KÖŞE YAZILARI

16.12.2018, 14:11 Selahattin Okuroğlu Tüm Yazılarını Gör

Sahte gerçeklere karşı farkındalık: FETÖ ve Namzetleri

Bugün ne yazık ki, Aziz İslam’ın “hayır” demekle başladığını ve bu itirazı herkese yaymakla bizleri sorumlu kıldığını hatırlamıyor, hatırlamak istemiyoruz. Bunun yerine, kültürel emperyalizmin ve geç-modernliğin mutlakları yaşamımızı kuşatıyor… İçinde bulunduğumuz ve yapı sökümüne tabi tutmamız gereken acı gerçeklik işte budur. Taklit hikmetler ya da hükmünü hikmet gibi gösteren popülist hoca efendiler, bu gerçeklikte var olabilmiş; Kuzey Atlantik ekseninin istihbarat örgütleri, bizleri küresell

Saklı olana ve kendisini hakiki gibi gösterene karşı farkındalık, her insan için, sorgulamayla başlar. Aziz İslam, ilk günlerinden beri insanı sorgulamayla mükellef kılması bağlamında evrensel olmuş; toplum içinde yaşamaya mecbur, mekân ve zamanla sınırlı bir yaratığa gerçek özgürlüğün yolunu göstermiştir. Bugün ne yazık ki, İslam’ın sorgulayan akılla ve “hayır” demekle başladığını; dahası bu itirazı herkese yaymakla bizleri sorumlu kıldığını hatırlamıyor, hatırlamak istemiyoruz. Bunun yerine, kültürel emperyalizmin ve geç-modernliğin mutlakları yaşamımızı kuşatıyor: Tartışılması engellenmiş kavramlar, imal edilmiş şarlatan gerçekler ve ihtiyacımız olmayan ihtiyaçlardan ötürü üstlendiğimiz borçlar. Bu durumun sebebi, sahte mutlaklarla birlikte yaşamayı kabullenebilmiş, alışkanlıklardan/ritüellerden ibaret bir din anlayışının İslam sanılmasıdır. İçinde bulunduğumuz ve yapı sökümüne tabi tutmamız gereken acı gerçeklik işte budur. Taklit hikmetler ya da hükmünü hikmet gibi gösteren popülist hoca efendiler, bu gerçeklikte var olabilmiş; böylece Kuzey Atlantik ekseninin istihbarat örgütleri, bizleri küreselleşmenin nesneleri olarak konumlandıran senaryolar yürütebilmiştir.

Tüm insanlığı özgür kılmakla mükellef bir dinin temsilcileri için, modern köleliğin nesneleri olarak yaşamaktan daha acıklı bir durum tahayyül edilemez. Sayılarla, çoklukla var olmayı kâfi görüp, markalarla ve konforla tanımlı bir dünyanın nesnesi olmayı kabullenenler için, İslam’ın nitelikle ilgili boyutları bilinemez, algılanamaz. Onlar açısından, böyle niteliksel bir alanın var olabileceği hayal dahi edilemez.

İmanlı bireyin aklı ve vicdanıyla ulaşılabileceği İslami niteliksel boyut kaybedildiğinde, geçmişte Müslümanları uygarlık adına tüm olguların öncüsü kılan inanç ve düşünüş ilkeleri, sırlar âleminin konusu sanılacaktır, sanılmaktadır.  İşte böyle bir bilinç kaybı; aklımızın ermediğine, büyüklerimizin bizim bilmediklerimizi bildiğine ikna olmuş ve düşünmekten korkutulmuş bir akıl hali, batına vakıf olduğunu söyleyen mübarek zatların, hoca efendilerin ağına düşebilmiştir. Bu halin sonu ise, meydanlara koşup şehadeti göze aldığımız korkulu gece olmuştur.

Toplumlarımız, tevhidin ilk ifadesinin (Hayır- yoktur, Allah’tan başka ilahlar); “dayatılmış ve mutlak diye önüme konulmuşları reddediyorum; sadece hakikatin ve hakiki mutlağın tarafında olacağım” anlamına geldiğini gizleyen bir yapı içinde. İslam’ın temel ifadesinin; sahte mutlakları, modern göstergeleri ve tartışılmaz idolleri yıkmayı gerektirdiğini; “meşru”, “kaçınılmaz”, “normal” diye dayatılanın örtüsünü kaldırıp atmayı emrettiğini bilemiyoruz. Batılı araçsal modernliğe meydan okuyacak bilince, İslami aklın amaçsal ve evrensel yönelimine sahip olabilseydik eğer, ilahi ifadeleri toplumsal yaşamın merkezine çekebilecektik. İşte o anda, zihinsel şemalar ve göstergeler halinde belletilmiş sahte mutlakların gizlediği kötülüğü görecek; yok edecek iradeyi kendimizde bulacaktık.

İslam'ın temel ifadesinin geniş kapsamını bilmeyen ama hissedenlerimiz şüphesiz, var, ancak; bunun için bir yordam ortaya koyan ve buna göre yaşamak cesaretini bulan, hemen hemen yok gibi. Zira böyle bir cesareti gösteren, kendi dünyasında kalamaz. Tevhit kelimesinin ardından mesajın ilk cümlesi, hakikati yüksek sesle okumak, söylemek ve söyletmektir.    

Sorgulama yükümlülüğünden habersiz halde, sahte gerçekliğin peşine düşen, buna umut bağlayan/bağlayabilen kitleler, propagandaya ve her türlü yönlendirmeye açıktırlar. O noktada, ABD-Batı Avrupa ekseninde çalışan örgütler engin becerileriyle işin içine girebilir. Söz konusu örgütlerin var olma sebebi, bu tür fırsatları bulmak, değerlendirmektir. Acıklı olan, bu örgütlerin ağına düşebilecek durumda olmamız; bunları, şeytani sırlar âleminin özneleri veya “üst akıl” diye adlandıran acziyeti kabullenmemizdir.

Elbet, sahte gerçeği kurtuluş sanmakla sadece dindar olanlarımız değil, seküler kesimlerimiz de maluldür. Ancak Müslüman, (ilk kez yedinci yüzyılda yoksul bir çöl kentinde) kendisini eleştirel aklın özgürlüğüyle yükümlü kılmış bir mesajı kabul eden bireydir. Müslümanların kandırılmaya müsait olması ve kandırıldıktan sonra ders almayıp aynı bilinç kaybı içinde yaşaması, yaşayabiliyor olması insanlık adına felakettir.

Efendi namzetlerini, topluluklarını ve taklit İslamcıları, gerçek İslamcılar gibi gösteren sözde aydınlar, ayrı bir seküler patolojiden mustariptir. Kendileri dışındaki herkesi, hak etmeden ve kayırılarak bir yerlere gelmiş gibi gösterenler, aslında, çok eskiden yozlaşmış bir sistemin zavallı (torpilli) mamulleridir. Unutmayalım ki Müslümanların, “emaneti ehline veren”, kayırma ve torpili yok edecek adil bir işleyişe itirazı olamaz. Tükenmiş ideolojilerin, Batılı kolonyalizmden çıkmış ancak, bu kez post-modern emperyalizmin ağına düşmüş halklar için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Anlayamadıkları hakikatin ifadesine, İslam’a saldıran, saldırdığını zanneden malullerin tamamı, söylemleri hangi ideolojik çerçevede olursa olsun, ilkesiz bir liberalizmin ve pragmatizmin nesneleridir.  Bunların gerçekte tek ufku, küresel sahte evrenselin yerli taşeronu olabilmek, bu amaçla iktidara çöreklenmektir.

Müslümanlar olarak, emekçisinden tacirine gencinden yaşlısına dek, sorgulama özgürlüğüne sahip çıkan bilinci yitirdiğimizden beri insanlık, evrenselin ne olduğunu unutmuş ve karanlıkta kaybolmuştur. Sorumluluk bilincimizi yitirdiğimiz için sadece kendimizi değil, tüm insanlığı ıstıraba terk etmiş olmamız tarihin en büyük krizi ve kırılmasıdır. Bugün ise, Müslümanların ABD ve Batı Avrupa merkezli küreselleşmeyi kabullenmesi, sahte evrensellikle uzlaşmaya çalışması ve hakikatin evrenselliğini anlamaktan aciz kalması temel sorundur.

İslam’ın sorgulayan aklını ve eleştirel düşünmeyi; iktidarın, sermayenin ve ekonominin üstünde tutup özgür bırakmadıkça, çözümleyemediğimiz sorunların ıstırabı içinde yaşamaya/yaşıyor gibi yapmaya devam edeceğiz.

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09