KÖŞE YAZILARI

28.5.2015, 9:42 Erkam Cengil Tüm Yazılarını Gör

Suriye'de Çıkış Yolu

Anadolu'daki bazı İslami yapılar Suriye siyasetini Suud’un “anti-şii” tezleri üzerinden okuyorlar.

“Hafız Esad’ın yaptıkları” ve “Hama katliamı” ajitasyonu üzerine kurulmuş, mevcut stüdyo veya türevi görüntüler ile desteklenmiş bir Suriye okuması var malum…

Tabii bu okuma “İslami Kesim”in okuması… Onlar Amerika ve İsrail’in politikaları, planları üzerinde durmuyorlar. Çünkü “Allah Büyük” , “Onların bir planı varsa elbet Allah’ın da bir planı var”… vs gibi inanç(!)ları var.

Hükümet nazarında ise bu böyle mi, onlar Amerika’nın ve İsrail’in bölgedeki planlarını bilmiyorlar mı, elbette tartışılması gereken bir konu…

Suriye muhalefeti, Suriye halkının iç dinamikleri ile değil; ABD, İsrail, Suudi Arabistan gibi ülkelerin dış müdahaleleri ile bugünkü noktaya geldi… Barışçıl taleplerin, ülkeler arası bir savaş arenasına dönüşmesi Allahın kurduğu bir plan, onun arzuladığı bir yönetim şeklinin mücadelesi olabilir mi, takdiri akıl sahiplerine bırakalım.

Suriye 'deki savaşın başlangıcı 2006 İsrail – Hizbullah savaşına dayanır. Hizbullah’ın İsrail ve dostları tarafından yok edilememesi üzerine mezhepsel argümanlarla “Sünni(!)”lerce yok edilmesi kararı daha o dönem alınmıştı hatırlarsanız… Hatta Anadolu’daki Müslümanlar Suriye olaylarına kadar bu durumun bilincinde ve mezhebi kışkırtmalara karşı son derece duyarlılardı.

Gelin görün ki, Allah diyen adamın diri diri toprağa gömülmesi gibi, Allah yazan domates gibi inandırıcı(!) ve akıl dolu(!) görüntüler/ajitasyonlar ile kitlelerde tevhid-şirk savaşı varmış algısını oluşturmayı başardılar. Tabii bunu yapanların BBC, CNN gibi “islam dostu” kanallar olduğunu unutmamak gerekir.

Ortada bir tevhid şirk savaşı olduğu doğru. Fakat Suriye’de bu, kendisine ortak koşulmasını istemeyen ABD’nin ve onun “itikadi” ortağı Suudların ve suç ortaklarının savaşıdır.

Anadoludaki bazı islami yapıların bu oyuna gelmesi ve Suriye siyasetini Selefilerin ve Suud’un  “anti-şii” ; “anti-alevi” tezleri üzerinden okumaları da bu yapıların ne kadar basiretli ve oturaklı/dengeli yapılar olduğunu gözler önüne seriyor. Maalesef!

Elbette mezhepçi olmayan bazı tevhidi yapılar da Suriye’de muhalifleri destekliyor. Ancak onlar da mevcut algı ve ajitasyonun etkisi altında kalarak bunu yapıyorlar.

Savaşın sürdürülmesi ve ölümlerin artması elbette Müslümanların zararına oluyor. İki artı iki dört… Bugüne kadar ölen 200.000 veya daha fazla insanın hepsi Müslümandı… Evlerinden ayrılan, aç kalan, gayri ahlaki yapıların eline düşenler de öyle. Nusayri veya Caferi veya Sünni olsun; Ehli Kıbleyi tekfir etme “hadsizliğine” düşmeyen herkes için bu böyledir. Yani ölen iki taraf da müslümandır. Amerika, İsrail gibi İslam düşmanı güçler için de bu böyledir. Onlar bu durumdan elbette ki memnunlar.

Savaş sürdükçe müslümanların güç kaybı devam ediyor, zalimler zenginleşiyor ve tahakkümleri artıyor.

“Mü’minlerden iki grup savaşırlarsa, o zaman ikisinin arasını düzeltin. Fakat, eğer ikisinden biri diğerine saldırırsa, o taktirde saldıran grupla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Bundan sonra eğer dönerse, böylece ikisinin arasını adaletle düzeltin, (onlara) adil davranın (diğerine zulmetmeyin). Muhakkak ki Allah, adaletle davrananları sever.” (1)

“Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (2)

Bu ayetlere ters iş yapanlar, kendilerini aklamak için karşı tarafın mü’min olmadığını iddia ediyor. Bu iddiada bulunmak, sınırı olmayan tekfirin önünü açacak ve İslam dünyasında akan kanı artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Nitekim Suriye muhalifleri bu durumu kendi içlerinde de yaşamış, onlar Nusayri ve caferileri tekfir edip katlederken, onların içinden çıkan bir grup (Devle / ışid) de onları tekfir etmiş ve katletmiştir. Yarın da Devle içinden bir grup çıkar ve onları da tekfir eden başka bir grup çıkar... Sonsuzluğa giden bu yolun kesilmesi için ehli kıblenin yani "kıblem Kabedir" diyen kimsenin tekfir edilmemesi gerekir. İslam dünyasında savaşların yerini muhabbet ve diyalog almak zorundadır.

Hiçbir partinin, mezhebi grubun veya ideolojik örgütün kini ve hırsının bu savaşı meşru kılamayacağı akıl sahipleri için ortada...

Peki nasıl bir anlaşma ile bu savaş sona erebilir?

Sözün sonunu başta söylemek gerek. İran ve Türkiye isteseydi bu savaş bir günde biterdi. Ama bir taraf Esad 'ı devirmekte kararlı...

Peki Suriye kendi iç dinamikleri ile bu işi nasıl çözer? Bunu konuşalım;

Suriye'de iki taraf var; Suriye devleti/rejimi ve bu rejimin değişmesini isteyenler... Elbette iki taraf da homojen değil. Yani Beşar Esad gitsin diyen herkes bunu aynı sebepler üzerinden arzulamadığı gibi, kalsın diyenler de aynı sebeplerle kalsın demiyor.

Muhalefette mezhebi nedenlerle gitmesini isteyen Selefiler (Nusra, Ahrar'uş Şam, Devle) ve geçmişte babasının yaptıklarından dolayı (maalesef)  bir kan davası güden İhvan var. Üçüncüsü ABD ve İsrail desteği ile kurulan, muhaliflerin başlangıcını oluşturan ve omurga olması gerekirken tabanını Selefi gruplara kaptıran ÖSO var.

Yine bu üç muhalif grubun içinde, rejimden memnuniyetsizlikleri ve yapılan zulümler  yüzünden yer alan kişi ve gruplar var. Ancak biz meseleyi bu üç ana yapı üzerinden değerlendireceğiz.

Barış bu taraflar üzerinden nasıl gerçekleşebilir?

Esad rejimi, Sünni - İslamcı taban tarafından babasının anıldığı Hama -  Humus olayları ile ve elbette mezhebi üzerinden tartışılıyor. Bu tartışmanın çözümsüzlükten başka varacağı bir yer yok. Elbette İhvan ile varacağı bir uzlaşı bu durumu değiştirebilir.  Sünni ülkeleri ve Sünni tabanı başka türlü barışa ikna etmesi mümkün görünmüyor.

İhvan ile uzlaşı için Gannuşi ve Karadavi ile diyalog kurabilir. Onların desteklediği bir uzlaşı Suriye İhvanı için de ikna edici olacaktır. Zira Gannuşi siyasi diyalog yolunu Tunus'da benimsemiş ve Mısır'da yaşanan darbe sürecini Tunus'a yaşatmamış, uzlaşıya açık bir isim...

ÖSO ise bu süreçte İhvan 'dan daha önemli bir unsur. Zira batının kurduğu silahlı muhalefet ÖSO ve kendi kurdukları bu örgüt elbette kendi kontrollerinde. ÖSO'nun oturduğu bir masa, Batının oturduğu bir masa demektir.

Tabii Esad İran - Hizbullah - Filistin ekseninden çıkmadığı sürece bu savaş uzamaya devam edecek ve anlaşma yolları batı tarafından yokuşa sürülecektir.

Esad için oluşturulan algı yıkılmadan barışın mümkün olmadığı unutulmamalı. Uzlaşı adımları atılırsa bir nebze de olsa muhaliflerin tepkisi azalabilir ve barış mümkün bir hale gelebilir.

İhvan ile yapılacak uzlaşı ile, ÖSO ile yapılacak uzlaşı aynı temeller üzerine kurulmayacaktır. İhvan, geçmişte yaşadığı mazlumiyetler giderilerek ve demokratikleşme adımları ile memnun edilebilir. Ancak ÖSO, batının desteğini çekmesi ile veya mecbur bırakılarak masaya oturabilir.

Batı istemediği sürece ÖSO masaya oturmayacaktır. Otursa da Batının talepleri ile oturacaktır. Esad'ın ise bu taleplere sıcak bakmadığı batı ile verdiği savaş dolayısı ile ortada... Yani  ÖSO ancak kurulduğu şekilde masaya getirilebilir.

İhvan ve ÖSO'nun masaya oturduğu, uzlaşı adımlarının atıldığı bir durumda elbette selefi  gruplar bir ikilem ile karşı karşıya kalacaktır; ya uzlaşıya ortak olacak, ya da karşı çıkacaklar. Tabii Selefilerin büyük çoğunluğu meşrepleri gereği uzlaşıya karşı çıkacaktır.

Selefi gruplar geçmişte Irak, Çeçenistan, Afganistan gibi yerlerde işgalci güçler yerine yerel halkla savaşarak direnişleri bitirmişlerdi. Yani bu anlayışın barış ve huzur getireceği her hangi bir yer mevcut değil. Halkın dışladığı ve marjinal kalmış bir yapı olmaya mahkumlar. Savaş nedeni ile Suriye'ye gelen bu gruplar, savaşın bitmesi ile birlikte savaşın olduğu başka bölgelere geçmek durumunda kalacaklar ya da yerlerinde kalarak her iki taraf ile çatışacaklar.

Rejim ve muhalefet dışında kalarak üçüncü bir yolu seçen Kürdler ise, elbette halkın her kesiminin katıldığı bir yönetim ile barış masasındaki yerlerini alabilirler. Yani Kürdlere baasın Arap Cumhuriyeti'nin değişmesi verilecek en güzel hediye olacaktır. Suriye, Arap devleti olmaktan çıkmalı.

Elbette barış zor ve yorucu... Ancak barıştan başka çaremiz yok. Güzel bir gelecek ancak barış ile kurulabilir.

(1) - Hucurat 9

(2) - Nisa 93

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09