KÖŞE YAZILARI

12.3.2019, 16:31 Hazım Koral Tüm Yazılarını Gör

Şer Cephesi

"Bu nedenle biz bu ittifaka “şer cephesi” ismini koymuş olduk. Şer cephesidirler çünkü kötülükten, yeryüzünü fesada vermekten, ümmetin zenginliklerini talan etmekten, sömürmekten ve bu emelleri uğruna kan dökmekten başka bir amaç gütmüyorlar. İşin acı tarafı ise şer cephesinin başı olan ABD ve Siyonist İsrail’e ümmet bünyesinden bazı parçaların eklemlenmiş olması."

Büyük şeytan ABD’nin öncülüğünde Polonya’da gerçekleştirilen Ortadoğu Zirvesi'nin amacı ve iletilmek istenen mesaj İran’a gözdağı vermekten ibarettir. Daha önceleri de benzeri zirveler yapılmış ve hep aynı endişeler dile getirilmiş ve tehditler savrulmuştu. Bunların yaptığı kuru gürültüden ibarettir. Çünkü, merhum Humeyni’nin ifadesiyle, “Amerika hiçbir halt edemez.”. Yapılan gövde gösterisi ise şovdan başka bir şey değildir. Dünya kamuoyu nezdinde gülünç duruma düşmektedirler farkında değiller. Bazı AB ülkeleri bunu bildiği için toplantıya katılmayı lüzumsuz gördüler.

Bu nedenle diyebiliriz ki, ‘barış ve güvenlik' konulu Ortadoğu Zirvesi, tam bir fiyasko ile sonuçlandı.

Zira yaklaşık 80 ülkenin davet edildiği konferansa katılan ülke sayısı da, ülkelerin katılım düzeyi de son derece düşük kaldı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin iki daimi üyesi Rusya ve Çin'in bu zirveye katılmayacağı zaten Moskova ve Pekin'den haftalar önce gelen beyanatlar doğrultusunda belliydi. Ayrıca yalnızca Rusya ve Çin değil; Türkiye, Lübnan, Filistin ve Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini de zirveye katılmadılar.

ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığından bütün bölge halklarının kin ve nefretine neden olması ve müttefik olmalarına rağmen birçok bölge ülkesinin de rahatsızlığı ABD’nin yeni hamleler yapmasına, yeni arayışlara girmesine neden olmaktadır. ABD’nin bu tür atraksiyonlarla kendisine meşruiyet zemini araması beyhude çabadan başka bir şey değildir. Sadece dünya halkları nezdinde değil, birçok Avrupa ülkesi nezdinde de eski etkin gücünü ve itibarını kaybeden ABD, yanına aldığı Suudi ve benzeri rejimleri bir araya getirip işgalci İsrail ile birlikte aklı sıra gövde gösterisi yapmaya çalışmaktadır...

Ayrıca bu zirvenin Polonya’da yapılması oldukça manidar! Zira Polonya Ortadoğu ile hiçbir ilişiği olmayan bir ülke. ABD bu tavrı ile Rusya’ya da mesaj mı vermek istiyor sorusu akla geliyor! Ayrıca ABD, AB içerisindeki muhaliflere de gönderme yapıyor olabilir! Zira ABD’nin İran’a yönelik ambargo ve yaptırımlarına Almanya ve Fransa soğuk bakmaktadır. Rusya ise bu konuda ABD’yi muhatap bile almamaktadır. ABD bu yüzden Rusya’ya eski müttefiki Polonya üzerinden gönderme yapıyor olabilir! ABD ayrıca Polonya’ya anti-balistik füze savunma sistemlerinin de konuşlandırması Rusya’ya karşı gardını almaktan başka bir amaç taşımamaktadır.

Büyük şeytan ABD çok yönlü entrika ve atraksiyonlar içerisinde olmakla birlikte asıl odaklandığı husus Ortadoğu'da kamplaştırmaya çalıştığı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, İsrail ekseninde bir politika ve Arap NATO’su gibi askerî yapılar oluşturmak. Bunda senkronize ve eşgüdümlü olarak güttüğü iki gaye var. Birincisi enerji kaynaklarına yönelik sömürü ve nakil işlemini güvence altına almak. İkincisi, İran tehdidine karşı işgalci İsrail’in güvenliğini sağlamak...

Şunu belirtmiş olalım ki, bu zirveden hiçbir zaman istedikleri sonucu alamayacaklardır. Zira kozmik zaman aleyhlerine işlemektedir. Korkunun ecele faydası yoktur. ABD'nin bugün düşük yapan hasta bir kadından farkı yoktur. Bu zirve başta İran olmak üzere, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Yemen’in direnç gösteren halkları nezdinde hiçbir anlam ifade etmemektedir. Şu bir gerçek ki, direniş cephesi bu tehdide gülmektedir. Ayrıca Türkiye bu toplantıya katılmamakla safını ve tavrını net bir şekilde ibraz etmiş oldu.

Şer cephesi ise dur durak bilmeden hamle üzerine hamle yapmaktadır.

24 Şubat’ta Şarm el Şeyh’te düzenlenen “Birinci Arap Birliği Zirvesi”ni yaptılar. Zirve öncesinde Suud Kralı mecalsiz bir şekilde Kahire’de Mısır Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada alkış tufanıyla karşılandı.

Bu teveccühün nedeni Kral’ın “hadim’ül harameyn” oluşundan değil, Mursi iktidarına karşı 2013’teki darbeden beri Abdülfettah el Sisi rejimini finans etmesinden mütevellit. Kısacası o alkışlar milyarlarca dolar ulûfenin karşılığı olmaktadır. “Himmet - ulûfe” Suudi diplomasisinin en önemli malzemesi. Tekfirci örgütler de aynı ulûfeden, aynı himmetten faydalanmakta...

İşin ilginç tarafı, yine bu zirvede, bölgede anti emperyal aktör olan İran “mevcut öncelikli düşman” olarak konumlandırıldı. Öte yandan, Varşova Zirvesi’ne katılmayan Türkiye bu toplantıda İran ile aynı aynı kefeye konuldu. Adamlar affetmiyor. “Ya bizimlesiniz ya da düşman safındasınız” diyorlar.

Zirvenin açılış konuşmasını yapan Sisi, üstü örtülü olarak Türkiye ve Katar’a çatmayı ihmal etmedi. Sisi şu ifadeyi kullandı: “Maalesef terör bazı ülkeler tarafından komşularda nüfuz elde etmek amacıyla kaos yaratma aracına dönüştürüldü.”

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu’l Ghayt da Suriye ve Yemen’de yaşanan çatışmalardan söz ederken “Türkiye ve İran’ın eylemleri, bölgedeki krizleri körükleyen bir müdahale niteliğinde” ifadesini kullandı. Anlaşılan mazlum Yemen halkına ve onun nezdinde Ensarullah’a yardım eden İran’dan ve Afrin ile Münbiç’e asker gönderen Türkiye’den son derece rahatsızlar. Aslında bütün bu tavırların ardında ABD’nin plân ve projelerine muhalefet yatmaktadır. Eğer Türkiye ve İran, ABD’nin dümen suyunda hareket etse Suud rejimi asla rahatsız olmaz. Suud’un kelbî tavırları ve ürümesi “sahibi adına” olmaktan öteye gitmemektedir. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal etmek amacıyla değil, sınır bölgesini terör unsurlarından arındırmak için asker göndermektedir. Türkiye bu müdahalesini ABD’ye rağmen yapmaktadır.

Türkiye, ABD ile müttefik olmasına rağmen böyle bir girişimde bulunması oldukça manidardır. ABD şunu anlamalıdır artık: Suud gibi ümmete ihanet eden eli kanlı bir rejimi yedeğine alarak bölgede istediği gibi at koşturamayacak. Astana ve Soçi süreçleri bunu göstermektedir. Gelinen nokta itibariyle ABD bölgede sürekli inisiyatif ve prestij kaybetmektedir. Hele bölge halkları nezdinde tam bir şeytan olarak nitelendirilmektedir. ABD’nin iki yıldan beri gündeme getirdiği ve zaman zaman şovlar yaparak medyaya sunduğu Arap NATO’su görselleri tam bir tiyatrodan ibarettir. Türkiye’de bazı gazeteler bu tiyatral şov için “İslâm NATO’su” diye manşetler atmışlardı. Büyük şeytan ABD’nin öncülüğünde “İslâm NATO’su”! Bir zamanlar merhum Humeynî’nin tanımladığı “Amerikancı İslâm” bu olsa gerek. ABD, İslâm Devrimi ile birlikte İran coğrafyasında yaşamış olduğu hezimetin bir başka Müslüman ülkede yaşamamak için uzun soluklu sinsi plânlar yapmanın, şeytani projeler geliştirmenin derdine düşmüştü. Pentagon’daki think tank kuruluşları İslâm Devrimi’nin domino etkisi yapmaması için “Ilımlı İslâm” projesini devreye soktular. Ilımlı İslâm, yani siyasî talebi olmayan pasif - edilgen din anlayışı...

Oliwer Roy bu konuda “Siyasal İslâm’ın İflası” isimli bir kitap yazmıştı. Oysa insanoğlunun ontolojik misyonu gereği kıyamete kadar geçerli olan İslâm’ın evrensel siyasî yönü her daim yeryüzünde adaleti kaim kılmayı amaçlamaktadır. (Hadid:25) Adalet ise her türlü sömürü ve talanın önüne geçmektir. Gelir dağılımındaki dengesizlikleri bertaraf etmektir. Sınıfsal farklılığı ortadan kaldırmaktır. Siyasal İslâm anti emperyalist duruşun adıdır. ABD her şeyden önce emperyalist bir ülke olduğu için siyasal İslâm’ı düşman bilmektedir. Bugün siyasal İslâm’ı İran temsil ettiği için bütün husumet ve kinini bu ülke üzerine boca etmektedir. Tahakkümü altına aldığı Müslüman coğrafyalarında benzeri bir hezimet yaşamamak için elinden gelen her türlü çabayı sarf etmektedir. Yapmış olduğu toplantılardan gütmüş olduğu amaç budur. İran’a karşı Arap NATO’su girişimi de bu amacın en bariz yansımasıdır. İşin bir başka ilginç yönü ise Arap NATO’suna işgalci İsrail’i dahil etme çabası. Varşova’daki toplantıda yapılan beyanatlar buna işaret ediyor.

Siyonist rejim başbakanı Benyamin Netenyahu bakınız ne diyor:

“Arap ülkeleriyle İran’a karşı mücadele ortak çıkarımızdır. Bu konuda ilerleme kaydetmiş durumdayız. Burada bulunmamızı önemli kılan, toplantının gizli olmadığıdır. Zira bugün öyle bir noktaya geldik ki, birçok Arap ülkesinin temsilcileriyle İran’la mücadelede ortak çıkarlarımız için açıkça birlikte oturumlar düzenleyebilmekteyiz.”

İran İslâm Cumhuriyeti’ne karşı ABD’nin öncülüğündeki ittifak arayışları Siyonist İsrail ile Suudi Arabistan, BAE’i, Mısır ve Ürdün gibi Arap ülkelerini aynı kulvarda cephe oluşturmaya yöneltmiş oldu. Bu nedenle biz bu ittifaka “şer cephesi” ismini koymuş olduk. Şer cephesidirler çünkü kötülükten, yeryüzünü fesada vermekten, ümmetin zenginliklerini talan etmekten, sömürmekten ve bu emelleri uğruna kan dökmekten başka bir amaç gütmüyorlar. İşin acı tarafı ise şer cephesinin başı olan ABD ve Siyonist İsrail’e ümmet bünyesinden bazı parçaların eklemlenmiş olması. Özellikle bu şer cephesinde Suudi rejiminin bazı Arap ülkelerini yedeğine alıp başı çekmesi Allah Teâlâ’ya, Resul-ü Ekrem Efendimiz’e, İslâm’a, Kâbe’ye vel hasılı bütün mukaddesatımıza yapılan ihanetin en alçakçasını izhar etmektedir. Suud rejimi asla “hadim’ül harameyn” olamaz. Olsa olsa “hain’ül harameyn” olur. Bunlar ümmet bünyesindeki ihanet şebekeleridirler. Allah Teâlâ ve tarih bunları affetmeyecek. Bu hainleri tarih ve insanlık lânetle anacaktır. “Müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ardından başaramayacakları bir işe yeltendiler.” (Tevbe:74)

“O ordu dağılacak ve hezimete uğramış bir vaziyette arkalarını dönüp kaçacaklar.” (Kamer:45)

 "Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar emellerine ulaşamadılar. Allah mü'minlere yeter. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır." (Ahzab: 25)

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09