MİT’in yakaladığı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ajanı Filistin asıllı Ürdün vatandaşı Ahmed Mahmoud Ayesh Al Astal hakkında bir yazı kaleme alan Yeni Şafak Yazarı Mehmet Acet, Astal’ın Karadeniz’in sahil kentlerinden birinde yaşadığı bilgisini verdi.

MİT’in yakaladığı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ajanı Filistin asıllı Ürdün vatandaşı Ahmed Mahmoud Ayesh Al Astal hakkında bir yazı kaleme alan Yeni Şafak Yazarı Mehmet Acet, Astal’ın Karadeniz’in sahil kentlerinden birinde yaşadığı bilgisini verdi.

Acet, Astal’ın görevlerine ilişkin Washington Post’tan şunları aktardı:

‘Türkiye’ye taşındıktan sonra, Türkiye’nin Müslüman ülkelerle ilişkilerini, iç ve dış politika hamlelerini izlemeye yoğunlaştı. Ayrıca, 2016’da (15 Temmuz darbe girişim) Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yapılan darbe girişiminin bir benzerinin tekrar mümkün olup olmadığını araştırmakla görevlendirildi. Bir diğer işi de, Türkiye’de yaşayan Arap gazeteciler ve muhalifleri izlemek ve aralarında BAE istihbaratının devşirebileceği isimlerin olup olmadığını araştırmaktı.’

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Türkiye’deki casusluk oyunları

Dört gün önce Reuters haber ajansı, MİT’in Birleşik Arap Emirlikleri adına casusluk yapan bir ajanı yakaladığına dair küçük bir haber geçti.

Haberin detaylarını ise, önceki gün Washington Post gazetesinde İstanbul Temsilcisi Kareem Fahim imzasıyla çıkan haberden öğrenmiş olduk.

Buna göre;

Yakalanan ajan, Ahmet el Astal isimli Filistin asıllı bir Ürdün vatandaşı.

2008’de gittiği Birleşik Arap Emirlikleri’nde bir süre yaşadıktan sonra, BAE istihbaratına kabul edilmiş, devamında da casusluk yapmak üzere Türkiye’ye gönderilmiş.

Astal, Karadeniz’in sahil kentlerinden birinde yaşıyormuş. Hem gazetecilik yapıyor, hem de BAE istihbaratına çalışıyormuş. Bilgisayarında BAE’li amirleriyle irtibatını sağlayan sohbet programları bulunmuş.

“YENİ BİR DARBE OLUR MU? ARAŞTIR BAKALIM!”

Peki, BAE istihbaratının devşirdiği bu adam Türkiye’de nelerle uğraşmış, amirlerine ne tür raporlar göndermiş, kendisine hangi görevler verilmiş?

Astal’ın görev tanımını anlamak için Washington Post’un haberinden bir alıntı yapalım:

“Türkiye’ye taşındıktan sonra, Türkiye’nin Müslüman ülkelerle ilişkilerini, iç ve dış politika hamlelerini izlemeye yoğunlaştı. Ayrıca, 2016’da (15 Temmuz darbe girişim) Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yapılan darbe girişiminin bir benzerinin tekrar mümkün olup olmadığını araştırmakla görevlendirildi. Bir diğer işi de, Türkiye’de yaşayan Arap gazeteciler ve muhalifleri izlemek ve aralarında BAE istihbaratının devşirebileceği isimlerin olup olmadığını araştırmaktı.”

Bu paragrafta geçen üçlü görev tanımı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Türkiye ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ilgili nasıl bir ajandaya sahip olduğuna dair fikir de veriyor.

Nasıl bir fikir?

Türkiye’nin iç/dış politikasını izleyerek bulduğu açıkları kendi lehine kullanmak, 15 Temmuz benzeri bir darbe ihtimalini kollamak ve Türkiye’de yaşayan Körfez rejimlerine muhalif Araplar üzerinde nüfuz kurmaya çalışmak.

Hatırlayalım.

Daha önce de yine Birleşik Arap Emirlikleri adına casusluk yapan iki kişi, Türk istihbaratı tarafından yakalanmış, tutuklanmış, daha sonra bunlardan birinin cezaevinde intihar ettiği açıklanmıştı.

Meselenin iletişim boyutuna dair bir ara not da paylaşalım.

Şöyle ki;

Bu son olayda, BAE casusunun yakalanmasını Reuters ve Washington Post gibi mecralardan öğrenmemizin şöyle bir anlamı var:

İngilizce yayın yapan güçlü medya kuruluşları üzerinden böyle bir haberin yayınlanması, bir yönüyle de Ankara’dan Abu Dabi’ye “Bak, adamını yakaladık” mesajının en kestirme yolla ulaştırılması anlamına geliyor.

ASTAL BAŞKA NELERİ İTİRAF ETTİ?

BAE yönetiminden bu gelişme hakkında henüz bir açıklama yapılmış değil.

Konuşurlarsa da muhtemelen haberi yalanlayacaklardır.

Diğer yandan, Washinton Post haberinde Ahmet el Astal’ın BAE adına casusluk yaptığını itiraf ettiği bilgisine yer veriliyor ancak haberde başka neleri itiraf ettiğine dair bir bilgi yok.

Hâlbuki Astal’ın, Birleşik Arap Emirlikleri İstihbaratıyla ilişkisine dair ‘her şeyi’ anlattığı, önemli bilgiler verdiği söyleniyor.

Ama bu bilgilerin büyük kısmı henüz gizli tutuluyor.

BU CASUSLUK HİKÂYESİNDEN NASIL BİR SONUÇ ÇIKARILABİLİR?

Bu hikâye, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Türkiye’ye karşı yürüttüğü yıkıcı faaliyetlerin, olsa olsa çok küçük bir parçası olarak kabul edilebilir.

WP’nin haberine göre Abu Dabi yönetimi, 10 yılı aşkın süredir casus olarak kullandığı bu adama toplamda 400 bin dolar ödemiş.

Hâlbuki, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Türkiye karşıtı diğer faaliyetleri için ödediği parayı hesap etmek için milyonlardan, hatta milyarlardan söz etmemiz gerekecek.

Hatırlayınız, birkaç yıl önce 15 Temmuz dâhil Türkiye’deki darbe girişimlerinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin nasıl bir rol oynadığını, hedefe ulaşılması için 3 milyar doları gözden çıkardığını, yetkili isimlerin sözlerine atıf yaparak bu köşede anlatmıştık.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o günlerde (Haziran 2017) Abu Dabi yönetimini adres göstererek söylediklerini hatırlayalım mı?

O günlerde şunları söylemişti Erdoğan:

“Birilerinin istihbarat örgütleri varsa bizim de var. Kimlerin o geceyi (15 Temmuz gecesi, M.A.) nasıl geçirdiğini çok iyi biliyoruz. Türkiye’de ne oldu, ne oluyor, bitti mi, gidiyor mu, darbe neticeye ulaştı mı, ulaşıyor mu? Bunu takip edenleri çok iyi biliyoruz. Nasıl paralar harcandığını çok iyi biliyoruz.”

Bir soruyla bitirelim:

Cumhurbaşkanı yaklaşık 3,5 yıl önce yaptığı bu konuşmayı bugün tekrarlasa, içeriği güncelliğini yitirmiş sayılır mı?