KÖŞE YAZILARI

16.2.2018, 12:12 İsmail Şahbalta Tüm Yazılarını Gör

Yeniden Yargılanma Metaforu Ve Duygusal Beklenti

Yeniden yargılanma talebi siyasetin omuzlarına binmesi gereken yükü başkalarına yüklemek ve siyasetin ipe un sermesine yardımcı olmaktır. Bu talep doğru değildir. Talep siyasidir. Konu siyasidir. Çözüm siyasidir.

Ergenekon, Balyoz vb. darbe teşebbüsü davalarının tamamı, bir gazetede yayımlanan köşe yazısının haber vermesiyle gün yüzüne çıkan hesaplaşmaların sonucu olarak düştü. Bu davalar sebebiyle hüküm giyenler beraat etti ve büyük tazminatlar aldılar. Bu kişilerin en azından bazılarının darbe sever oldukları ve fırsat bulduklarında şaşaalı günlerine geri dönmek için göze alamayacakları hiçbir şeyin olmadığına güneşin doğudan doğduğuna olan kati bilgimiz kadar eminiz oysa. Davaların kumpaslarını kuranlar akla-karayı bilerek karıştırıp, örtülü olarak gelecek için bir yatırım mı yapmış oldular; bilemiyoruz.

Yalçın Akdoğan tarafından kaleme alınan köşe yazısı görülmemiş sonuçlar doğurdu. Aslında perde arkasında işin içinde fiilen olanların bildiği gerçekler kamuoyuyla paylaşılmış oldu. Art arda gelen tahliyeler, kesin hükümlerin bozulması, halka karşı devlet zırhına bürünerek suç işlemiş yada gerçekten masum insanların birer birer tahliye edilişleri herkesin kafasını karıştırdığı kadar umutlandırıcı etkisi de oldu. Acaba mahkemeler tarafından verilen yeni duruma uygun kararlar, zindanların uzun süreli mûkimleri için de emsal teşkil edebilir miydi?

Ortaya çıkan yeni manzara ve onun getirdiği duyusal kırılma üzerinde, çok da düşünmeden “yeniden yargılama” metaforu ile gündemimize oturdu ve halen aynı metaforun etrafında çabalayıp duruyoruz. Oysa Balyoz-Ergenekon vb. darbe davalarında olan ve sonuçlanan şey devlet içindeki kliklerin hesaplaşmasıydı. Siyaset kurumu dış odakların uzatmalı görevlileri olarak iş gördüğünü fark ettiği klik aleyhine doğrudan tavır koyunca savaşın kazananı ortaya çıktı. Ortalama bir tarih dilimi olarak 1985-2000 arasındaki hiçbir davanın özgül ağırlığı sanıklar - taraflar açısından, darbe davalarının özgül ağırlığı ile devlet ve siyaset kurumu açısından kıyaslanması söz konusu dahi olamazdı. Siyaset kurumu ayakta kalabilmek için -ki bir sonraki hedef kendisiydi- gerekeni yaptı; kiminle ittifak yapması gerekiyorsa onunla ittifak yaptı.

Siyaset kurumu açısından hiçbir önceliğe sahip olmayan onun için hiçbir özgül ağırlığı olmayan bir konu için yukarıda zikrettiğim metafor çerçevesinde sonuç alıcı hayal kurmak ve beklenti içinde olmak kanaatimce oldukça yanıltıcıydı. Nitekim aradan geçen zaman bu yanılgıyı açıkça ortaya koymaya yetmiştir.

Seçtiğimiz metafor çerçevesinde siyaset kurumundan beklenti içinde olmak pratik faydanın elde edilmesinde bir netice getirmeyecektir. (Bütün kalbimle yanılmayı dilerim.) Bu durumda ancak özel birkaç kişi için o da özel birilerinin devreye girmesiyle sonuç alınabilir. Zindanlardaki büyük çoğunluk açısından bu metafor (yeniden yargılanma) siyaset kurumunun ipe un sermesine yardımcı olacaktır. Konu siyasaldır. Siyaset kurumunun yükü, yargının üzerine atması (Yargı yolları açıktır, Türkiye bir hukuk devletidir vb. söylemleri) oyuna dahil olmayacağının bir işareti olarak okunmalıdır. Siyaseti oyunun içinde tutacak şey içerdekileri dışarı çıkaracak yasal düzenleme yapmaktan geçer.

Siyaset kurumunun siyasal zemindeki sorunları irili-ufaklı çözmek gibi bir sorumluluğu olsa da öncelik sıralamasını kendisine yakın, somut, büyük faydalar sağlayacağını umduğu, onun açısından özgül ağırlığı büyük konuları tercih ettiğini, duygusal değil rasyonel davrandığını hiç unutmamak gerekir. Umut dağıtırken duygusal olmanın kimseye zararı yoktur. Bolca dağıtılmasında fayda dahi mülahaza edilebilir. Ancak eyleme dönüşecek şeyin mutlaka rasyonel olması gerekir. Siyasetin suyu bu yatakta akmaktadır.

Ne yazık ki verili şartlar altında siyasetten ahlaki olana yönelmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. O zaman yapılması gereken ahlaki olanla rasyonel olanın birlikte olduğu özgül ağırlık alanını oluşturup siyasetin onu görmezden gelemeyeceği şekilde açık hale getirmektir. Verili şartlar altındaki siyasetin yapılış tarzından bağımsız olarak biz Müslümanların talepleri tüm mahsunları kuşatmak durumundadır. Hizip-cemaat-fert adına iş görmek ya da onlardan beklenti içinde olmak ne kadar yanıltıcı olacaksa, farklı inanç-siyasal gruplardaki problem alanlarının varlığına da kör sağır olmak yanıltıcı olacaktır. Ahlaki olanın dışındaki talepler bizim ağırlığımızı ortadan kaldıracaktır. Birilerinin rüzgarına eklemlendiğimizi işaret etmiş olacaktır. Bizleri araçsallaştırılmaya müsait hale getirecektir.

Cezaevinde olan insanlar açısından bakıldığında; ben de uzun yıllardır içeride olan birisi olarak şöyle tanımlama yapılmasını doğru buluyor ve bunu teklif ediyorum. Bu insanların her türlü eylemlilikleri (doğrusuyla, yanlışıyla), haklılıkları-haksızlıkları ile varsa sapma ve sapkınlıkları düşünsel inhiraflarıyla her ne ise zamanının siyasal şartları altında bir “nefsi müdafaa” olarak görülmelidir. Bu insanlara ister yanlış deyin, ister doğru deyin radikalleşmeye, tepkiselliğe varsa şiddete iten içinde yaşadıkları yoğruldukları siyasal şartlardır; değerler dünyasına yapılan yoğun saldırılardır; hiç kimse bunları görmezden gelemez. Türkiye’nin o günlerdeki siyasal şartları ıskalandığında içerdeki insanları anlamak moda tabirle empati yapmak zorlaşacaktır. (Söylediklerim bu insanların geçmişlerine sahip çıkma yada temize çıkarma talebi-çabası olarak okunmamalıdır. Kimsenin böyle bir beklentisi de yoktur. İçerdeki insanlar açısından kesinlikle ifade edebilirim ki El-Emin vasfına hâlel getirecek her türlü düşünce ve eylemlilikten bir arında söz konusudur.) 

Şimdi, bu insanların sistem içindeki siyasal kavgada en büyük hasarı alarak muhacir hayatlarda, zindanlarda yok edilişlerine şahit olmak, şahitlere bir yük yüklemektedir. Çünkü 1985-2000 arasındaki siyasal kavga artık ortadan kalkmıştır. Başka biçimlere evrilmiştir. Şiddete iten, tepkiselliğe iten sebepler ortadan kalkmıştır. Bu dönemin asli mağdurları, bugünün siyasi şartlarında geçmişte içine itildikleri-düştükleri kavganın büyük oranda mutasyona uğradığını ve geçmiş siyasal zeminin ortadan kalktığını memnuniyetle müşahede etmektedirler. Geçmişin jakoben anlayışının ortadan kalktığına şahit olmakla beraber tarihin çöplüğüne atılmış bir anlayışın zindanlara tıktığı insanların unutulması ya da görmezden gelinmesi, bu insanlar için siyasal bir değerlendirme yapılması oldukça düşündürücüdür.

Burada öncelikli olarak hukuki bir değerlendirmeden ziyade siyasal bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Zindandakiler ve aileleri asıl canları yananlardır. Onlar sıra kendilerine gelmeden bir dönemin kapandığına aklen belki ikna olmayı isteyebilirler ama vicdanen bunu nasıl kabulleneceklerdir? 1985-2000’li yıllar arasında sistemin üzerinden silindir gibi geçtiği kitlelerin ön saflarda duran evlatları bu mücadelenin zekatları olarak hala zindanlardadır.

Zindanlardaki insanlar arasında hukuki açıdan hemen bırakılmaları gereken insanlar olabilir. Ancak bunların sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Mesele siyasi olarak değerlendirildiğinde içerde kalacak kimsenin olmadığı bir hakikat olarak haykırılacaktır. Bunun izdüşümü olarak yapılacak hukuki yorumlar meseleyi çözüme kavuşturmaya niyeti olanlar açısından bir değer taşıyacaktır.

Bu insanlar haklı ya da haksız içine girdikleri kavganın bedelini yıllar süren muhaceretlerle, esaretlerle vermişlerdir. Her ne yapmış iseler haklılığına ya da haksızlığına bakılmaksızın bedellerini misliyle ödemişlerdir. Dünün biten kavgasının mağdurları üzerlerine düşen bedeli ödemelerine rağmen bu kavganın asli faili olan ve bugün değiştiği söylenen (gözlenen) devlet hiçbir bedel ödememiştir. Şimdi üzerine düşeni yapmanın zamanı gelmiştir.

Tüm zindan ehli Müslümanların ve diğer mağdur edilen kesimlerin özgürlükleri, hakları iade edilmelidir. Mahkemelerin bu dönemlere dair verdiği hükümler sonuçları ile ortadan kaldırılmalıdır. Yapılacak şey yeniden yargılama değil yasal düzenlemedir.

Yeniden yargılama yolunda atılacak bir adım birçok insanın canını tekrar ve daha ağır bir şekilde yakacaktır. İçerdeki hiçbir mahpus yargı mekanizmasına güvenmez. Oligarşilerde kişilerin değişmesi ile yapının değişmeyeceğini yeni maskelerle eski yüzlerin örtüldüğü gerçeğini içerdeki hiçbir mahpus göz ardı etmez. Bir siyasetçinin dediği gibi pis borudan temiz su “akmaz”. Değişimin varlığı her şeyin güllük-gülistanlık olduğu anlamına gelmez ve yargı hala en ağır sorunların olduğu alandır.

Yeniden yargılanma talebi siyasetin omuzlarına binmesi gereken yükü başkalarına yüklemek ve siyasetin ipe un sermesine yardımcı olmaktır. Bu talep doğru değildir. Talep siyasidir. Konu siyasidir. Çözüm siyasidir.
 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09