KÖŞE YAZILARI

12.1.2015, 8:38 İbrahim el-Emin Tüm Yazılarını Gör

Türkiye, Suriye Meselesinde Makas Değiştiriyor: Müzakereler İçin Esed’in Devrilmesi Artık Şart Değil

Suriye krizinin ilgilendirdiği ülkeler arasında Türkiye, bugün itibariyle, açı

Suriye krizinin ilgilendirdiği ülkeler arasında Türkiye, bugün itibariyle, açık ve nihai bir stratejisi olmayan ülke olarak dikkatleri çekmekte ve günden güne yüzeysel politikaları benimsemeye daha yakın görünmektedir. Ne var ki değişim bir takım dönüşümleri gerekli kılar; ancak yakın bir zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şam’a bir ziyarette bulunacağı beklentisini taşımak da çok mantıklı görünmüyor. Ancak son bir yıl içinde bölgede meydana gelen değişikliklere paralel olarak Türkiye’nin de, yeni politik duruma bağlı kalmak zorunda olduğu açıkça görülüyor. Türk yöneticilerin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk ise, uluslararası koalisyonun, IŞİD’e karşı başlattığı fiili savaş ile İran’ın yine aynı örgüte karşı başlattığı açık savaştan sonra tarafsız davranmak ve tek başına özel politikalar benimsemektir. Bu Türkiye açısından hiç uygun görünmüyor.

Anlaşılan odur ki, Türkiye bugün bazı gerçeklerle yüzleşmek ve buna bağlı olarak bazı zorluklara göğüs germek durumundadır. Üye olmaya çalıştığı AB’nin güç ve otoritesini devam ettirip ettiremeyeceğini bilmiyor. Yakın bir zamanda AB’ye üye olup olamayacağı hususunda da emin değil. Buna rağmen bölgesel ve uluslararası bir konum elde etmeye çalışıyor. Fakat Türkiye, NATO üyeliğinin devam etmesinin, bu rolü elde etmede zorunlu bir başlangıç olduğunun da farkında. Türkiye aynı zamanda gittikçe büyüyen içsel sorunlarla da mücadele etmek zorunda. Özellikle IŞİD’e karşı mücadeleyi savunan radikal anlayış ile bugün Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’da “Ateist akım” diye bilinen ve bölgedeki sorunların kaynağını dinde gören akım arasında da bir denge kurması gerekiyor. Uluslararası düzeyde İran, Amerika ve Irak’la süren zorlu görüşmeler Türkiye’nin üzerindeki basıları arttırıyor.

Fakat Türkiye, kendini çok etkin bir manyetik alanın içinde hissetmesi sebebiyle çok endişeli bir süreç yaşıyor. Bir taraftan Suudi Arabistan ve ABD; Mısır, Irak ve Suriye stratejisinde kendilerine katılması ve İran’la ilişkilerde kendileriyle işbirliği yapması hususunda onu ikna etme çabaları sürerken, öyle anlaşılıyor ki, Amerikalılar ve Suudiler, Mısır’la ilişkilerini düzeltmesi karşılığında Türkiye’ye bölgesel bir rol vermeye çoktan hazır görünüyor. Batı dünyası ve beraberlerinde Suudi Arabistan, Türkiye’den, bölgesel sıcak gelişmeler karşısında, “yalnızlık stratejisi”nden vazgeçmesini istiyor. Diğer taraftan Rusya, Türkiye’yi mecburi gaz geçişi haline getirecek ve Türkiye’nin, Orta Asya’daki rolünü genişletecek stratejik işbirliğine hazır olduklarını bildirdi. Bu kapsamda Rusya ve İran Türkiye’ye yönelik pratik adımlar atmaya ve Arap âleminde etkin bir konuma getirmek üzere adımlar atmaya başladılar. İran, kısa bir süre önce, ülkeye bir ziyaret gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bölgesel konularda iki ülke arasında oluşturulacak ikili bir ittifakı olumlu karşılayacaklarını ve böyle bir ittifakın hem doğu hem batı karşısında her iki ülkeyi caydırıcı bir güç haline getireceğini belirtti. İranlı yetkililer, Erdoğan’a İsrail’le bir işbirliği yapamayacağını, aksi durumda Arap dünyasının tümünün ve İslam âleminin büyük bir bölümünün desteğini kaybedeceğini açıkça ilettiler. Suudi Arabistan’la yapmayı düşündüğü bir stratejik ortaklığın muhtemel zorluklarını Erdoğan’a açık bir şekilde anlatan İranlı yetkililer, Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin bölgedeki rakibi olduğunu, ayrıca Arabistan’ın itikadi açıdan Türkiye’den farklılık arz ettiğini bildirdiler.

İran, pratik manada, Türkiye’yi merkezi iki ülkenin (İran ve Türkiye) oluşturduğu, Irak ve Suriye konusunda odak noktası konumundaki bir ortaklığa katılmaya çağırdı. Aslında Türkiye böyle bir davete kulak vermekle müttefik Lübnan ve Filistin’deki (siyonizme karşı)  mücadelenin kalbinde yer almış olacaktı. Fakat Erdoğan’ın İran’ın sunduğu planla ilgili tutumu şu ifadelerinde saklıdır: “Beşşar Esed’in yönetimi bırakması şartıyla her şey müzakereye açıktır!”

Güvenilir haber kaynaklarına göre İran, bu sözlere ince bir diplomatik dille şöyle cevap verdi: “Esed’in gitmesi de kalması da mümkündür. Kanaatimize göre Esed gitmeyecek ve bu önerimizde geçerli kalmayacaktır!”

İran, Türkiye’den, Suriye sorunuyla alakalı tutumunu gözden geçirmesini talep etmesi esnasında çok önemli şeyler olmuştu. İlk olarak İran, Suriye sorunuyla alakalı bütün argümanlarını Esed’in düşmesinin söz konusu olmadığı yönünde kullandı. Ayrıca İran, bazı Batılı ve Arap ülkelerin başkentlerinden, herkesin, Esed’le barışmak istediğine dair diplomatik mesajlar almıştı. Sonra Irak’ta zor bir devrim gerçekleşti ve Türkiye’yi kendisiyle savaşılması gerekli olmayan bir düşman olarak gören IŞİD, Irak’ta geniş toprakları ele geçirerek hilafet devletini kurdu. Bütün bu gelişmeler, Müslüman Kardeşler hareketinin, Mısır, Tunus, Lübnan ve Suriye’de yenilgiye uğraması ve Filistin’deki Hamas hareketinin yaşadığı krizlere bağlı olarak yaşandı.

Bundan dolayı, İran’ın aleni ve yoğun bir şekilde ordu komutanı Kasım Süleymanî’nin Irak’taki faaliyetlerinde ortaya çıkan yeni mesajını ilk olarak anlayan Türkiye oldu. (İran, bölgede etkin bir güç olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.) Ardından Türkiye, IŞİD’e karşı oluşturulan Washington öncülüğünde uluslararası koalisyona bil-fiil katılmamanın bu koalisyonun stratejisinde hiçbir değişiklik yaratmadığını görmüş oldu. Ayrıca (bu oyunda) onun yerine bir başka ülkeye rol verildi. O ülke de Ürdün’dü. Daha sonra Türkiye, Irak’taki son durumun IŞİD’e karşı Iraklıların lehine geliştiğini ve IŞİD’in Haziran 2014’te işgal ettiği toprakları teker teker kaybedeceğini anladılar. Irak konusunda İran’ın attığı her adımı takip ettiler. İran ordusu, Kuzey Irak’taki Kürtlere yardım etmek için ansızın Irak’a girdi ve İran yönetimi Kuzey Irak Kürt yönetiminden şifahi de olsa tam bağımsızlık fikrinden vazgeçeceği konusunda söz almıştı. Türkiye, İran’ın Suriye’de sarf ettiği çabanın kat kat fazlasını Irak için de sarf etmeye hazır olduğunu anladı. Nitekim bunun sonuçları da ortaya çıkmaya başladı. Ve Türkiye, Irak’ta IŞİD’in daha çok nüfuz kaybedeceğini çok iyi biliyor.

İran ve Iraklı müttefikleri, başkent Bağdat’ın güvenliğinin arttırılması çalışmalarını henüz bitirmiş değiller. İlk olarak intihar saldırılarını organize eden birimler yok edilmeye başlandı ve Kürt yönetimiyle ortaklaşa bir askeri güvenlik birimi oluşturuldu. Hatta Türkiye, bu merhaleye değişik yollarla destek olmak üzere acil adımlar attı. Bu çerçevede eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yönetimi bırakmasını fırsat bilen Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni başbakan Haydar el-İbadi ile yeni bir diyalog imkânı yaratmak üzere Irak’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyareti takip edenlerin ifade ettiğine göre Davutoğlu bu ziyaretinde çok tehlikeli ifadeler kullandı. Davutoğlu şöyle dedi:

-Yeni bir stratejik merhaleye girmiş bulunmaktayız. Öncelikli düşmanımız, vahhabi düşüncesi ve onu savunanlardır. Çünkü onlar, sadece gayrı Müslimler için değil tüm insanlık için bir tehlikedir. Bu akımın temsilcileriyle mücadele etmek bizim birinci önceliğimizdir.”

-Irak’taki iktidar değişikliği, bize göre iki ülke ilişkileri açısından yeni bir sayfa açma talebi için önemli bir fırsattır. Biz, Irak’ın toprak bütünlüğü açısından, merkezi Irak Hükümeti dışında başka bir muhatap tanımayız. Kuzey Irak Kürt yönetimi de dâhil Irak’taki taraflarla yapacağımız her türlü görüşmeyi hükümetin bilgisi ve rızası dâhilinde gerçekleştireceğiz.”

-Bizler, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinin en üstün seviyeye yükseltilmesinden yanayız. Özellikle bölge ülkeleri olan Irak ve İran’la ilişkiler konusunda yeni bir bakış açısı getirmenin gereğine inanıyoruz.

Peki, Suriye krizi konusunda ne söyledi?

Gözlemcilere göre Davutoğlu’nun Suriye kriziyle alakalı olarak: “Türkiye, Suriye konusunda gerçekçi bir tavır takınıyor. Suriye konusunda gerek Suriyeli taraflar ve gerekse de Türkiye, İran veya Irak arasında yapılabilecek görüşmeler için Esed’in yönetimden çekilmesi bizler için gerekli bir koşul değildir” ifadeleri, Irak başbakanını oldukça şaşırttı. Davutoğlu sözlerine şunları da ekledi: “En azından bundan sonraki süreçte Esed’in görevi başında kalmasını önleyecek bir mekanizma üzerinde uzlaşmak faydalı olabilir.” Suriye’deki güç dengeleri açısından Ankara’nın, Suriye’deki müttefikleriyle ve özellikle “Suriye İhvanı”yla alakalı yaşadığı kafa karışıklığı açıkça görülüyor. Davutoğlu daha önce Lübnanlı bir yetkiliye, İhvan hakkında şunları söylemişti: “Suriye’deki “İhvan”ın temel sorunu, seslerinin yeryüzündeki etkinliklerinden çok daha yüksek olmasıdır. Üstelik İhvan’ın dünya üzerindeki ikametgâhı dinamik bir nitelik arz etmektedir. Bizler, Tunus İhvanı’nın ve Hamas’ın Suriye’ye yönelik tutumunda ciddi değişiklilikler müşahede etmekteyiz.”   

                                             Çeviri: Abdullah KUL

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09