KÖŞE YAZILARI

15.2.2017, 13:13 Mehmet Şahin Tüm Yazılarını Gör

Selefilik, Vahhabilik ve “Cihatçı” Gruplar

Bugün Suriye ve Türkiye üzerinden büyük fotoğrafa baktığımızda, başta Amerika olmak üzere küresel güçlerin Nebevi İslam’ın karşısına kendi anlayışlarına göre besledikleri, destekledikleri “İslam”ı çıkartmak suretiyle bütün bir İslam Coğrafyasında fitne ateşini yakmış ve bu ateşi tüm ümmeti kapsayacak şekilde büyütmekte ısrarcı olduklarını görebiliriz.

Mehmet Şahin/İslami Analiz

Bismillahirrahmanirrahim

Selefilik, Vahhabilik ve yaşadığımız zaman diliminde İslam Ümmetinin içine düşürüldüğü fitne ateşinin temel sebeplerinden gördüğüm El-Kaide, IŞİD gibi anlayış ve örgütlerle ilgili yapmış olduğum araştırmalarımın bir özetini makale olarak siz kardeşlerimle paylaşmak istiyorum. Hayırlara vesile olması umuduyla…

SELEFİLİK

Eş’arilik ve Maturidilik kurulana kadar Sünni Müslümanlar itikadi yönden Selefiyye kabul edilirdi. Selefilik, kıyas ve rey gibi metodlara itibar etmeyen bir anlayışa sahiptir.

Hanbeliliğin kurucusu Ahmed b. Hanbel ile ilk devresini yaşayan Selefilik, İbni Temiyye ile ikinci aşamasını geçirdi. Üçüncü kuşağın öncüsü 18. y.y. başında doğmuş olan Muhammed bin Abdulvahhab’dır.

Selefiyye terimi, zamanımızda çoğunlukla Hanbeli ekolünden Muhammed bin Abdulvahab’ın öğretilerini benimseyen Vahhabilik olarak tanımlanan anlayışa mensup kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır.

SELEFİYYE

Selefiyye, itikadi konularda Mutezile’nin tam tersidir. Selefiyye mezhebi itikadi konularda akla yer vermez. Sadece nakil ile hareket eder. Selefiyye mezhebi akıl ve nakil konusunda mutlak nakle inanır. Genellikle Hanbeli Fıkıh mezhebine bağlı olanlar itikatta Selefidir ancak Selefiler Fıkıhta mezhep taklidini benimsemedikleri için kendilerini bir mezhebe bağlı saymazlar. İbni Teymiye’yi Şeyh’ül İslam olarak görürler. Bugün Selefilerin en yaygın olduğu bölge Suudi Arabistan’dır.

Fıkıh, ameli mezhepler; kelam ise itikadi mezhepler üzerinde yoğunlaşmıştır. Hz. Peygamber’den sonra Kur’an ve Peygamberin sünneti yeterli görülmeyerek kıyas ve içtihat gibi yöntemler geliştirilmiştir. Bu gelişmeler yanında siyasi sorunların itikada yansımaları itikat mezheplerinin doğumunda önemli rol oynamıştır.

Ortaya çıkan siyasi mezhepler, farklı itikadi temellere dayanmış, Ehl-i Sünnet içinde çeşitli itikadi mezhepler meydana gelmiştir. Maturudiyye, Eş’ariyye, Selefiyye bunlardandır. Bunların haricinde Mutezile, Cehmiye, Müşebbihe, Haricilik gibi Ehl-i Sünnet dışı kabul edilen siyasi mezhepler de vardır. 

Günümüzde yaygın adıyla Şiilik ya da Şia ve Caferilik ekolü ise bunlardan tamamen ayrı olarak değerlendirilmesi gerekir.

VAHHABİLİK

18. y.y da Hanbeli ekolü içinde yetişmiş Muhammed b. Abdulvahhab tarafından başlatılmıştır. Vahhabilik ismi, ilk Suudi Devletinin Necd bölgesinde doğmuş, Muhammed b. Abdulvahhab’tan gelmektedir.

Vahhabilik bugünkü Suudi Arabistan’da resmi mezhep konumundadır. Vahhabiler kendi mezheplerinden olmayanların gerçek Müslüman olmadığını kabul ederler.

Muhammed b. Abdulvahhab, Vahhabilik mezhebinin fikir babası ve ilk Suudi devletinin iki kurucusundan biridir.

1703 yılında Necd bölgesinde doğmuştur. Dedesi günümüzdeki Suud Kraliyet ailesinin aile babası kabul edilmektedir. Gençliğinde Selefiyye akımını incelediği ve benimsediği bilinmektedir. Zamanında yeğeni Muhammed  İbn-i Suud ile birlikte bedevilerden İhvan adı verilen Hac kafilelerini yağmalamakla geçinen Arap çetelerinden düzensiz bir ordu kurdu. Kabileleri birleştirip bölgede denetimi sağladı. Böylece bölgede ilk Suudi devleti kurulmuş oldu. Osmanlı’ya karşı savaş emri verdikten sonra 1792 yılında 90 yaşında öldü. Osmanlı 1802 yılında bu toprakları kaybetti. Daha sonra Osmanlı Suudi Savaşlarında Tosun Paşa Arabistan’ı Osmanlı adına geri aldı. Suudiler doğuya ve güneye çekilip 2. Suudi devletini kurdular. 1891 yılında Osmanlı müttefiki El Reşit devleti 2. Suudi devletini yıktı.

1.Dünya Savaşından sonra Hicaz Krallığı ve Necd Sultanlığı Osmanlı’ya ayaklanan Abdulaziz El Suud tarafından birleştirildi.  Böylece günümüzdeki Suudi Arabistan devleti kurulmuş oldu.

Vahhabilik, günümüzde bu devletin resmi mezhebidir.

USAME BİN LADİN

Yemen’in Hadramut yöresinde yaşayan yoksul bir aile iken babası Muhammed bin Ladin Etiyopya’ya gider. İşçi olarak çalışır. Daha sonra Cidde’ye geçer, Hac turları düzenleyen şirkette hamallık yapmaya başlar. Küçük bir büfe açar. Daha sonra 1931’de kendi inşaat şirketini kurar. Çok geçmeden hızlı bir yükselişle Suud Kralliyet ailesinin vazgeçilmez müteahhidi olur.

Babasının ölümünden sonra Ladin ailesinin başına Salim bin Ladin geçer. Ladin ailesinin ilişkileri Amerika ve Avrupa ile bundan sonra hızla gelişir. Salim bin Ladin’in sefih bir yaşam tarzı vardır. Usame bin Ladin’in babası öldüğünde servetinin 11 milyar dolar olduğu biliniyordu.

Usame bin Ladin 1957 yılında Riyad’da doğdu. Babasının şirketinde çalışırken Suud Kralliyet ailesine yakınlaştı. Afganistan’ın işgal edilmesiyle birlikte Suud gizli servis şefi Prens Turki bin Faysal tarafından Pakistan Peşavere yollandı. Bu bölgede dünyanın dört bir yanından Afgan cihadına destek vermek için gelen insanlar toplanıyor, organize ediliyor ve kamplarda eğitiliyordu.

Kampların finansını Suud ve Amerika sağlıyordu. Bu çalışmaların sorumluluğu ise Pakistan gizli servisindeydi. Bu kampların genel sorumlusu ve yürütücüsü Abdullah Azzam’dı. Usame bin Ladin, Azzam’ın asistanı konumundaydı.

1986 yılında Usame, kendi eğitim kamplarını kurdu. Bu kamplarda eğitilen binlerce insan vardı. 1988’de bu kamplardan El Kaide adlı bir yapılanma çıkmış oldu. Usame 1990’da Saddam Kuveyt’e girince Suud Kralı’ndan sınırların korunmasını istedi. Destek verilmeyince ilişkileri bozuldu. Usame bin Ladin kamplarda eğitilen adamlarının bir kısmını Sudan ve Yemen’e yerleştirdi. Usame bin Ladin’in o dönemlerde Taliban ile ilişkileri oldukça iyiydi ve uzun bir süre Taliban’ın himayesinde Afganistan’da yaşadığı biliniyor.

Usame bin Ladin ölmeden önce yazdığı vasiyetinde kendisinden sonra lider olarak Halid bin Kasım’ı önermiştir. Usame bin Ladin öldürüldüğünde 3 eşi, 11 çocuğu, nakit 300 milyon doları olduğu biliniyor. Usame hakkında önemli gördüğümüz önemli birkaç not:

- Almanya’da yayımlanan Neve Soridarited dergisi 1998 yılında 38. Sayısında bin Ladin’i İngiliz istihbarat servisinin kolay manipüle edilebilir ve ikamesi kolay casusu olarak yazmıştı. Londra’da yayımlanan Arapça El Kuds El Arabiyye’ye demeç veren bin Ladin, eylemlerinin ABD ve İsrail’i hedeflediğini, İngiltere’yi hedeflemediğini söylemiş; Londra temsilcisi Ömer Bakri de Şark El Avsat’a verdiği demeçte “İngiltere hükümeti ile barış antlaşmamız var. “ demişti. Bin Ladin’in babası, Prens Plip’in en zenginlerin üyeliğine izin verdiği “Kulüp 1001” e üye olan 4 Suudi’den birisidir. Şeyh Salim Bin Ladin 1979’da Zapata Oil ve Arbusta Ltd. şirketleri aracılığı ile George Bush’un henüz Teksas valisi olan oğlunun da ticaret ortağıydı.

EL KAİDE

Usame bin Ladin’in dünyanın dört bir tarafından gelen insanları eğitmiş olduğu kamplarda oluşumunu tamamladı. Ve daha sonra eğitilmiş bu insanlar tarafından kendi ülkelerinde gizli ve açık olarak örgütlenmeleri sağlandı. El Kaide’nin günümüzde 68 ülkede faaliyette olduğu tahmin ediliyor. Afganistan’daki eğitim kamplarında 20.000 civarında savaşçının eğitim gördüğü bilinenler arasında. El Kaide’nin dünyanın çeşitli yerlerinde farklı isimlerle örgütlendiği biliniyor. Irak İslam Devleti, Ensar’ul Sünne, Somali’deki Shabab hareketi gibi, bunlardan Cundu Ensarullah adlı örgütün 2009 yılında Hamas güçleriyle çatışmaya girdiği, komutanları El Muhacir isimli şahsın öldürüldüğü biliniyor. Bugün Suriye’de Nusra cephesi olarak bilinen örgüt de bunlardan birisidir. Nusra cephesi; Afganistan, Pakistan, Yemen, Cezayir, Türkiye’den gelen El Kaide militanlarınca oluşturulmuştur. Eylül 2011’den itibaren alt yapısı hazırlanan örgüt, 23 Ocak 2012’de resmen kurulmuş oldu. Ebu Muhammed El Culani adıyla bilinen Adnan El Hac Ali birkaç kez öldürüldüğü iddia edilse de halen Nusra cephesi lideri olarak bilinmektedir.

Nusra cephesi 28 Temmuz 2016 tarihinde El Kaide’den ayrıldığını bildirse de mücadele anlayışı ve mantalite olarak El Kaide çizgisini devam ettirmektedir.

El Kaide Türkiye’de de pek çok eylem gerçekleştirmiştir. Usame bin Ladin öldürüldükten sonra örgütün başına Eymen Muhammed bin Rabi Eymen El Zevahiri geçti.

EYMEN EL ZEVAHİRİ

19 Haziran 1951 Mısır’da doğdu. Doktor Nur hoca, Usta lakaplarıyla tanınır. Kahire Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1974 yılında mezun oldu. 1978’de cerrahi mastırını tamamladı. Zevahiri’nin Mısır İslami Cihad örgütünün lideri iken 1998 yılında El Kaide’ye katıldığı biliniyor.

Kuzey Amerika, Avrupa ve Çeçenistan’da örgütsel amaçlı faaliyetlerde bulunmuştur. Dedesi Şeyh Ahmed Zevahiri El Ezher Camii’nin eski imamlarından, diğer dedesi de Kahire Üniversitesi Rektörlüğü ve İslamabad, Riyad, Sana büyükelçiliği yapan Abdulvahhab Azem’dir.

Zevahiri’nin iki kız kardeşi Onkoloji profesörüdür. 2 erkek kardeşinden biri Hüseyin halen Mısır’da yaşıyor. Herhangi bir örgütsel faaliyette bulunmuyor. Diğer kardeşi Muhammed Zevahiri ise El Kaide yöneticisi durumunda, nerede olduğu ise bilinmiyor. Zevahiri’nin dört çocuğu olduğu ikisinin Afganistan’ın Tora Bora bölgesinde öldüğü sanılıyor. Zevahiri’nin düşünce, itikadi yapısını anlamak bakımından El Cezire’de kendisiyle yapılan bir röportajda söylediklerine dikkat çekmek istiyorum: “İran’a yönelik olası bir ABD saldırısına itirazı olmadığını, burada saf Sünni öğretiyi kirletmekten başka bir şey yapmayan Şii kafirlerin söz konusu olduğunu, bu çatışmanın galibi kim olursa olsun çatışmadan zayıflamış olarak çıkacak ve El Kaide’nin de ona saldırması, yok etmesi daha da kolaylaşacaktır.” ifadelerini kullanmıştır.

ABDULLAH AZZAM

1941 yılında Filistin’in Hasıriye kasabasında doğdu. 1966’da Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi’ni bitirdi. 1967’de Amman’da öğretmenlik yaparken Müslüman Kardeşlere katıldı. 1969 yılında usuli fıkıhta mastır yaptı. 1973 Kahire Üniversitesi’nde doktora yaptı. 1973 -80 arası Ürdün’de Şeriat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Ürdün’den sürülünce Cidde’de Kral Abdulaziz Üniversitesi’nde çalışmaya başladı.

Oradan İslamabad’a geçerek Uluslararası İslam Üniversitesi’nde ders verdiği sırada görevini bırakarak Peşaver’e taşındı. Beyt’ül Ensar adıyla açtığı büroda dünyanın dört bir yanından Afgan cihadına gelenlerin organizasyonunu yaptı, eğitim kamplarının sorumluluğunu üstlendi. Peşaver’de 24 Kasım 1989’da 2 oğluyla birlikte suikastle öldürüldü. Cidde’de kaldığı dönemde Selefi akımdan etkilenen Azzam, Afgan Cihadının başlamasıyla birlikte Pakistan gizli servisinin kontrolünde ABD ve Suudi’lerin finans ettiği eğitim kamplarının sorumluluğunu üstlenmiştir.

Bu kamplara katılanların Selefi bir anlayışla eğitildiği ve El Kaide’nin ilk temellerinin bu kamplarda atıldığı biliniyor.

TALİBAN HAREKETİ

Taliban, öğrenciler demektir. Afganistan’ın en kalabalık etnik grubu Peştunlardan oluşan Sünni bir örgüttür. Temelini Sovyet işgali sırasında savaştan kaçan Peştun mülteciler oluşturur. Medreselerden ve mülteci kamplarından toplanan askerlerden meydana gelmiştir. 1994 yılında ilk kez kendini göstermiş, 1996’da Afganistan’ın hükümet merkezi Kabil’in kontrolünü ele geçirmiştir. Kuzey ittifakı denilen güçlerle savaşa girmiş, iktidarı süresince, Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yardım görmüştür.  11 Eylül saldırılarından sonra başlatılan ABD operasyonları sonucunda 2001’de iktidardan uzaklaştırıldı. 2004 yılında Taliban yeniden organize olarak direnişe geçti. 2009 yılından sonra gerilla savaşı vermeye başladı. Hareketi başlatan Molla Muhammet Ömer olarak bilinir. Molla Ömer 1959’da Kandahar’da doğmuştur. Pakistan’daki meşhur Diyobendi Medreselerinde eğitim görmüştür. Bazı yorumcular ABD’nin başlangıçta Taliban’ı desteklemesini Peştun olduğu için eski Kral Zahir Şah’ın geri dönüşünü kabul edecekleri izlenimine kapılmış olmalarına vermektedir.

ABD ve Pakistan’da bu izlenimi oluşturan sebep Taliban’ın içindeki ulusalcılıkları ve milliyetçilikleriyle tanınan gruplardır. Taliban liderleri El Kaide’yi desteklediklerini ve birlikte hareket etmekte tereddüt etmeyeceklerini defalarca açıklamışlardır. Taliban’ın temelini oluşturan Pakistan’daki medreselerin kurucuları Sünni – Hanefi olmalarına karşın Suudilerden aldıkları maddi destekle Vahabiliğin etkisi altına girmiş durumdadırlar.

IŞİD – DAEŞ – ISIS – ISIL ya da IRAK ŞAM İSLAM DEVLETİ

Irak işgalinin ilk yıllarında kurulan örgüt 2004 yılında El Kaide’ye bağlılığını ilan etti. Irak El Kaide’si olarak bilinen örgüt 2014 Şubatı’nda ise El Kaide ile bağlarını kopardığını duyurdu.

Örgüt farklı isimlerle faaliyet yapan gruplardan oluşmaktadır. Mücahid’in Şura konseyi - Ceyş El Fatih’in – Cund Es Sahabe – Ensar El Tevhid Vel Sünne – Ceyş El Tayife -  El Mansure bu gruplardan bazılarıdır. Suriye topraklarında faaliyet yapan IŞİD’e bağlı grupların sık sık isim değiştirdikleri bilinmektedir.

IŞİD emiri Ebubekir El Bağdadi’dir.

IŞİD’in Irak’ta ilk kurulduğu zamanlarda Irak Şiileri’ne ve direnişçilerine karşı Amerika ve Suud tarafından desteklendiği ve faaliyetlerine göz yumulduğu biliniyor. IŞİD ve diğer “cihadcı” olarak bilinen örgütlerin kullandığı araçlar, malzemeler ve silahların tamamının Amerikan malı olması da dikkat çeken başka bir unsurdur. Bu örgüt Türkiye topraklarında da çok kanlı eylemlere imza atmıştır.

*Reyhanlı saldırısı, 11 Mayıs 2013 Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde iki bomba yüklü araç patlatıldı, 51 kişi öldü 140 kişi yaralandı.

*20 Mart 2014, Niğde’nin Ulukışla ilçesinde güvenlik güçlerine ateş açıldı iki asker bir polis öldü.

*11 Haziran 2014, Türkiye’nin Musul Baş Konsolosluğu ele geçirildi diplomatlar rehin alındı.

*20 Temmuz 2015 Şanlıurfa Suruç ilçesinde bombalı intihar saldırısı düzenlendi. 34 kişi öldü 100’den fazla kişi yaralandı.

*10 Ekim 2015, Ankara Ulus’ta Ankara garı kavşağında intihar saldırısı düzenlendi, 107 kişi hayatını kaybetti, 500 üzerinde insan yaralandı.

*1 Ocak 2017, Reina adlı gece kulübüne saldırı düzenlendi, 39 kişi öldü, 70’ten fazla kişi yaralandı.

Bugün özellikle Suriye’deki “cihadcı” gruplara baktığımızda Selefi ve Vahhabi ekolün içinden gelseler de bu ekolün temel öğretileri ötesinde bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. İslami anlayış ve mücadele mantaliteleri geçmişteki “Harici”lere daha çok benzemektedir.

Burada asıl dikkat çekmek istediğim husus bu “Harici” mantalitenin sadece Suriye, Irak topraklarını tehdit etmekle kalmadığı tüm İslam Ümmeti içersinde büyük bir fitne ateşi yaktığıdır. Ve ne yazık ki biz farkında olmasak da IŞİD’çi, El Kaide’ci, ”harici” mantık bizim ülkemizde de gençlerimizi bir bir ele geçirmekte, bu ekol sinsi bir şekilde topraklarımızda örgütlenmektedir. Daha da kötüsü Türkiye’deki mezhepçi klikler bu yangına farkına varmadan odun taşımaya devam etmekte ısrarcı görünüyorlar.

Lübnan Hizbullahı’nın lideri Nasrallah Suriye’deki iç savaşın hemen başında yaptığı açıklamalarda bu “Harici” örgütleri kastederek şu ifadeleri kullanmıştı;

“Bizim Suriye’de nasıl bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzu İslam dünyası ve insanlık zamanla anlayacak. Umarım geç kalınmış olmaz.” Bugün baktığımızda Suriye’de muhalif denen silahlı grupların nerdeyse %70’inin dışarıdan gelen “Harici” mantaliteye sahip savaşçılardan oluştuğunu görebiliyoruz.

Küresel güçler dünyanın dört bir tarafına yayılmış El Kaide’nin savaşçı unsurlarını bölgeye sokarak şiddet ve kaos ortamını büyütmüş, aynı zamanda hangi mezhebe mensup olurlarsa olsunlar Müslüman savaşçıları birbirlerine kırdırmışlar, kırdırmaya devam etmektedirler.

Bugün Suriye ve Türkiye üzerinden büyük fotoğrafa baktığımızda, başta Amerika olmak üzere küresel güçlerin Nebevi İslam’ın karşısına kendi anlayışlarına göre besledikleri, destekledikleri “İslam”ı çıkartmak suretiyle bütün bir İslam Coğrafyasında fitne ateşini yakmış ve bu ateşi tüm ümmeti kapsayacak şekilde büyütmekte ısrarcı olduklarını görebiliriz.

Aklı başında Müslümanlar olarak bu tehlikeyi görmek ve önüne geçebilmek için çaba sarf etmeliyiz. Küresel güçlerin dayattığı vahşi ve dehşet verici IŞİD, El Kaide mantığıyla da rüyalar, menkibeler ve mitlerden oluşan FETÖ mantığıyla da Nebevi İslam anlayışı doğrultusunda mücadele etmeliyiz.

Sırf İslami terimleri kullanıyorlar diye susmak yerine bu “Harici” ve batıl anlayışlardan beri olduğumuzu yüksek sesle haykırmalıyız.

Nebevi İslam bilincimizin, Ümmet bilincimizin, vahdet bilincimizin gereği olarak cinayetlere cihat, katillere mücahit, anlamsız ölümlere şehit denilmesine ve İslami değerlerimizin içinin boşaltılmasına izin vermemeliyiz.

Bugün tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız ve yarın çok geç olabilir.

Vesselam… 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09