Sakarya’da faaliyet gösteren İkra İlim ve Kültür Merkezi; asgari ücret, dernekler yasası ve İsrail’le normalleşme adımları ile ilgili bir basın açıklaması yayımladı.

Sakarya’da faaliyet gösteren İkra İlim ve Kültür Merkezi; asgari ücret, dernekler yasası ve İsrail’le normalleşme adımları ile ilgili bir basın açıklaması yayımladı.

ASGARİ ÜCRET, DERNEKLER YASASI VE İSRAİL’LE NORMALLEŞME!

Asgari ücret  2021 yılı için 2825 TL olarak belirlendi.

İşçilerin büyük çoğunluğunun asgari ücretle çalıştığı ve hayat pahalılığı gerçeği birlikte göz önüne alındığında, söz konusu rakamın bir ailenin geçimi açısından yetersiz olduğu ve işçi kesiminin yoksulluğa mahkum edildiği açıktır.

Türkiye’de 1980 darbesi sonrası çıkartılan, işçi sendikalarının etkisizleştirilmesini ve sermaye sınıfının gözetilmesini içeren yasalar hala yürürlüktedir. Bu yasalar değiştirilmediği sürece emekçilerin ezilmesinin önüne geçmek mümkün değildir.

1980 sonrası uygulamaya konulan neo-liberal politikaların ana unsurlarından biri ucuz iş gücüdür. Dünya piyasalarında rekabet edebilecek bir fiyat oluşturmanın en kestirme çözümü ucuz iş gücünden geçmektedir. Bu durum adalet duygusunu kaybetmiş işveren sınıfı ve siyasi iktidarlar tarafından istismar edilmektedir.

Kalkınmayı sadece ‘Gayr-i Safi Milli Hasıla’ ve ‘Kişi Başına Düşen Gelir’ üzerinden ölçen bir anlayışın, ‘Gelir Dağılımı Adaleti’, ‘Emeğin Sömürülmesinin Engellenmesi’ gibi hususlarda ortaya koyacağı bir tezi olamaz. ‘Kalkınmanın İnsaniliği’ sorunu çözüme ulaşmadıkça, ezenler ve ezilenler arasındaki gelir uçurumunun her geçen gün daha da büyümesi kaçınılmazdır.

Sermaye sahipleri çalışanlarına insanca yaşayabilecekleri bir ücreti vermek zorundadır. Ücretler ve örgütlenme konusunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak herkesin insanca yaşayabileceği, kimsenin kimseyi sömüremeyeceği bir düzen kurulması sorumluluğu da siyasi iktidarındır.

Siyasi iktidar güçlünün sesi değil, halkın sesi olmalıdır. Aksi takdirde adaletin gücünden değil, güçlünün adaletinden bahsedebiliriz. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo tam da budur.

                                                                     ***

‘Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi’ başlığı ile yasalaşan ve Resmi Gazete’de ilan edilen kanun teklifi hem küresel hem de yerel bağlamda halkımız için ciddi riskler taşıyor.

Söz konusu kanunun bir benzerinin 2013 yılında yasalaşmasına rağmen 2020 yılında niçin tekrarlandığı hususu gözden kaçmıyor.

2013 yılında yasalaşan kanun, BM Güvenlik Konseyi’nin malum üyelerince terörün finansmanını önlemek amacıyla alınan bir karara istinaden oluşturulmuştu. Kendi zulümlerini görmezden gelen, zulme karşı her direnişi terör olarak yaftalayan BM Güvenlik Konseyi’nin daimi 5 üyesinin verdiği kararın ne denli adil olduğu ya da adil olabileceği ortadadır.

Türkiye 2013 yılında baskıya dayanamayıp bu kanunu çıkarmıştı.

İlgili BM Güvenlik Konseyi kararının uygulaması ile ilgili 2019 yılında düzenlenen bir rapor ile Türkiye uygulamada yetersiz bulunmuş ve uyarılmıştı.

2020 yılında tekrar yapılan düzenleme küresel egemenlerin tehditlerine boyun eğmenin bir sonucudur.

Söz konusu kanun teklifi hazırlanırken kanunun amacını aşan, sivil toplum kuruluşlarına yönelik yeni baskıları içeren maddeler kanuna eklendi.

2020’nin son günlerinde yasalaşan bu kanun ile hem küresel egemenlere teslimiyet tazelemesi yapılmış, hem de sivil toplumun üzerine yeni sınırlamalarla bir kambur oturtulmuştur.

Sivil topluma dönük maddeler 12 Eylül dönemi dernekler kanununu aratmayacak cinsten…

Yapılan düzenleme ile dernek ya da vakıf yönetiminde faaliyet gösteren bir kişi hakkında açılacak soruşturma ile söz konusu dernek veya vakfa kayyum atanmasının, hatta dernek veya vakfın faaliyetlerine son verilmesinin önü açılıyor. Diğer taraftan; bildirimin yeterli olduğu yardım faaliyetleri için artık mülki amir izni gerekiyor. Aksi durumda yüz bin TL’ye varan cezalar öngörülüyor.

Siyasal iktidara muhalif tüm sivil toplum kuruluşlarının bu kanun aracılığı ile sıkıştırılacağı ya da etkisizleştirileceği bir sürecin işletilmeye çalışıldığı açıktır.

Ortaya çıkması muhtemel hukuksuzlukları düşünmek dahi istemiyoruz.

Vicdan sahibi tüm insanları, adalet duygusunu yitirmemiş tüm sivil toplum kuruluşlarını bu yasaya söylem ve eylem düzeyinde karşı çıkmaya davet ediyoruz.

                                                                         ***

Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşmeye dönük çabaların yoğunlaştığına şahit oluyoruz.

Amerika’nın arka bahçesi konumunda olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Ürdün, Mısır gibi ülkelerin yıllardır el altından yürüttükleri İsrail ilişkilerini açıktan yürütmek adına normalleşme söylemine sığınmaları, bu ülkelerin tüm Müslüman halklara ihanetini belgelemek açısından manidardır. İslam ümmeti işbirlikçi ve iki yüzlü bu ülke yönetimlerinin gerçek yüzünü hiçbir tevile imkan vermeyecek şekilde görmüştür.

Diğer taraftan Sudan ve Fas’taki Amerika ile flört eden yönetimler de bu normalleşme kervanına katılmışlardır. Türkiye, Tunus, Cezayir, Pakistan, Endonezya gibi Amerika’ya tam bağlı olmayan İslam ülkeleri de sıraya konmuştur. Amerika söz konusu ülkelerin ekonomik sıkışmışlıklarını kullanarak rüşvet ya da yaptırım yoluyla İsrail ile normalleşmenin önünü açmaktadır.

İslam ülkelerinden İsrail ile ilişkilerde geri adım atmaları ve İsrail ile siyasi, diplomatik, askeri, ekonomik ilişkilerini normalleştirmeleri istenirken; İsrail’den Filistin sorununun çözümüne dönük hiçbir tavizin gündeme gelmediğine de tanıklık ediyoruz.

Efendiler emrediyor, köleler gereğini yerine getiriyor mantığı tam olarak işletiliyor.

Türkiye’de iktidar ekonomik sıkışmışlığın yapısal nedenlerini bulup sorunu çözme yerine, neo-liberal politikalara teslimiyeti devam ettirip, çözümü ülkeye dışarıdan girecek sıcak parada arıyor. Bu durum Amerika ve İsrail’in güdümündeki para spekülatörleri üzerinden ciddi bir bağımlılık yaratıyor. Ayrıca Amerika ve Avrupa’nın ekonomik yaptırım tehditleri bu bağımlılığı daha da koyulaştırıyor.

Türkiye yol ayrımında… Ya 15 Temmuz’dan itibaren başlattığı bağımsızlık arayışına devam edecek, ya da Atlantik eksenine geri dönerek Amerika’nın tahakkümünü kabul edecek.

İsrail’le normalleşmeye dönük adımlar bize Türkiye’nin Atlantik paktına doğru yelken açtığının işaretlerini veriyor. Önümüzdeki günlerde S-400 hava savunma sistemlerinin aktive edilmeden bekletilmesi ve Suriye’de Irak kuzeyindeki Barzanistan’a benzer anlayışta bir Kürdistan’a Türkiye’nin yeşil ışık yakması gibi gelişmeler yol ayrımının belirleyicileri olacaktır.

İsrail’le normalleşme, Filistin davasına ihanettir.

İsrail’le normalleşme, Mavi Marmara şehitlerine ihanettir.

İsrail’le normalleşme, Mescid-i Aksa’nın yıkımına giden süreci hızlandıracaktır.

İsrail’le normalleşme, İsrail’in Filistin’deki zulmünü meşrulaştıracaktır.

İsrail’le normalleşme, Gazze’deki mahrumiyeti zirveye taşıyacaktır.

İsrail’le normalleşme, Kudüs’ün tamamen Müslümanların elinden çıkması ve bir Yahudi kenti haline gelmesi anlamına gelecektir.

İsrail’le normalleşme, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin tüm Batı Şeria’yı kapsayacak şekilde genişlemesini ve burada yaşayan Filistinlilerin topraklarından sökülüp atılmasını sağlayacaktır.

Ak Parti iktidarının İsrail’le normalleşme yanlışına düşmeyerek bağımsız bir devlet olma yolunda ilerleyeceğini ve Filistin davasına ihanet etmeyeceğini umut etmek istiyoruz. Aksi takdirde yapılacak yanlışın ne bu dünyada ne de ahirette hesabını veremezler.

İKRA İLİM VE KÜLTÜR MERKEZİ