KÖŞE YAZILARI

2.7.2016, 15:45 Emre Berber Tüm Yazılarını Gör

Son Diplomatik Açılımlar ve İktidar Sistemi

Erdoğan hem ulusal hem de uluslararası alanda kurduğu ilişkiler ciddi ölçüde dağıldığından dolayı bir şekilde, "zorla / güzellikle" devrileceğini düşünüyor ve bundan dolayı bazı radikal kararlarla sistem içindeki rolünü sürdürmeyi deniyor olabilir mi?

Son günlerde önemli diplomatik gelişmeler yaşanıyor. Önce İsrail'le anlaşma yapıldı, eş zamanlı olarak Rusya'yla ilişkiler belirli ölçüde olumlu hale getirildi. Mısır'a sıcak mesajlar gönderildi ve karşılığı alındı. Başbakan Yıldırım, Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerle ilişkilerdeki sorunların çözümleneceğini söylediğinde akla elbette Suriye geldi. Suriye'yle yeni bir aşamaya geçilmesi için de gayret sarf edileceğinden emin olabiliriz.
 
Peki aniden başlayan ve hızla devam eden bu diplomatik gelişmeleri nasıl anlamak gerek?
 
Kanaatimce AKP’ye ve Erdoğan siyasetine ilişkin yapılacak analizlerde öncelikle şuna dikkat etmek lazım: Nasıl ki demokrasi 4-5 senede bir gerçekleştirilen seçimlerde oy kullanmaktan ibaret değilse, iktidar da bu seçimlerde galip gelmekten ibaret değil. Seçimlerden galip geldiğinizde bir oyuncu olarak oyunda bir rol kazanmış oluyorsunuz. Fakat oyunun başka pek çok aktörü var. En başta askeri bürokrasi, (MİT ve emniyetle birlikte) güvenlik bürokrasisi, yargı bürokrasisi ve bir bütün olarak yüksek bürokrasi. Bunların yanında sermaye odakları, meslek odaları, medya, akademi, sendikalar ve çeşitli başka sivil unsurlar... Çok ciddi bir yurt dışı ilişkiler zemini de cabası. İktidar olmak bütün bu aktörlerle bir şekilde ilişkilenmekten, bu aktörlerle çeşitli ittifak ilişkileri geliştirebilmekten geçiyor. Bu ittifak ilişkileri çöktüğünde o ya da bu şekilde iktidarı da kaybediyorsunuz. Darbe en kaba yol, çeşitli zor durumlar vesilesiyle oy kaybı sonucunda iktidardan düşmeniz en rafine yol.
 
Türkiye iki büyük sorunla malul: Yurt içinde müthiş bir kutuplaşma, yurt dışında ise yalnızlaşma. İki sorun da bir bütün olarak devlet sistemi ve diğer müttefikler tarafından tolere edilebilir aşamayı çoktan geçmiş gözüküyor. Nitekim daha önce bazı Batılı kaynaklarda darbe tehlikesinin yeniden baş gösterdiğine ilişkin haberler yayımlanmıştı. Mesela Davutoğlu'nun başbakanlıktan azledilmesinin izahı için "TSK, MİT ve dışişleri bürokrasinin Erdoğan'a karşı Davutoğlu'nun yanında açıktan tavır almaya başlaması" iddiası kullanılmıştı. ABD ile AB'nin süreçte aldığı tavır zaten açık gözüküyor. Erdoğan siyasetinin “iktidar sistemi” tarafından tolere edilebilir aşamayı geçtiğine dair bu örnekler çokça arttırılabilir.
 
Peki, dış politikadaki bu muazzam gelişmeler -en azından kısmen- Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bahsi geçen bu iktidar sistemindeki ilişkilerinin tamamen tavsamasıyla ilişkili olarak okunabilir mi? Erdoğan hem ulusal hem de uluslararası alanda kurduğu ilişkiler ciddi ölçüde dağıldığından dolayı bir şekilde "zorla / güzellikle" devrileceğini düşünüyor ve bundan dolayı bazı radikal kararlarla sistem içindeki rolünü sürdürmeyi deniyor olabilir mi?
 
Devlet gibi dev kurumlar için aktörleri doğru zamanlamayla değiştirmenin hayati öneme sahip olduğu açık. Gerçekten de Türkiye'nin içteki ve dıştaki pek çok tıkanmasının çözümü Erdoğan'ın değişimiyle geliştirilecek incelikli bir süreçle mümkün olabilirdi. Mesela "AB değerlerine sadık” başka bir siyasi gücün egemenliği hem kutuplaşmaya hem yalnızlaşmaya “ilaç gibi” gelebilirdi. Devletler biraz böyle çalışır. Bir aktörün zamanı bittiğinde onu yenisiyle değiştirir, manevrasını alır, devletin kurumsal kimliği hepsinin toplamı olarak hayatiyetini sürdürür.
 
Öte yandan, dış politikadaki bu muazzam değişimler Erdoğan'ın "iktidar sistemi" içinde değil ama "demokratik sistemde" kuyusunu kazan gelişmeler. Bunca yıldır oy topladığı birtakım temel söylemlerini ani bir şekilde değiştirmenin belirli bir bedeli muhakkak olacaktır. Çünkü tek bir aktörün manevra alanı, birden çok çekişmeli aktörü kullanabilen devletinkinin aksine açıkça çok daha dar. Erdoğan çoktan ciddi bir çelişki bagajıyla siyaset yapmak durumunda olan bir lider. Şimdi bu bagaja yeni ve dişli başka çelişkiler dolduruyor. Her şeyin bir sınırı var. Bu oranın yükselişiyle liderliğinin yıpranması, güvenilirliğinin azalması ve oy kaybetmesi kaçınılmaz.
 
Bundan dolayı, seçim sonuçları bakımından yıpranmak pahasına yapılan bu hamlelerin izahı belki "iktidar sistemi" içerisindeki daha ani ve olumsuz sonuçlar doğurabilecek sıkışmayı aşmaya çalışmakla açıklanabilir. Erdoğan’ın bu şekilde, “iktidar sisteminin” unsurları tarafından kendisine karşı geliştirilecek olası bir müdahalenin meşruiyet zeminini ve olası destekçilerini azaltmayı tasavvur ediyor olması mümkün. Eğer bu varsayım doğruysa, bahsi geçen “iktidar sistemi” içerisindeki ilişkilerinin kırmızı alarm verdiğini düşünmek yerinde olacaktır. 
 
Türkiye’nin geleceğini tayin eden esas süreç bu iktidar sisteminin dinamiklerini takip ederek anlaşılabilecek gibi gözüküyor. Önümüzdeki iki büyük soruyu şu şekilde ifade etmek yanlış olmasa gerek: Erdoğan’ın aldığı bu ve olası diğer manevralar bahsi geçen iktidar sistemi içerisinde liderliğini sürdürülebilir kılmaya kafi gelecek mi? Diğer yandan, liderliğini sürdürülebilir kılmaya yönelik hamleleri siyasal çizgisinin toplumsal karşılığında ne ölçüde bir yıpranmaya sebebiyet verecek? Dolayısıyla bu dengenin kurulup kurulamayacağı ve Erdoğan’ın aldığı yeni siyasi manevraların seçmen kitlesini ikna edip edemeyeceği problem olarak karşımızda duruyor.

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09