Atasoy Müftüoğlu: Bugün İslamcılık, devlet iktidarına eklemlenen post-İslamcı kadrolar tarafından bastırılmıştır

İslamî düşünceden güncel meselelere kadar farklı konularda ufuk açıcı yazılarıyla İslamî Analiz okuyucularına hitap eden üstad Atasoy Müftüoğlu, “Zihinsel Kölelik-Ahlaki Kölelik” başlıklı yeni yazısında; yakın geçmişin soyut İslamcılığının, bugün devlet iktidarına eklemlenerek, bu iktidarın ayrıcalı

İslamî Analiz/Köşe Yazıları

İslamî düşünceden güncel meselelere kadar farklı konularda ufuk açıcı yazılarıyla İslamî Analiz okuyucularına hitap eden üstad Atasoy Müftüoğlu, “Zihinsel Kölelik-Ahlaki Kölelik” başlıklı yeni yazısında; yakın geçmişin soyut İslamcılığının, bugün devlet iktidarına eklemlenerek, bu iktidarın ayrıcalıklarından yararlanmak üzere, muhafazakâr bir toplum ideali adına post-İslamcılığı seçtiğini belirtti.

Yazısında güncel meselelere de değinen Atasoy Müftüoğlu, kitlelerin, resmi dil ve söylem doğrultusunda hareket ederek, Türkiye-İsrail, Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşmasını anlayışla karşılamalarının, İran/Şiilik konusunda büyük bir anlayışsızlık içerisinde bulunmalarının kolaylıkla açıklanabilir olduğunu; ancak, Müslüman yazarların/aydınların bu konular etrafında tarihsel/kültürel önyargılara dayalı karşıtlıklar merkezinde hareket etmelerinin açıklanabilir bir tarafının olmadığını vurguladı.

Yazıdan bir kesit şöyle:

Her türlü sorumsuzluğun çığırından çıktığı bir dünyada yaşıyoruz. Sorumsuz politik/ideolojik/ekonomik/kültürel tercihler, her şeyi alt üst ediyor. Sorumsuzluklar, gerilimleri ve krizleri tırmandırıyor. Ekonomik ve siyasal nüfuz mücadeleleri, bölgesel gerilimlere ve çatışmalara yol açıyor. Uluslararası ilişkiler, bölgesel ilişkilere dönüşüyor. Herhangi bir ülkenin, ulusal çıkarlar temelinde geliştirdiği politik yaklaşımlar, uygulamalar, komşu ülkelerle çatışmalara neden olabiliyor. Çıkar mülahazaları ile yola çıkıldığında, politik tercihler yapıldığında, hiçbir insani/ahlaki çerçeveye başvurulamıyor, vicdani duygular, adalet duyguları belirleyici olmaktan çıkıyor.

Çıkarların boyunduruğu altında bulunan bir dünyada, keyfi bir biçimde bölgesel konjonktür değiştirilebiliyor, stratejik kırılganlıklar gerçekleşiyor. Bu nedenle, böyle bir dünyada hiçbir iyi şey umut edilemiyor. Böyle bir dünyada, özellikle de İslam dünyasında, İslam, çok farklı çatışan çıkarlara, rekabetlere, karşıtlıklara hizmet edebilecek şekilde yorumlanıyor, yorumlanabiliyor. Kimlik bunalımlarını aşamayan, etnik sorunları aşamayan, mezhepçi bağnazlıkları/fanatizmi aşamayan İslam dünyası toplumlarında, bu sorunları aşma yönünde içtenlikli ve yoğun çabalar harcanması gerekirken, hiçbir ciddi çaba harcanmıyor.  Gerçek böyleyken, bir diğer yanda İslami bir modelden, İslami bir medeniyet tasavvurundan söz eden tuhaflıklar sergilenebiliyor.

Bilinçli çözümlemeler yapamadığımız için, bilinçli/anlamlı inşa programları da yapamıyoruz. Ne olmamız, nasıl olmamız gerektiği bize, kibirli/küstah bir dille dışarıdan dayatılabiliyor. İslam'a, seküler/liberal yorumların sınırları içerisinden bakıyoruz. Bugün, varolan dini yaklaşımlar, modern/seküler/liberal yapılarla uyumlu olan yaklaşımlardır. Bugünün dünyasını dönüştüremeyen bir din algısı, bugünün dünyasına özgü kavram ve kurumlar tarafından dönüştürülerek, etkisiz hale getirilebiliyor. Bizler, Müslümanlar olarak, kamusal alanda, kentsel alanda, siyasal/ekonomik/hukuki bir gerçekliğe dönüşmeyen, dönüştürülemeyen, soyut bir dini söylemi kullanmaya devam ediyoruz. Hayatlarımızı edilgen dindarlık biçimleriyle sürdürürken,  bu edilgen/pasif konumumuzu unutuyor, aktif bir mezhep mücadelesi yürütüyoruz. Edilgen dindarlıklar merkezinde, İslami hareket/cemaat vb. oluşturulamaz. İslami hareket/cemaat, İslami anlamda tarihsel ve siyasal bilinç merkezinde oluşur.

Günümüzde, İslam dünyası toplumlarında, entelektüel/kültürel anlamda, tevhidi bütünlüğü, ümmet bütünlüğünü temsil edebilecek şekilde, söylemsel bir değişim bile sağlanabilmiş değildir. Söylemsel bir değişim sağlanamadığı için, söylemsel bağlamda kültürel bir muhalefet bile gerçekleştirilememiştir. Türkiye örneğinde de görülebileceği üzere, yakın geçmişin soyut İslamcılığı, bugün, devlet iktidarına eklemlenerek, bu iktidarın ayrıcalıklarından yararlanmak üzere, muhafazakâr bir toplum ideali adına post-İslamcılığı seçmiş bulunuyor. İslamcılık, post-İslamcı kadrolar tarafından bastırılmıştır. Post-İslamcı unsurların (muhafazakâr-mezhepçi-milliyetçi) İslami anlamda yeni bir hayat tarzını, yeni bir dünya görüşünü, yeni bir bilgi-eğitim-kültür sistemini, yeni bir toplumsal gerçekliği oluşturabilecek niteliklere sahip olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur.

İslami anlamda var olmak, İslami bütünlüğü kamusal alanda, kentsel alanda temsil edilebilir, görünür ve işitilir kılınabilir ve ortak bir irade oluşturabilir bir noktaya taşımakla mümkün olabilir. Post-İslamcı unsurların, İslami bütünü bir gerçekliğe dönüştürme bilincine/hassasiyetine/kaygısına/ufkuna sahip oldukları iddia edilemez. Post-İslamcı unsurlar, gelenekçi/görenekçi/muhafazakâr/sağcı yerleşik-kurumsal dini düzenle, bu düzenin dokunulmaz Betsmove kıldığı tek yorumla bütünleştikleri için, bugün, İslami bir mücadele değil, mezhep ve milliyet mücadelesi veriyor.

İslami anlamda var olma bilinci, İslami anlamda etkin olma bilincini gerektirir. Tek boyuta, tek anlama, tek yoruma ve içe kapanan, yerel zamanlara, yerel gündeme kapanan bir kültürle etkin bir varoluş, etkin bir bilinç ve dayanışma gerçekleştiremez. Tek yoruma kapanan ve bu yorumu bağnazca savunan bir anlayışla, hiçbir zaman bir müzakere ve dayanışma gerçekleştirilemez.

İslam’ın keyfi-bireysel bir tercihe dönüştürüldüğü, belirleyici olmadığı bir toplumda, İslam’ın belirleyici olması için, seslerini yükseltmeleri gerekenlerin, mezheplerinin belirleyici olması için seslerini yükseltiyor olmaları, çok hazin bir durumla, derin bir taşralılık ve köylülükle karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Toplumlarımız, burada sözünü ettiğimiz taşralılıklarla malul bulunmamış olsalardı, post- İslamcı (muhafazakâr-edilgen) bir bağlamı-konumu seçmeyecek, emperyalist- ideolojik projeler tarafından aşağılanarak araçsallaştırılmayı reddeden bir direniş bilincine, kültürüne sahip bulunacaktı.

Çıkarlara dayalı her girişim, her politik tercih, her çözümleme, her tasavvur, her müdahale insani ilkelerin, ahlakın hiçbir işe yaramadığını gösterir. Her bencillik derin bir kopuşa yol açtığı kadar, büyük ilişkisizliklere ve yabancılaşmalara da yol açar. Karşıtlıklar, bilgisizlikten, anlayışsızlıktan kaynaklandığı kadar, önyargılardan da kaynaklanır. Hangi yönden gelirse gelsin, bir propagandaya, manipülasyona maruz kalarak, bir karşıtlık zemininde kendilerini konumlandıranların, bu karşıtlıklarını bilinçli olarak seçtikleri iddia edilemez. Dışarıdan bir müdahale yoluyla tercihte bulunmak, seçmek, tercihte bulunmak ve seçmek değildir.

Varoluşsal umutlar, bağımsız ve onurlu tercihler yapma yeteneğine sahip olduğumuzda, varoluşsal inançlara ve bilince sahip olduğumuzda başlar. Bir şey yapmak için bir şey olmak gerekir. Propaganda nesneleri, hangi tür propaganda adına hareket ediyor olurlarsa olsunlar, hiçbir şey olamazlar. Günümüz dünyası sistematik bir biçimde sürdürülen ideolojik karartmaların/kirlenmelerin dünyasıdır. Bugünün dünyasında ekonomik emperyalizm, kültürel emperyalizmle birlikte ilerliyor. Küreselleşme yoluyla kültür, emperyal bir çerçeve içerisinde inşa ediliyor. Kültürel homojenleştirmeye maruz kalan kültür emperyalizmi kurbanı kitlelere, güncel olaylar ve gelişmelerle ilgili olarak, hâkim yorumlar ve değerlendirmeler, küresel iletişim-etkileşim yoluyla bir virüs gibi bulaştırılıyor. Böylece kitleler farkında ve bilincinde olmaksızın, kendilerini bir tür “biyoterörizm”in içerisinde, bu terörizmle bütünleşmiş buluyor.

Olayların/gelişmelerin küresel seyircisi haline getirilen, kültürel özgürlük ve bağımsızlıktan yoksun, kültürel-etnik-mezhepçi önyargıları olan bireyler ya da topluluklar her zaman istenilen doğrultuda sürüklenebiliyor. İçerisinde bulunduğumuz günlerde (Ocak 2016) özellikle Müslüman halkları- toplumları- kültürleri yakından ilgilendiren korkunç gerçekler etrafında, jeopolitik rekabetler-çıkarlar tarafından kitlelere dayatılan paketlenmiş yorumlar-anlamlar, toplumlarımızda, özellikle İslami düşünce hayatının, kültür hayatının, resmi, kamusal siyasal söylem karşısında eleştirel bir dikkate ve inceliğe sahip olmadığını gösteriyor. Hangi irade tarafından dayatılmış olursa olsun, dayatılan anlamlar/yorumlar/algılar doğrultusunda hareket etmek, eleştirel bir kamusal dil/söylem oluşturamamak, zihinsel bir kölelikle, ahlaki bir kölelikle karşı karşıya bulunduğumuzu gösterir.  

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

13 Oca 2016 - 00:00 - Türkiye


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.