KÖŞE YAZILARI

27.6.2018, 8:37 Yasin Kuruçay Tüm Yazılarını Gör

Seçimleri Nasıl Okumalıyız?

"Ak Parti kesimi seçimi 'biz kazandık' havasındalar. Oysa seçimi biz kazandık diyebilmek için, 'biz'im kim olduğumuzu, 'biz'den ne anladığımızı iyi ortaya koymamız gerekir. Kazanmak eğer belli makamlara, olanaklara ve imkânlara sahip olmak olarak görülüyorsa sorun yok. Ama eğer bizim değerlerimizin, bizim inançlarımızın, bizim ilkelerimizin kazandığını iddia ediyorsak bu iddia oldukça su götürür."

Türkiye’nin en çok kutuplaştığı bir seçim sürecini geride bıraktık. Görünen o ki kutuplaşma sadece ittifaklar arasında olmadı. Aynı ittifakta bulunanlar da kendi içerisinde kutuplaştı. Hatta bir partiye ya da oluşuma sıcak bakmayanlar dahi birbiri ile zıt kutuplarda gelgit yaşadılar.

Seçim sonrası manzarasına baktığımızda tarafların seçimlerden ders çıkardığını söylemek çok da mümkün değil. Daha çok tepki veren bir havadalar. Analiz, tahlil ve eleştirel bir okuma maalesef yok.

Cumhur İttifakı'nın en devrimci söylemi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Cumhurbaşkanının düşen oyları kast ederek “gereken dersi aldık, gereğini yapacağız” şeklindeki balkon konuşmasını dinlemesek ve sadece taraftarlarına baksak, büyük bir dünya imparatorluğu kurulmuş, Tayyip Erdoğan da bu imparatorluğun kralı seçilmiş sanacağız. Erdoğan kendini eleştirmeden, taraftarlarının bir eleştiri yaptığına şahit olmak zor.  

Ak Parti taraftarları seçimin mağluplarına laf sokmak, dalga geçmek ve “kapak yapmak” ile meşgul. Oysa dindar bir tabandan gelen bu camiaya, Mekke'yi fetheden Hz. Peygamberin boynu önünde, kibirden uzak bir şekilde şehre girişi ve tüm mağlupları kucaklayan söylemi yakışırdı. Çünkü gerçek fetih, size ait olmayan yürekleri fethetmektir.

Bu kesim seçimi “biz kazandık” havasındalar. Oysa seçimi biz kazandık diyebilmek için, “biz”im kim olduğumuzu, “biz”den ne anladığımızı iyi ortaya koymamız gerekir. Kazanmak eğer belli makamlara, olanaklara ve imkânlara sahip olmak olarak görülüyorsa sorun yok. Ama eğer bizim değerlerimizin, bizim inançlarımızın, bizim ilkelerimizin kazandığını iddia ediyorsak bu iddia oldukça su götürür. Faiz, zina, kumar, alkol, sigara, erotizm, değerlerden uzaklaşma vb. sorunları saymaya gerek var mı bilmiyorum. Aile yapımızın, dini ve ahlaki değerlerimizin geldiği nokta açısından bakacak olursak daha 40 fırın ekmek yememiz gerektiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Benzer durum Millet İttifakı için de geçerli. Başarısızlığın tek suçlusu iktidarın gücü ve hileleri onlara göre. Oysa küresel güçlerin neredeyse tamamı onlara çalıştı. Bu destek konusunda halkı tatmin edecek bir açıklama yapmamaları Millet İttifakı adına önemli bir zaaf olarak görüldü. Muhalefet bloğu iktidarın yaptıklarına “saydırmaktan” çok farklı bir şey söylemedi. Öyle ki söylediklerinin nesnelliği, onlara sıcak bakanlar nezdinde bile kuşkuya dönüştü. Trollüğü eleştirirken trollük yaptılar. Ne yapacaklarını, ne vadettiklerini, projelerinin ne olduğunu anlatmadılar ya da anlatamadılar. Bir başarı elde etmek yerine, karşı tarafın başarısızlığına odaklandılar. Oysa biz aslında bir araya gelmeyecektik te, baraj işte… türünden açıklamalar ittifakın kelime anlamına ve ruhuna aykırı bir durumdu. Oysa Ak Parti, MHP’nin sert eleştirilerine tahammül ederek, MHP erime ve baraj altı kalma riskini göze alarak ve tavrını baştan ortaya koyarak “müttefik” olduklarına halkı ikna ettiler.

Seçimin Kaybedenleri

Hepimiz kaybettik. Amigo gibi davranarak, bizim gibi düşünmeyenleri hain, alçak, terörist ilan ederek, hatalarımızı görmeyerek, meselelere kendi dar penceremizden bakarak, bizden olmayanlara hakaretler, küfürler ederek, ithamlarda bulunarak…  tarihe ne kadar düzeysiz olduğumuzu göstermiş olduk. Seçim atmosferine medeni değil bedevi bir tavır hâkimdi.

STK’lar ve cemaatler sivil ve bağımsız davranmayarak kaybetti. Doğruyu destekleyen, yanlışta uyaran, doğruyu gösteren bir tutum takınmaktansa fanatik futbol taraftarı gibi davranarak ülkenin önünü açacak bir vizyona, bir kavramsal çerçeveye, bir duruşa sahip olamadığını göstermiş oldu.

İslami STK’ların temsil ettiği İslamcılık ve vahdet söylemleri kaybetti. Meseleleri İslami ilkeler ve değerler üzerinden değil, kişiler ve taraftarlıklar üzerinden yorumlamaları ve İslami değerlerle örtüşmeyen konulara dair neredeyse hiçbir makul eleştiri getirmemeleri bu durumun ispatıydı. Neredeyse hiçbir parti vahdet, ümmet ve adalet gibi İslamcı söylemin ana kavramlarını parti programına, söylemlerine ve planlarına almadı. Toplumsal kesimlerin ve STK’ların çoğunun böyle bir talebi, siyasi partilerin de bu konuda bir vaadi yok. Ütopik ve reel hiçbir karşılığı olmayan sloganik ifadeleri saymıyorum. Dolayısıyla geldiğimiz noktada İslamcıların sisteme entegre olarak, kendi elleriyle kendilerini tasfiye ettikleri söylenebilir.

Gençler kaybetti. Onların sorunlarına merhem olacak analizleri ve çözüm önerilerini kimse dillendirmedi. Artistlik birkaç slogan hariç, asrın idrakine söylenen bir proje, bir plan duymadık. Kimse onlara bir düşünme sistematiği, bir yaşama amacı, bir değerler manzumesi önermedi. Onlar sorunlarla, sınavlarla boğuşmaya devam edecek. Gençler aileleriyle çatışmaya, güven krizi yaşamaya, özlerine yabancılaşmaya devam edecek. Doktor olmak, avukat olmak, zengin olmak için bir ömür “cihat şuuruyla” mücadele edecekler ve hayatın anlamının bir meslek sahibi olmak olmadığını ömürlerine feda ettikleri zaman anlayacaklar.

Seçimin Kazananları

Siyasete, partiye, cemaate, derneğe, vâkıfa takılmayan amcalar, teyzeler, dayılar, yani bu toprağın çocukları kazandı. Onlar değerlerine en yakın gördükleri partilere, ekonomik istikrara ve refaha oy verdiler. Darbelere, küresel operasyonlara, Amerika’ya, patatese-soğana “ayar çekenlere” karşı durdular.

Her dönemin adamları, omurgasızlar, muhafazaKÂRlar her seçimi olduğu gibi bu seçimi de kazandı. Onlar için kimin iktidar olduğunun önemi yok. Onlar her şarta ve koşula uyum sağlayabilecek kadar esnek ve kıvraklar. Onları fedakârlık zamanlarında ortada olmamalarından, makam ve olanakları paylaşma zamanında ise köşe başlarında görünmelerinden tanırsınız.  

Seçimin en büyük kazananı liberal, seküler, kapitalist ve materyalist sistem ve bu sisteme hâkim olan yerel ve küresel güç odakları oldu.  Doların yükselmesi tüm ülkenin yüreğini ağzına getirdi. Allah’tan bir noktada durdu. Yoksa ülke olarak ahiret terazisi tartılmış ve sonuçta cehenneme gideceği belli olmuş adamın ruh haline girmiştik.

Seçimin bir diğer kazananı ise yükselen milliyetçilik dalgası. Ak Parti şartların da etkisiyle gittikçe milliyetçi söyleme doğru yaklaştı. MHP Türk milliyetçiliğinin zaten itici ve motor gücü. Ve seçimin en kârlı ve etkili partisi o oldu. Tüm operasyonlara rağmen barajı geçerek rüştünü ispat etti. Ondan kopan milliyetçi söylemi sık kullanan İyi Parti neredeyse MHP kadar milletvekili çıkardı. İstediği oy oranını alamasa da, güçlü Türk milliyetçiliği söylemini kullanan Vatan Partisi de bürokrasi ve askeriyede oldukça etkili. Kürt milliyetçisi söylemi baskın olan HDP de güçlü bir şekilde meclise girmiş oldu. Dolayısıyla bundan sonra milliyetçilik ve devletçilik, düşünce dünyamızda her zamankinden daha etkili olacak gibi görünüyor.

Küresel güçlere mezhep üzerinden çıkaramadıkları kaosu milliyetçi kimlikler üzerinden çıkarmak için bir fırsat doğdu. İnşallah bir çatışma ve gerilim olmaz. Ama doğru ve basiretli adımlar atılmadığı takdirde milliyetçiliğin yaşadığımız coğrafyada bir “maya”sının olduğunu hatırlamakta fayda var. Suriye’de yeni kurulmaya çalışılan Arap Ordusu, Irak’ta Mukteda es-Sadr üzerinden Şiiliğe karşı Arapçılık operasyonu planı ve PKK’nın ve PYD’nin yeni ilişkileri de hesaba katıldığında bu kart hiç de yabana atılacak bir olasılık değil. Dolayısıyla etnik çatışma riski ciddi olarak kafa yorulması gereken bir konu. Akıllı davranmazsak ağıtları Kürtçe, Türkçe, Farsça ve Arapça, zafer çığlıklarını ise İngilizce ve İbranice olarak duymaya devam edeceğiz.

Vira Bismillah

Bana göre başta Ak parti olmak üzere tüm taraflar Vira Bismillah demeli. Bizim inancımızda hayırlı bir işe başlarken besmele çekilir. Besmele rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla işe başlamaktır. Allah’ın rahman sıfatı “kullarına bu dünyada veren” anlamına gelir. Rahim sıfatı ise “ bu dünyada zorluklara göğüs gerenlere öteki dünyada karşılığını veren” anlamına gelmektedir. Yani Ak Parti tarihi referanslarına uygun olarak Allah’ın istediği adalet, merhamet, değer merkezli bir dünyanın kurulması için, vatandaşlık, kardeşlik ve ümmet şuurunun gelişmesi için uğraşmalıdır. Dolara yapılan operasyonların 100 katının aile yapımıza, dini ve milli değerlerimize yapıldığını gözden kaçırmamalıdır. İç ve dış politikasını buna göre şekillendirmeli, küresel operasyonlara ve konjonktür Tanrısına boyun eğmemelidir. Bu uğurda bedel ödemesi gerekiyorsa Allah onlara rahim sıfatıyla ahiret ecri verecektir. Nihayetinde hayat bu dünyadan ibaret değildir. İzzet ve onur böyle düşünmeyi gerektirir.

Partiler, cemaatler, vakıflar ve dernekler de adil, bağımsız ve erdemli bir dünyanın yaşanması için insan yetiştirmelidir. İktidara uzak STK’lar, iktidar gitsin de ne olursa olsun diye düşünmemelidir. İktidara yakın STK’lar cemaatleri ve mensupları için değil, değerleri ve ilkeleri için talepte bulunmalıdır. Acı gerçekleri söylemekten çekinmemelidir. Kendi inanç ve medeniyet değerlerine dayalı fikir ve proje üretmelidir. Bugün böyle davranmadıkları için siyasete yön verme gücüne de sahip değildirler. Arka bahçe, dağda keklik görüntüsü vermektedirler.

Kim ne derse desin sonuç bu. Hayırlı olsun. Vaki olanda hayır vardır. Doğru davranırsak vaki olanı hayra çevirmek bizim elimizdedir.

İnsanlık, vatandaşlık ve kulluk vazifemizin gereği olarak doğruları desteklemeye, yanlışları uyarmaya devam edeceğiz...

Selam ile…

 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09