KÖŞE YAZILARI

14.3.2016, 20:28 Nasser Arrabyee Tüm Yazılarını Gör

Suudi Arabistan’ın Kutsayamadığı Savaş

Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşı, Yemenlilerin Husilere olan desteğini arttırırken Suud karşıtı duygularını körüklüyor.

Suudi Arabistan, Husilere karşı giriştiği savaşın başlangıcı olan Mart 2015’ten beri, düzenlediği operasyonları, Şia’ya karşı kutsal bir savaş verdikleri ve sürgün hükümetini korudukları adı altındaki bahanelerle meşrulaştırdı. Fakat gün geçtikçe Yemenliler, Suud müdahalesinin Riyad’ın kendi etki çemberini genişletmek adına yapıldığı ve Muhammed bin Selman isminin geleceğin güçlü Suudi kralı olarak ön plana çıkartılması için yapılmış yanlış bir planlama olduğu konusunda yoğun bir görüş birliğine vardılar. Üstelik Yemenliler, Amerikan destekli Suud müdahalesi için herhangi ahlaki ya da meşru bir gerekçe olduğuna da inanmadılar. Suudi Arabistan, temelde Husileri zayıflatma hedefiyle girdiği fakat başaramadığı bu savaşı devam ettirirken, Yemen halkı açısından, başkentin yıkımı ve insanların çektikleri acılar, müdahalenin sonuçlarını yansıtan birincil sorunlar haline geldi. Hatta düzenlenen hava saldırıları ve Suudi Arabistan’ın temel stratejisi haline gelen “abluka” uygulaması, her geçen gün Suud’a olan nefreti arttırırken Husilere olan kitlesel desteğin de çok ciddi oranda artmasına sebep oldu.

Savaş, ülkenin altyapısında ciddi hasarlar meydana getirdi –barajlar, havaalanları, trafolar, köprü ve yollar, pazar yerleri, fabrikalar, stadyumlar ve hastaneler-. 39 tane üniversitenin ve 810 tane ilköğretim okulu ve lisenin fiili hasar gördüğü ülkede toplamda 3,809 okulun kapanmak zorunda kalmasıyla eğitime çok büyük bir darbe indirilmiş oldu. 27 milyonluk nüfusun %85’inin acil su, gıda, ilaç ve yakacak ihtiyacının olduğu ülkede 2,5 milyon Yemenli evlerini terk etmek zorunda kaldı ve aralarında binlercesi kadın ve çocuk olmak üzere 23.000 sivil, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü tarafından da delillendirildiği üzere dünya genelinde kullanımı yasaklanmış misket bombası tipi silahlar sebebiyle ya hayatını kaybetti ya da yaralandı.

İşte bu büyüklükte bir yıkıma ve bu denli bir perişanlığa sebep olmasına rağmen Riyad, belirlediği stratejik hedefleri yerine getirmeyi de başaramadı. Savaş başladığında Riyad’ın öncelikli hedefi, Abdulmelik el-Husi ve Ali Abdullah Salih idi. Fakat bugün hala hayattalar; üstelik yara bile almadılar, hatta ülkede nisbeten serbest ve gizlenmeden yaşama özgürlüğüne sahipler. Husilerin neredeyse bütün önde gelen liderleri de halen hayatta. BM’nin yaptırım listesinde olan Husi güçlerinin komutanı Ebu Ali el-Hekim, ülke genelinde Aden, Saada ve Hudeyda gibi büyük şehirlerde aşiret reisleriyle her gün ayrı ayrı toplantılar yapıyor; Husileri destekleyen meydan gösterilerinde boy gösteriyor. Husilerin elinde olan askeri üslere ve -SCUD, Toçka, ve Kahir-1 füzeleri gibi- balistik füzelerin bulunduğu cephaneliklere el sürülememiş; buralar halen kullanımda. Suudiler, Husileri yenmek bir yana; Yemen içinde operasyon düzenlemek için gerekli olan kapsamlı stratejiden hatta en ufak istihbaratlardan bile yoksun olduklarını kanıtlamış oldular bu süreçte. Husiler ve Yemenli müttefikleri Suudi Arabistan sınırları içindeki Necran, Cizan ve Asir’de nihai operasyonlar düzenlerken Suudi F-16 uçakları, buna karşılık Sanaa’da içlerinin boş olduğu bilinen ordu kumandanlarının evlerini ve alakasız hedefleri bombalıyordu.

Suudi Arabistan, fiilen yürüttüğü askeri mücadeleye harcadığı milyar dolarların yanı sıra, Abdurabbu Mansur Hadi’den binlerce aşiret üyesine, siyasetçilere ve entelektüellere kadar Yemen’de kendi adına savaşmasını umduğu yerel aktörlere ülkenin kuzeyinden güneyine çok büyük paralar dağıttı. Fakat artan masraflarla boğuşmak zorunda kalan Suudi Arabistan, bu taktikle de “sürekli sadakat” duygusunu tesis edemedi. Temmuz 2015’te Suudi Arabistan, Taiz’deki Suud yanlısı direniş komitelerine katılan her bir asker için aylık 2000 riyal (530$) maaş vereceğini taahhüt etmiş fakat ödemeleri listedekilerin isimlerinin netleştirilemediği bahanesiyle aylarca geciktirmişti.

Muhammed Ali el-Husi liderliğindeki uluslararası meşruiyeti edinememiş olan hükümet, yerel bazda birçok açıdan Cumhurbaşkanı Hadi ve Suud destekli hükümetten daha iyi konumda. Riyad’da bulunan Hadi, tamamen dış desteğe muhtaç hale geldi. Buna karşın, uluslararası meşruiyeti olmamasına rağmen Husiler, Suud’un her saldırısında Yemen halkı nezdinde desteğini ve popülaritesini arttırıyor. Çok sayıda Yemenli, Suud saldırılarında ölenleri şehit kabul ederek akrabalarının cenazelerini adeta bir düğün merasimine çeviriyorlar. Bazı analar oğullarını toprağa gömerken onları sanki düğün gecesinde gelin odasına yollarmışçasına sevinç ve duygu seline kapılıyorlar. Babalar ise ölen oğullarının ardından sağ kalan diğerlerini de “istilacı ve işgalci” Suudi rejimine karşı savaşta Müslüman halkın canını korumak için Allah yolunda şehit vermeye ant içiyorlar.

Husiler, artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan Yemenlilerin her açıdan yardımına koşarak onların desteklerini de arkasına alıyor. Yemen ordusu Mayıs 2015’te, yerel aşiretlerin de desteğiyle Suudi Arabistan sınırları içindeki Necran, Cizan ve Asir’de birçok stratejik bölgenin hakimiyetini ele geçirdi. Aralık ayının ortasından bu yana, Yemen güçleri, Suudi Arabistan’da Cizan havaalanı, Aramco petrol tesisleri ve Faysal askeri üssü gibi bazı stratejik hedeflere birçok kez balistik füze saldırıları gerçekleştirdi. Bu saldırılarda yüzlerce Suud askeri yaralandı/öldü ve onlarcası da esir alındı. Yemen silahlı kuvvetler sözcüsü General Şeref Galip Lokman, Suud sınırındaki vilayetlerin resmen Yemen ordusunun kontrolüne geçtiğini ve bundan sonra bu bölgelerde yapılacak operasyonların “askeri” değil “siyasi” bir karar üzere gerçekleşeceğini resmen ilan etti. Aynı söylem, Seyyid Abdulmelik el-Husi’nin Ağustos 2015 tarihli konuşmasında da yankılandı ve Abdulmelik Husi, Suudi Arabistan’ın büyük şehirlerinde elde edilen başarıların Suud saldırılarının devam etmesi durumunda Riyad üzerinde baskı kurmak için “stratejik bir tercih” imkânı sunacağını belirtti.

Bu söylemi destekleyen birçok aşiret reisi, -özellikle de başkent Sanaa’nın etrafındaki 6 büyük kentteki aşiretler- Suud saldırganlığına karşı birlikte hareket etmek için Husilerin önderliğinde “aşiret şerefi sözleşmesi” imzaladılar. Husiler, bir milyon kişinin imzalaması için bu sözleşmeyi şehirlerde düzenlenen kitlesel gösterilerde de halka açtı ve özellikle Taiz ve Marib’de yoğun ilgi ile karşılaştı. Eylül 2015’te başlayan gösteriler ve “milli bilinci” önceleyen bir sözleşmenin gündeme gelmesi, birçok aşiret reisinin, siyasetçinin ve entelektüelin bu sürece destek vermesine vesile oldu. Öyle ki aşiretler arası anlaşmazlıklar bir kenara bırakılarak ortak komuta altında askeri ve maddi destek girişimleri başlatıldı. Aşiretlerin bu tavrı, Husilerin ve müttefiklerinin ciddi bir desteğe sahip olduklarını gösterirken, sürgündeki hükümete ise genelde dış güçlerin desteklediği tabansız bir yapı muamelesi yapılıyor.

Washington merkezli Carnegie Endowment adlı düşünce kuruluşunun internet sitesinde 3 Mart 2016'da yayınlanan bu makale, İslâmi Analiz için tercüme edilmiştir.

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09