KÖŞE YAZILARI

6.3.2019, 8:55 Atasoy Müftüoğlu Tüm Yazılarını Gör

Statükonun Sınırlarını Aşmak

"Kapitalist-neoliberal dünya görüşü ve hayat tarzı ile bütünleşmek, ahlaki kötülüklere kayıtsız kalmakla, ahlaki kötülükleri farketmemekle aynı anlamı taşır. Modern ya da geleneksel statükonun sınırları aşılmadıkça, yeni çözümlemeler, yeni başlangıçlar yapılamaz."

Hangi konuda olursa olsun, yeni bir başlangıç yapmak isteyen İslam toplumlarının, her şeyden önce tarihsel konumlarının bilincinde olmaları gerekir. Günümüzde, İslam toplumlarında, düşünsel/kültürel/akademik hayat, Batılı bilgi-iktidar yapılarının referanslarına-gündemine katılarak, bu referansları ve gündemi paylaşarak, sözünü ettiğimiz yapılara bağımlılığını sürdürüyor. Aşılması mümkün olduğu halde, bu bağımlılığı nihai bir kader gibi yaşamaya devam edebiliyoruz. Bu bağımlılığı aşamadıkça kendi bağımsız İslami gerçekliğimizi inşa edemeyeceğimizi her nasılsa farkedemiyoruz. İçerisinde bulunduğumuz bağımlı zihinsel-siyasal-entelektüel konumlardan, ontolojik bir özgürleşme programı çıkarılamayacağını tartışmak hayati önemi olan bir konudur.

Batılı sömürgeci irade tarafından toplumlarımıza dayatılan gerçeklik ve varoluş, İslami otorite ve meşruiyeti reddetmiş, eğitim ve hukuk sisteminden İslami referansları bütünüyle çıkarmış, akla dayalı bir ahlak anlayışını kabul etmiş, devlet’i her tür din’i etkiden bağımsızlaştırmış, duygusuz bir rasyonalite algısını güçlendirmiş, Batılı bilgi ve felsefeyi ideolojikleştirmiş, demokrasileri de aynı şekilde ideolojik bir meşruiyet aracı haline getirmiştir. İslam toplumlarında, İslami farkındalığı imkansız kılan dini ve politik popülizm uyuşturucularının belirleyici hale gelmesi sebebiyle, halen İslami düşünce/kültür/ilahiyat hayatı, sömürgecilik yoluyla dayatılan bu gerçekliğin mahiyetini sorgulayabilmiş değildir. Kendi başına düşünme yeteneğini/arayışını/çabasını mahkum ederek, bir otorite tarafından yönlendirilmeyi gelenek haline getiren taklit’in kurumsallaşması sebebiyle, toplumlarımızda İslami akıl bütünüyle işlevsiz kılınabilmiştir.

İslam dünyası toplumlarına batılı bilgi ve iktidar yapıları tarafından dayatılan gerçeklik ve varoluş biçimiyle uzlaştığımız için, zihin-düşünce dünyamız bütünüyle sömürgeleştirilmiştir. Dışarıdan dayatılan sömürgeci gerçekliğin, alışkanlığa dönüşmesi, doğallaşması zihinsel yabancılaşmalarla, ahlaki kötülüklerle bütünleşme sonucunu doğuruyor. Kapitalist-neoliberal dünya görüşü ve hayat tarzı ile bütünleşmek, ahlaki kötülüklere kayıtsız kalmakla, ahlaki kötülükleri farketmemekle aynı anlamı taşır.

Varoluşlarının sömürgeleştirildiğini derinden farkeden ve bu durumu kabul edilemez bulan toplumlar ve kültürler, kendilerine dayatılan ideolojik gerçekliği reddederek, entelektüel bağımsızlık için harekete geçerler. Modern ya da geleneksel statükonun sınırları aşılmadıkça, yeni çözümlemeler, yeni başlangıçlar yapılamaz. Daha çok düşünce, daha çok fikir ve çözümlemeye ancak statükonun sınırları aşılarak ulaşılabilir. Eleştirel dil/yaklaşım, gerçekliği/hakikati görmemizi sağlar. Dini ve politik popülizm uyuşturucuları ile ilgili olarak, İslami farkındalığı toplumsallaştırmadığımız taktirde düşünsel/kültürel bir yenilenme mümkün olamaz.

İdeolojik bilgi-iktidar yapılarıyla, bu yapıların sistematik/yapısal tahakkümüyle hesaplaşmayan, bu hesaplaşmayı gerçekleştiremediği için de bu yapıları içselleştiren konformist bir zihin ve ruh dünyası, toplum ya da kültür, entelektüel üretkenlik, bağımsızlık gibi varoluşsal sorumluluk alanlarına bütünüyle yabancılaştıkları için, entelektüel direnişi hiçbir zaman gündemlerine alamazlar. Nitekim bugün, toplumlarımızda entelektüel direniş bağlamında hiçbir somut program yoktur. İslam toplumlarında, İslami anlamda, entelektüel bir direniş gerçekleştirilemediği için İslam, dünyevi/siyasal konumu/işlevi/misyonu olmayan, bir maneviyatçılık biçiminde, tarihin dışında konumlandırılmıştır. Bu konumlandırılma sebebiyle İslam, göreceli hale getirilmiş, her ulus-devlet kendisine özgü, kendi çıkarlarına göre biçimlendirilebilecek bir İslam yaklaşımı icat-inşa etmiştir. Aynı şekilde bugün, İslam toplumlarında, milliyetçi-mezhepçi hassasiyetler, çıkarlar ve beklentiler doğrultusunda bir tarih icat ediliyor, her toplum, kendi siyasal program ve ihtirasları doğrultusunda geçmişi araçsallaştırıyor.

İslam toplumlarında, düşünce ve kültür hayatı, akademik hayat, Batılı toplumsal ve kültürel düşünce sisteminin sınırlarını aşamadığı, aşmaya çalışmadığı, sömürgeci-ideolojik bilgi ve iktidar yapılarının tahakkümüyle-baskısıyla hesaplaşamadığı, hesaplaşma yapma ihtiyacı duymadığı için, zihinsel anlamda derin/kronik bir malûliyet içerisinde bulunuyor. Kitlesel popüler kültürün küresel ölçekte genişleyen ve derinleşen etkisi, özellikle genç kuşaklar üzerinde yeni bir bağımlılık biçimine dönüşüyor. Entelektüel bağımlılığı aşarak, bağımsız bir entelektüel üretkenliği gerçekleştiremeyen yerli-milli kültürler, kitlesel popüler kültürler karşısında direnç gösteremiyor.

İslam toplumları, dünya algısının, dünya tasavvurunun, insanlığın ortak bilincinin, Avrupamerkezci dünya görüşü doğrultusunda değiştirildiği 16-17’nci yüzyıllardan bu yana, insanın bağımsız düşünme ve üretme sorumluluğunu, İslam adına, kısıtlayan-engelleyen bir gelenek sebebiyle, sömürgeci-ideolojik saldırılar karşısında etkili bir direniş süreci oluşturamıyor. Sözünü ettiğimiz tarihten bu yana, İslam toplumları, Batılı bilgi ve kültüre bağımlıdır. Günümüzde de İslami düşünce/kültür hayatı, liberal özgürlüklerin ve insan hakları söyleminin, ikiyüzlü-sahte-kirli yapıları/iktidarı karşısında eleştirel bir dil kuramıyor, sefih bir özgürlük yaklaşımını reddedemiyor.

Entelektüel haçlı seferlerine yönelik olarak, İslami anlamda, entelektüel bir yüzleşmeye ihtiyaç duymayan konformist bir zihin ve ruh dünyası umut’tan ve bağımsız bir gelecekten söz edemez. Bugünün dünyasında ahlaki bütün idealler gerçek hayattan çekiliyor. Ahlaki ideallerin çöküşü ve faydacılığın yükselişi ile birlikte toplumsal hastalıklar büyüyor ve derinleşiyor. Bizler, Müslümanlar olarak ahlaki ideallerimizi gerçekleştirebilmiş olsaydık, maddi-dünyevi ihtiraslara, iktidar ihtiraslarına mahkûm olmayacaktık.

İslam toplumlarının, kendilerine yönelik olarak tahakküm-baskı-önyargı üreten, uygulayan ideolojik bilgi/dil/kavram ve kurumlarla ilgili eleştirel çözümlemeler yapamamak, bu konular etrafında yeniden düşünememek gibi bir sorunları var. Bu sorunları aşmak, ancak radikal bir gündem ve radikal bir düşünceyle mümkün olabilir.

 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09