“Obama ne realistleri ne müdahalecileri ikna edemedi”

Zaman yazarı Ali Aslan bugün kaleme aldığı yazısında ABD Başkanı Barack Obama’nın West Point Harp Okulu’nda yaptığı konuşmadan hareketle ABD siyasetindeki tartışmalara mercek tuttu.

İslâmî Analiz/Haber Merkezi

Zaman yazarı Ali Aslan bugün kaleme aldığı yazısında ABD Başkanı Barack Obama’nın West Point Harp Okulu’nda yaptığı konuşmadan hareketle ABD siyasetindeki tartışmalara mercek tuttu.

Aslan 28 Mayıs’ta yaptığı konuşmada Obama’nın kendisini ‘realist tecritçi ekol’le sağ ve solun müdahalecileri arasında bir konuma yerleştirmeye çalıştığını söylerken, ne realistleri ne de müdahalecileri tatmin edemediğini iddia etti.

Bilindiği gibi Obama yönetimi dış politikada gereken gücü kullanmayarak edilgen bir tavır sergilediği gerekçesiyle ağır eleştirilere maruz kalıyor.

Yazının tamamı şu şekilde:

ABD Başkanı Barack Obama, 28 Mayıs’ta yaptığı dış politika konuşmasında kendini realist tecritçi ekolle sağ ve solun müdahalecileri arasında bir konuma yerleştirmeye çalıştı. Dolayısıyla ne realistleri, ne müdahalecileri tam tatmin edebildi.

ABD Başkanı Barack Obama, Amerika içinde ve dışında yoğun eleştirilere uğrayan dış politikasını savunmak üzere geçen çarşamba West Point Harp Okulu mezuniyet töreninde bir konuşma yaptı. Ancak soru işaretlerini azaltmak şöyle dursun, belki artırdı. Obama’nın bir dış politika doktrini var mı, yok mu? Vaatlerini eyleme dökme kabiliyetine sahip mi? Bu soruların cevabı hâlâ muallâkta. Siyasi kutuplaşmanın ileri safhada olduğu Amerika’da, farklı kesimlerin mutabık kaldığı nadir konulardan biri, Beyaz Saray dış politikasına duyulan güvensizlik.

Obama, konuşmasında kendini realist tecritçi ekolle sağ ve solun müdahalecileri arasında bir konuma yerleştirmeye çalıştı. Dolayısıyla ne realistleri ne müdahalecileri tam tatmin edebildi. Askerî güç kullanımında ihtiyatlılığını ‘Sırf en iyi çekice biz sahibiz diye her sorun çivi demek değildir’ benzetmesiyle tarif etti. “Birleşik Devletler temel çıkarları gerektirdiğinde -halkımız tehdit edildiğinde, rızkımız söz konusuysa, müttefiklerimizin güvenliği tehlikedeyse- gerekirse tek taraflı olarak askerî güç kullanacaktır.” dedi.

Obama’nın uluslararası camianın kanaatinin önemine işaret etmekle birlikte, kendi halkını, vatanını veya hayat tarzını korumak için Amerika’nın kimseden ‘asla’ izin almayacağını vurgulaması dikkat çekti. Yani bir yandan ‘çok taraflılık’ ilkesini savunurken, diğer yandan dünyaya kulak asmaksızın askerî hamle yapmaya da açık kapı bıraktı. İnsansız hava araçlarıyla yabancı ülkelerdeki nokta hedeflere yönelik hukukiliği tartışmalı operasyonları bu kapsamda değerlendirmek mümkün. Kısacası Beyaz Saray, ulusal güvenlikte şahin ile güvercin karışımı melez bir görünüm veriyor.

YENİ TERÖRLE MÜCADELE PROJESİ

“Görünür gelecekte Amerika’ya içeride ve dışarıda en doğrudan tehdit hâlâ terörizmdir.” diyen ABD Başkanı’nın açıkladığı en somut proje de bu alana ilişkindi. Obama, terörizmin ileri cephesinde olan ‘ortak’ ülkeleri eğitmek ve mücadele kapasitesini artırmak için 5 milyar dolarlık bir fon ayırmak istediğini ilan etti. Ek kaynak sayesinde Suriye’nin komşuları Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye desteği artıracaklarını kaydetti. ‘Teröristlere ve zalim diktatörlere’ karşı en iyi alternatifi sunan Suriye’deki muhalefet unsurlarına yardım için Kongre ile birlikte çalışacağını vurguladı.

Yeni terörle mücadele girişiminde Kongre’nin rolü kritik. Zira fon tahsisini ve paraların kimlere hangi şartlarda verileceğini, nihayetinde Kongre onaylayacak. Amerika’daki partizan atmosferde Obama’nın yasama kanadına her istediğini kabul ettirmesi oldukça zor. Foreign Policy dergisinde yazan Gordon Adams, Beyaz Saray’ın yeni fonla ilgili kararını Kongre’ye, Amerikan halkına ve hatta Pentagon ve Dışişleri’ne dahi fazla danışmadan, çok dar dairede verdiğini öne sürdü. Bu iddia, Obama yönetiminin stilini bilenler için sürpriz değil. Washington’da dış politika camiası Obama’yı birçok kez devlet aklını devreye sokmadan dar siyasi danışman kadrosuyla tepeden inme kararlar vermekle eleştiriyor. Ayrıca bazı analizciler, yeni terörle mücadele projesinde icra inisiyatifinin Pentagon’a verilmesini de eleştiriyor. Hatta Pentagon’un bile bu ağır sorumluluk altına girmekten hoşnut olmayacağı ifade ediliyor. Diğer yandan, Obama, Afganistan’daki muharip unsurları 2016 sonuna dek tamamen çekme kararıyla generalleri memnun etti.

SURİYE’DE KAÇIRILAN FIRSATLAR TELAFİ EDİLEBİLİR Mİ?

Obama yönetiminin Suriye’deki ılımlı muhaliflere daha fazla destek kararı olumlu. Ankara’nın da işine gelir. Bu inisiyatifin -ki o da hayata geçirilebilirse- yaranın neredeyse kangrene dönüşmesinden sonra gündeme gelmesi ise temel eleştiri konusu. Obama, Amerikan askerlerini ‘artan oranda mezhepçi bir iç savaşın ortasına atmama’ kararı verdiğini West Point konuşmasında ikrar etti. Ancak kriz iç savaşa dönüşmeden ve inisiyatif büyük ölçüde Esed’in ve teröristlerin eline geçmeden sadra şifa bir şeyler yapma fırsatlarının kaçırıldığı muhakkak. Obama’nın tenkitçileri, Amerikan askerlerini tehlikeye atmadan mevcut askerî ve diplomatik gereçlerle yapılabilecek birçok şeyin yapılmadığını öne sürüyor. Yönetimin sadece Suriye değil, Ukrayna krizinde de etkisizliğini en uç ihtimali nazara vererek ‘Ne yani, savaşa mı girseydik?’ şeklinde savunması rahatsızlığa yol açıyor. Hâsılı, Irak ve Afganistan’da sütten ağzı yanan ABD, Obama döneminde yoğurdu üfleyerek yiyor.

Başkan Obama, ABD’nin demokrasi ve insan haklarına desteğinin ‘idealizm’ ötesine geçtiğini, bir ‘ulusal güvenlik’ meselesi olduğunu söyledi. Buna gerekçe olarak da “Demokrasiler ABD’nin en yakın dostlarıdır ve savaşa girme riski çok daha azdır.” dedi. Ancak ABD’nin Mısır gibi ülkelerle ilişkisini tanımlarken ‘güvenlik çıkarları’nı ön plana çıkardı ve Kahire’deki yeni yönetimle işbirliğini bu nedenle kesmediklerini kaydetti. Böylelikle demokrasi ve insan haklarına güçlü desteğin bazı durumlarda ABD’ye yeterli ölçüde ‘ulusal güvenlik’ üretemediğini kabullenerek kendi teziyle çelişmiş oldu. Dünyadaki insan hakları ve demokrasi hareketleri, ABD’yi davalarına değerli fiilî katkılar sunan küresel bir oyuncudan çok kaygılı bir seyirci olarak görmeyi sürdürebilir. Bu arada Obama’nın “Dünya başkentlerinde -maalesef ABD’nin bazı ortakları dâhil- sivil topluma engellemeler oldu.” derken ve yolsuzluklardan yakınırken Türkiye’yi de kastetmiş olması pek muhtemel.

Obama’nın West Point konuşması, en sadık destekçilerinden New York Times gazetesini dahi tatmin etmedi. Gazete, 28 Mayıs tarihli başmakalesinde Başkan’ın bir ‘fırsat kaçırdığını’ kaydetti. Amerikan kamuoyunda ‘lafa değil, icraata bakarız’ görüşü ön plana çıktı. Beyaz Saray’ın halkı ve dünyayı dış politikada başarılı olduğuna ikna etmek için elini taşın altına daha fazla koyması gerekiyor.

02 Haz 2014 - 00:00 - Türkiye



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.