İsrail protestoları ve ABD: Kabataslak bir bakış

Sputnik Türkiye editörlerinden Erkin Öncan, İsrail’i karıştıran sürecin arka planını değerlendiren bir analiz yazısı kaleme aldı.

Büyütmek için resme tıklayın

Sputnik Türkiye editörlerinden Erkin Öncan, İsrail’i karıştıran sürecin arka planını değerlendiren bir analiz yazısı kaleme aldı.

Öncan, İsrail’deki karışıklığın Siyonist zihniyetin kendi içindeki bir yöntem anlaşmazlığı olduğuna temas etti.

Öncan, Amerika’daki demokratların ve Yahudi lobisinin Netanyahu siyasi çizgisini mevcut konjonktürde istemediğini vurguladı.

“İsrail protestoları ve ABD: Kabataslak bir bakış” başlıklı yazı şöyle:

İsrail kentleri son birkaç gündür kitlesel eylemlere sahne oluyor. Netanyahu’nun evinin önüne kadar giden eylemcilerin temel talebinin ‘demokrasi’ kavramıyla sloganlaştığı görülüyor.

Netanyahu ise, son yaptığı açıklamada, geçici bir geri adım atarak kriz yaratan yargı reformunu ertelediğini açıkladı.

Peki İsrail’de neden bu eylemler patlak verdi?

Aslında, eylemlerin 3 aylık bir geçmişi var. Tartışma yaratan yargı reformu paketini, Netanyahu hükümetinin Adalet Bakanı Yariv Levin Ocak ayında açıklamıştı. Eylemler de o tarihten itibaren başlamıştı.

Eylemlerin ülke tarihinin en büyük krizi halini aldığı son günlerin eylemleri ise, Netanyahu’nun Savunma Bakanı Yoav Gallant'ı göreven alması üzerine patlak verdi.

Gallant, söz konusu yargı reformuna karşı çıkan isimlerden. Elbette ki bunu ‘demokrasi sevdasından’ ötürü yapmadı. Netanyahu’nun Likud partisinin üst düzey isimlerinden olan Gallant, eylemlerin yaratacağı istikrarsızlığı ‘İsrail’in ulusal güvenliğine tehdit’ olarak nitelendirerek, reformun ertelenmesi gerektiğini savunmuştu.

“Derinleşen bölünme, orduya ve savunma kurumlarına sızıyor. Bu, İsrail'in güvenliği için açık, acil ve gerçek bir tehlike."

Yani özetle, Gallant’ın derdi, iç karışıklıklarla uğraşmaktansa Filistin’e yönelik saldırganlığın ve işgal girişimlerinin istikrarlı bir şekilde devam edeceği ortamın korunmasıydı. Ancak, böyle bir üst düzey karşı çıkış Netanyahu tarafından elbette ki affedilmeyecekti.

Ancak, Gallant’ın dikkat çektiği nokta, ülkedeki bütün tarafların aşağı yukarı ortaklaştığı bir noktaydı: Ulusal güvenlik. Dolayısıyla, Gallant’ın bu çağrısı ve görevden alınması, hem halk nezdinde, hem de bürokrasi içinde tepkiyle karşılandı.

Yargı reformundan da önce, Netanyahu’nun neden böyle bir işe giriştiği konusunda netleşmekte fayda var. Netanyahu, hakkında ciddi yolsuzluk soruşturmaları olan bir isim, uzun bir süre boyunca ülkesinde bu nedenle siyasi istikrarsızlığa neden oldu ve nihayetinde kurabildiği hükümet de aşırı sağcı Dini Siyonizm, Yahudi Gücü ve Moaz, Ultra Ortodoks Partiler Şas ve Birleşik Tevrat Yahudilik gibi aşırı sağ yapılardan oluşan, ‘ülke tarihinin en sağcı hükümeti’ oldu.

Bu yeni hükümetin vaatleri arasında, işgal altındaki Batı Şeria'da yasa dışı Yahudi yerleşimlerin artırılması, Filistinlilere yaptırımlar, Ultra Ortodoks cemaatine geniş bütçe ayrılması, yasama üzerindeki yargı denetiminin azaltılması gibi maddeler bulunuyor.

Ayrıca, hükümet programının başında yer verilen ‘Yahudilerin İsrail'in tüm topraklarında ayrıcalıklı ve sorgulanamaz yaşama hakkı olduğu’ ifadeleri zaten niyeti baştan belli ediyor. Bu koalisyon, işgal altındaki Batı Şeria ve Golan Tepeleri dahil Necef Çölü ve Celile bölgesinde Yahudi yerleşim yerleri kurmayı ve var olan yerleşim yerlerini de genişletmeyi planlıyor.

Amaçlanan bu reform da, tam olarak yargının siyaset üzerindeki denetimini azaltmak. Netanyahu, reformla birlikte hem koalisyon ortaklarına ‘istediklerini’ veriyor, hem de kendi yargılama sürecinden sıyrılmayı planlıyor. Dolayısıyla bu yargı reformu da, bu koalisyonun yargıya açtığı bir savaş olarak görülüyor.

Tasarı, Meclis’e Yüksek Mahkeme kararlarını iptal etme yetkisi veriyor. Mesela Meclis’te yapılacak oylamada salt çoğunluk sağlanması halinde, Yüksek Mahkeme kararları geçersiz sayılabilecek.

Yani hükümet, istediği herhangi bir yasayı denetimsiz bir şekilde ve Netanyahu koalisyonunun sahip olduğu vekil sayısı olan 61 oyla geçirebilecek. Söz konusu tasarı aynı zamanda, Meclis’e yargıçların bir kısmını atama yetkisi de veriyor.

Bu tasarı, ülkede yargı bağımsızlığını savunan sol liberal muhalefet ile aşırı sağ koalisyon arasındaki çatlağı iyice derinleştirdi. Elbette ki bu tasnifte tarafların hepsinin yanına parantez içinde ‘siyonist’ yazabilecek durumdayız.

Eylemlerin çok kısa bir süre içinde çok büyük kitlelere ulaşması ve organize hareket etme konusundaki başarı, yukarıda saydığımız siyasi kavgayla birleşince, eylemlerin halkın kendiliğinden oluşturduğu tepkiden çok daha fazlası olduğu aşikar.

Son birkaç gündür yaşanan eylemlerde, halk başta Tel Aviv ve Batı Kudüs olmak üzere ülke genelinde meydanlara indi, Netanyahu’nun başkanlık konutu önüne kadar ilerlediler, Şin Bet lideri Ronen Bar bizzat sokaklara indi. Bölgedeki protestocuların, Bar'a, "Demokrasiyi kurtar" şeklinde sloganlar attığı kaydedildi.

İsrail üniversiteleri de yargı düzenlemesine karşı tüm derslerin ve bilimsel araştırmaların durdurulması da dahil olmak üzere süresiz greve gitme kararı almıştı.

“İsrail üniversitelerinin rektör ve yönetimleri olarak biz, İsrail demokrasisinin temellerini sarsan ve devamlılığını tehlikeye atan yasama sürecinin devam ettiği zeminde, İsrail’in tüm araştırma üniversitelerindeki eğitimi durduracağız. Başbakan ve koalisyon üyelerini yasa tasarısını derhal durdurmaya çağırıyoruz.”

Özetle, bu yargı reformu Netanyahu liderliğindeki koalisyon dışında herkesin tepkisini çekmiş durumda. Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un taraflara ‘iç savaş’ uyarısı yaparak sunduğu alternatif bir tasarı da yine Netanyahu hükümeti tarafından reddedilmişti.

Yargı reformuna karşı protestolar sürerken, sağlık, bankacılık, devlet hizmetleri, kreş ve ulaşım gibi sektörlerde yaklaşık 800 bin kişinin greve çıkması hükümete vurulan en büyük darbe oldu. Bu arada, İsrail’de sendikaların daha önce hiçbir siyasi kriz nedeniyle greve çıkmadığı biliniyor.

Ancak, eylemler Netanyahu’nun erteleme talebine rağmen durmadı. Muhalif çevreler, yasanın ertelenmesini değil, tamamen kaldırılmasını talep ediyor. Eylemlerin devam etmesi şaşırtıcı olmaz, zira bu krizin bir yasa krizi değil, iktidar kavgası olduğu Netanyahu’nun koalisyonu göreve geldiği günden beri ortada.

Eylemlerin arkasında ABD mi var?

Bu arada, Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu da, protestoların ABD tarafından fonlandığını söyledi. Yair ayrıca, Twitter hesabından, protestoların arkasında ‘ İran’la anlaşmak isteyen Amerikalıların olduğu’ yönündeki paylaşımlara da yer vererek çizgisini belli etmiş oldu. Elbette ki bu iddia ABD tarafından reddedildi.

ABD’deki Yahudi çevrelerin Netanyahu hükümetiyle olan mesafesini göz önünde bulundurduğumuzda, İsrail aşırı sağı içerisinde ‘protestoların arkasında ABD’nin olduğu’ yönündeki iddiaların kendisine yer bulması şaşırtıcı değil.

Zira Biden yönetimi, Netanyahu hükümetine karşı eleştiri dozunu yükseltmiş durumda. ABD Dışişleri Bakanlığı geçen hafta, on yılı aşkın bir süre sonra bir ilk olarak İsrail Büyükelçisi Michael Herzog'u ‘Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde Yahudi yerleşim birimlerinin yeniden inşa edilmesine izin veren yasanın’ geçirilmesinin ardından makama çağırmıştı.

Amerikan Yahudileri ile İsrail'in siyasi rotasının ve dolayısıyla ‘çıkarlarının’ farklılaştığı uzundur bilinen bir gerçek. Örneğin, Yahudi lobisinin ilk hedefi, ‘Arap karşıtı ırkçılıktan şiddetli homofobiye ve Yahudi üstünlüğünü sonuna kadar kucaklamaya kadar Amerikan Yahudilerinin büyük çoğunluğu için tiksindirici görüşleri uzun süredir dile getirdiğini’ düşündükleri Maliye Bakanı Bezalel Smotrich olmuştu.

ABD’de Trump ile Demokratlar arasında başta ABD dış politikasının geleceği konusunda yaşanan çelişki, İsrail’de yaşanan taraflaşmayla paralellik içerisinde. ABD demokrat basınının ‘Netanyahu Trump’ı aynalıyor’ yönünde bir süredir öne sürdüğü tezler de bu paralellik kapsamında görülebilir.

Dolayısıyla, İsrail’de sokağa çıkan kitlelerin ‘özgürlük’, ‘demokrasi’ taleplerini de, ABD içi siyasi çekişmelerin bir aynası olarak görmek mümkün. ABD yönetimi ise, alışıldık ‘endişe’ açıklamalarını çoktan yayınladı. Bölgede aşırı sağ bir hükümetin yol açacağı yıkım politikası, en başta ABD’nin emperyalist çıkarlarına zarar verecektir.

İsrail aşırı sağının Filistin’e yönelik saldırılarda vites artırması, Filistin direnişini kırmaz. Aksine, Filistin davasına verilen desteğin bölgesel ve uluslararası alanda artmasıyla sonuçlanır. ABD’nin ise şimdilik bölgede sürdürülebilir bir krize, dahası, pazarlık masasına ihtiyacı var.

Özetle, Netanyahu, yargı reformuyla ve aşırı sağın desteğiyle siyasi ömrünü uzatmaya çalışırken ABD’deki Yahudi toplumunu ve Demokratları kızdırdı. Bu da, İsrail’de yeni ve ABD’nin bölge politikalarıyla tam uyumlu bir dönüşümün yaklaşmakta olduğunun göstergesi.

29 Mar 2023 - 12:34 - Dünya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İslami Analiz Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İslami Analiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler İslami Analiz editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İslami Analiz değil haberi geçen ajanstır.