak demek kültürel ve siyasal paranoya ile sürekli olarak yüzleşmek demektir. Sınırları olmayan medya ve elektronik topluluklar çağında biz Müslümanlar, gerçek İslami kimliklerimizle değil, nostaljik ve sembolik kimliklerimizle hayatlarımızı sürdürüyoruz. Bugün, insanlar hangi inanca, hangi kültüre ait olurlarsa olsunlar bunlar dikkate alınmıyor, insanlara tüketim piyasalarının araçları olarak bakılıyor. Bu gün insan sağlığı konusu bile bir pazarlama ideolojisine dönüştürülmüştür. 'Sağlıklı hayat' sektörü daha çok bir moda biçiminde, endüstriyel tarzda geniş kitleleri cezbedebiliyor.

ETNİK AİDİYET

Modernliği yaşamakla, modernliği kimi sahte davranışlarla sergilemek birbirinden çok farklı anlamlara gelebiliyor. Medya dünyası hiçbir şekilde kamusal-kültürel hassasiyet, kamusal sorumluluk duygusu taşımıyor. Küresellik ile yerellik arasında yaşanan gerilimler hepimizi olumsuz yönde etkiliyor. Toplumlarımız zihinsel bir bunalımın, zihinsel bir altüst oluşun ve gerilimin tam ortasında duruyor. Biz Müslümanların seküler-neoliberal-kapitalist kültürü özümsememiz isteniyor. Bir başka dünya görüşünün, hayat tarzının, seküler bir hukuk ve siyaset sisteminin müsamahası altında bizlere tanınan nisbi 'özgürlüklerle' hayatlarımızı sürdürüyoruz. Benmerkezci/narsist modern tarihin dayanılamaz kültürel kibri karşısında daha fazla susamayız. Bu tarihin sömürgecilik/oryantalizm/misyonerlik tarihi olduğunu bilmek, hatırlamak, kaydetmek gerekir.

Bir toplumun, bir kültürün, bir medeniyetin kendini kendi olarak inşa edebilmesi için farklıkları dışlaması, onlara karşı düşmanlık oluşturması gerekmez. Ulus-devletlerin yapısal saplantıları ve bağnazlıkları sebebiyle, farklı unsurlara tahammül etmesi zordur. Ötekinin, ötekilik sayılan niteliklerini anlamaya çalışmayan bir kültür insani özelliklerini yitirmiş bir kültürdür. Her ulus-devlet kendisini tek renge, tek boyuta ve devlet milliyetçiliklerine hapseder. İslami imparatorluklar çok zengin, çok renkli, çok boyutlu içeriklerin temsil edildiği, bütün insani alanların temsil edildiği toplumsal ve siyasal bir modeldi. Bu modeli kültürel bir terbiye halinde muhafaza ediyor olsaydık, bugün birbirimizin etnik aidiyetini sorun haline getirmeyecektik.

29 Eyl 2014 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.