KÖŞE YAZILARI

8.10.2015, 11:21 Ramazan Deveci Tüm Yazılarını Gör

Mustafa İslamoğlu Hoca ve Uydurulmuş Din-İndirilmiş Din Söylemi…

Sonuç olarak, hepimiz kendimizi savunurken bir başka Müslüman’ı hatta bir başka insanı, rencide etmemeye özen göstermeliyiz. İndirilmiş din uydurulmuş din söylemi kesinlikle yeniden değerlendirilmeli, bu söylemin tekfirci bir anlayışı yol açması engellenmeli diye düşünüyorum

Mustafa İslamoğlu hocayı yıllardır okur, dinler bir şekilde takip ederim.  1995 yılında Akabe Vakfı’nın İslahiye şubesini açtığımızda şahsen tanışmıştık. Tam 20 yıl olmuş. O günden bu yana İstanbul’a nerdeyse her yıl gittim. Her gidişimde de istisnalar hariç, Akabe Vakfı’na mutlaka uğradım.

Kitaplarından, sohbetlerinden, çok istifade ettiğim İslamoğlu hocanın üzerimde çok hakkı vardır. 2000 yılında Akabe Vakfı’nın Türkiye’deki tüm şubeleri ile birlikte, İslahiye şubesi de kapansa da Akabe camiası ile gönül bağım hiç kopmadı. Akabe Vakfı ile hep irtibat halinde oldum. Kimi konularda farklı düşünsem de bu farklılık Akabe camiasına ve İslamoğlu hocaya olan sevgimde hiçbir azalmaya sebep olmadığı gibi ilişkilerime de zarar vermedi.

İslamoğlu hocayı eleştirenlere hep şunu söyledim; Mustafa İslamoğlu Türkiye Müslümanları için bir değerdir ve yıpratılmaması gerekir. Tabi ki herkes gibi eleştirilebilir ama kesinlikle eleştiri adabına riayet edilmeli ve hoca yıpratılmamalıdır.

İslamoğlu hoca denilince benim aklıma öncelikle şu sözler ve anlayışlar gelir;

“Eksende İnsan, Tavırda Denge, Tasarrufta İhtiyaç.”

“Ben tekfirciliği tekfir ettim. Müslüman tekfirci mantıktan ve söylemden uzak durmalıdır.”

“Müslüman süpürücü olamaz. Pirinci içinde taş var diye atmadığı gibi, taşıyla da yemez. İçindeki taşları ayıklayarak pirinci öyle yer.”

“Ehl-i beyt mektebi de, Ehl-i sünnet mektebi de İslam dininin bir parçasıdır. Her iki mektepten de faydalanmalı, hangi mektebe ait olursak olalım, diğer mektebi dışlamamalıyız.“

“Mezhepçilik, cemaatçilik yapmamalı, mezhebi, dili, ırkı, cemaati ne olursa olsun dünya Müslümanlarının kardeşliğini, vahdetini savunmalıyız.”

“Kudüs davası, ve evrensel İslam birliği Siyonist İsrail’e karşı direniş çizgisi Müslümanlarının öncelikli davasıdır.”

Ve “Müslümanlar kendi aralarındaki farklı düşüncelere anlayışla yaklaşmalı, farklı düşüncelerden dolayı birbirlerini dışlamamalıdır.”

Tüm bu anlayışlar için temel ölçü Allah’ın Kitabı Kuran’dır.

Son günlerde İslamoğlu Hoca’ya geleneksel çevreler tarafından anlaşılmaz bir şekilde yoğun bir saldırı kampanyası yürütülüyor. Hoca bu saldırılar karşısında kendini ve fikirlerini savunurken, Kuran İslam’ı söylemi ile birlikte “İndirilmiş Din- Uydurulmuş Din” tabirlerini kullanmaya başladı.

Elbette farklı İslam yorumlarının konuşulduğu, hatta farklı İslam yorumlarının birbiri ile mücadele içerisine girdikleri dönemlerde farklılıkları ifade edebilmek için İslam’ın önüne veya sonuna bir şey eklemek zorunluluk oluyor. Şehit Ali Şeriati bu mücadeleyi “dine karşı din”in mücadelesi olarak ifade etmişti. Şehit Seyyid Kutup yanlış İslam anlayışlarını belirtmek için “Amerikancı İslam” tabirini, Rahmetli İmam Humeyni, Amerikancı İslam’ın karşısında doğru İslam’ı anlatabilmek için “Öz Muhammedi İslam” tabirini kullanmıştı.

“Kuran İslamı” ifadesi esasen yanlış bir tabir değil. İslam’ın en temel kaynağı Kuran olduğuna göre İslam’ı Kuran’la ifade etmekten daha doğal bir şey olamaz. Yalınız Kuran İslam’ı tabirine hadis ve sünnet inkarcıları dört elle sarılıyorlar. Yaşayan Kuran olan Allah resulünü devre dışı bırakarak bir “Kuran İslamı” düşüncesi oluşturulamaz. Zaten İslamoğlu Hoca da hadis inkarcısı olmadığını söyleye söyleye dilinde tüy bitti. Hocanın yaptığı, hadisleri Kuran terazisinde tartmak, zira Allah Resulünün Kuran’a aykırı bir şey söylemesi mümkün değil. Ama art niyetli kişiler hocaya bu iftirayı atmaya devam ediyorlar.  

Hadis inkarcılığına meydan vermeden “Kuran İslamı” tabirini elbette kullanmak gerekiyor diye düşünüyorum. Ancak “indirilmiş din- uydurulmuş din” söylemi dikkat edilmezse tekfirci bir anlayışa kapı aralar diye endişe ediyorum. Ve bu endişemi bazı örnekler üzerinden paylaşmak istiyorum.

Uydurulmuş din, “Hadisleri metin eleştirisi yapmaz, Buhari ve Müslim’i hiçbir tahlile tabi tutmadan ne rivayet edilmişse hepsine inanır” dediğimizde, hadis konusunda bizim gibi düşünmeyen herkesi uydurulmuş bir dine inanıyor konumuna düşürmüş oluruz.

“Uydurulmuş din bağlıları Peygamberlerin, imamların, şeyhlerin şefaat edeceklerine inanırlar, ama indirilmiş dine inananlar böyle bir şefaat anlayışına inanmazlar” dersek, şefaat konusunda farklı düşünen bütün Müslümanları uydurulmuş bir dine inanıyor konumuna düşürmüş oluruz.

“Uydurulmuş din mensupları mürtedin öldürüleceğine, namaz kılmayanın cezalandırılacağına inanır” dersek, geleneksel fıkhın verilerine inanan herkesi uydurulmuş bir dine inanıyor konumuna düşürmüş oluruz. Benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bu da tekfirci bir bakış açısını beraberinde getirir. Uydurulmuş bir dine inandıklarını düşündüğümüz insanların doğal olarak Müslüman olup olmadıklarını sorgulamaya başlarız. Ve bu sorgulama “Uydurulmuş dine inananlar Müslüman değildir” hükmünü beraberinde getirir. İşte bu tekfircilik demektir.

Ben İslamoğlu Hoca’nın uydurulmuş din derken bu insanların imanlarını sorgulamadığını ve tekfirci bir bakış açısına sahip olmadığını çok iyi biliyorum. Ama bu söylem kitlelerde böyle bir anlayışı getirecek ve kesinlikle tekfirci bir tavrı doğuracaktır diye düşünüyorum.

Gezdiğim yerlerde katıldığım kimi Kuran halkalarında ne yazık ki bu tekfirci tavrı gördüm. Bu durum bende indirilmiş din uydurulmuş din söyleminin kesinlikle yeniden değerlendirilmesi gerektiği düşüncesini doğurdu. Bu söylemin yol açacağı tekfirci bakış açısı yeniden hesaplanmalı ve kullanılacaksa bile, tekfirci bakış açısının nasıl engelleneceği düşünülerek öyle kullanılmalıdır.

“8 yıl öncesine kadar nur cemaati müridiydim. Gülen'in kasetlerini dinleyip ağlaşırdık. Kuran ile tanışınca anladım ki; İslam ile alakamız yokmuş. Hurafeci uydurulan dinden ayrılıp Kuran merkezli indirilen dine geçtim.”  Eski bir cemaatçinin bu sözü sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılıyor. Şimdi böyle bir yaklaşım cemaatçileri tekfir etmek değil midir?

Yine sosyal paylaşım sitelerinde sofi çevreler için bolca müşrik ifadesi kullanılıyor. Bu tekfirci bir yaklaşım değil midir? Bize düşen insanların imanını sorgulamak değil, Allah resulünün yaptığı gibi kimseyi kırmadan Kuran ölçüsünde yanlışları dile getirmek olmalı. İnsanların imanları ve amelleri konusunda hüküm verecek olan sadece Allah’tır. 

İslamoğlu Hoca’ya geleneksel çevreler tarafından Şii suçlaması yapılıyor. Hoca bu suçlamaya cevap verirken “Benden Şii olur mu? Asıl Şia’dan beslenen sizlersiniz” üslubu ile cevap veriyor.  Ve şöyle diyor:  “Şii İran'dan beslenenler kim biliyor musunuz? Hz Ali'ye vahiy geldiğine inanan (18. Lem'a), Şia'ya ait Cevşen'i Sünnilerin boğazına astıranlar”

Böylesi bir ifade Şii Müslümanları rencide ediyor. Evet bende Şii değilim ama bir Müslüman Ehl-i Beyt mektebinden etkilenmiş, Şii olmaya karar vermişse ona da saygı duyarım. Bir Müslüman’ın İslam’ın Ehl-i sünnet yorumunu tercih etmesi ne kadar doğalsa İslam’ın Şii yorumunu tercih etmesi o kadar doğaldır.

Dünyadaki 200 milyon üzerindeki Şii Müslüman’ın tercihine saygı duymak ve söylediğimiz sözlerin bu Müslümanları rencide etmemesine dikkat etmek gerekir diye düşünüyorum.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadesi sanıyorum hocayı Bedüzzaman’ın Hz. Ali’ye vahiy geldiğine inandığı düşüncesine ulaştırmış. “Hazret-i Cebrail'in, Âlâ Nebiyyina ve Aleyhisselâtü Vesselâm huzur-ı Nebevide getirip Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hazret-i Ali Radıyallahü Anh’ın kucağına düşmüş. Hazret-i Ali Radıyallahü Anh diyor: "Ben Cebrail'in şahsını yalnız alâimü's-sema suretinde gördüm Sesini işittim, sayfayı aldım bu isimleri, içinde buldum" (18. Lem’a)” 

Hz. Ali’nin bu sözünü nakletti diye Bediüzzaman Hz. Ali’ye vahiy geldiğine inanıyor demek, sanıyorum doğru olmaz. Elbette İmam Ali’nin böyle bir söz söyleyip söylemediğini bu sözün Kuran’a aykırı olabileceğini tartışabiliriz. Ama böyle bir söz üzerinden insanlar hakkında imanı sorgulayacak hükümler çıkarmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Kaldı ki söz konusu olan Bediüzzaman gibi kendini ispat etmiş bir âlim ve milyonlarca seveni olan bir İslam büyüğü ise daha da hassas olmalıyız diyorum. Aynı şekilde İmam Humeyni, Seyyid Kutup gibi büyüklerimiz içinde bu hassasiyeti göstermeliyiz. Tabi ki ölenler için değil Mustafa İslamoğlu, Atasoy Müftüoğlu gibi yaşayan değerlerimiz için de aynı hassasiyet gösterilmeli.

Sonuç olarak, hepimiz kendimizi savunurken bir başka Müslüman’ı hatta bir başka insanı, rencide etmemeye özen göstermeliyiz. İndirilmiş din uydurulmuş din söylemi kesinlikle yeniden değerlendirilmeli, bu söylemin tekfirci bir anlayışı yol açması engellenmeli diye düşünüyorum, yanılıyor muyum sizce? 

Yorum Yaz

Yorumlar

  • Mustafa İslamoğlu resmi hegemonysanın gölgesinde kendi yerini sağlamlaştırma derdinde, güçlüleri arada memnun etse yetiyor, hocaların kıskacından kurtulamayan ümmete Allah yardım etsin

    16.10.2015 12:26:58 2 Yanıtla Engin Yılmaz
  • İslamoğlu hocanın üslubunun nesi yanlış olacak. İnsanlar uydurulmuş dine inanıyorsa , onları doğru yola yönlendirmek için gerçekler olduğu gibi açıklanmalıdır. Onun bunun gönlü kırılacak diye Hak gizlenir mi? Mekkeli müşrikler Allah'a inanıyordu ancak Lat'a, Menat'a tapıyordu. Onların Hakkı görmesi için tabiki bu putların işe yaramaz oldukları açık açık söylenmesi gerekiyordu. Başka Türlü Hak nasıl batıldan ayrılacak. Dolayısıyla bu insanların putlarının ne olduğu olduğu gibi açıklanmalı.

    14.10.2015 16:04:15 2 Yanıtla DR
  • Yazınızdaki görüşlerinize saygı duyuyor,bazı yerlerine katılmadığımı ifade etmek istiyorum.Hepimiz az veya çok biliriz ki; her peygamber yaşadıkları toplumun sapkın din anlayışını -uydurulmuş din/şirk anlayışını- düzeltmek, yatağından çıkan suyu yeniden asli mecraına,tevhidi düzleme çevirmek için gönderilmişlerdir.Yine biliriz ki; peygamber gönderilen hiç bir toplum dinsiz değildi,müşrikti.İslamoğlu Hocanın buradaki uydurulmuş din-indirilmiş din cümlesi bir tespittir,tekfir değil.Son derece de hayırlı ve etkili bir cümle olduğunu düşünüyorum.Dine mesafeli olanlar için bir uyanma vesilesi, dini yaşadığını zanneden ama Kitabından habersiz yığınları da uyarıcı bir cümle.Bu cümleden rahatsızlık duyanların bana göre büyük bir problemi var: Durumlarını sorgulamama,özeleştiri yapmak istememe,acı gerçekleri tatlı yalanlara tercih etmeme problemi.Bugün İslam dünyasının yaşadığı büyük çöküşü uydurulmuş din cümlesi gayet güzel ifade ediyor bence.İnsanlık tarihine baktığımızda görürüz ki islamdan kopmuş hristiyanlık bir uydurulmuş dindir,yahudilik islamdan kopmuş bir uydurulmuş dindir.Din tektir ve temeli tevhiddir.Şirk ise hak batıl ortaklığıdır.Yani içinde hak olan batıl. İsterse %1 batıl olsun o şirk dinidir.Asla taviz veremeyeceğimiz,herşeyden çok üzerine titreyeceğimiz 1 numaralı konumuz tevhid'dir ve Allahımızın bizlerin üzerindeki hakkıdır.Allahımızı üzmeyelim,kırmayalım,kızdırmayalım da kimi kırarsak kıralım,üzersek üzelim.

    11.10.2015 15:09:59 2 Yanıtla Hüseyin Arı
  • "Şii olmaya karar vermişse ona da saygı duyarım." cümlesine katılmıyorum. Şii olmaya karar vermişse ona olan bütün saygımı kaybederim. Ama merhametle ,nezaketle ve adalele inandığım doğrulara davet etmeye çalışırım.

    9.10.2015 08:27:29 3 Yanıtla Erdal Yakupoğlu
  • tespitleriniz gerçekten doğru. kendim bir İslamoğlu okuyucusu ve seveni olarak bu üsluptan rahatsızım.

    8.10.2015 14:52:30 2 Yanıtla semiyotik
  • Mustafa Hocamı bende çok severim ve saygı duyarım. Akabe camıasını da severim. Ama Akabe camiasında beni rahatsız eden bir şey var. Kadın-Erkek karışık sohbet ortamı. Keşke kadın ve erkeklerin sohbet ortamları farklı olsa. en azından yan yana iç içe olmasa. Bu da benım eleştirimdir.

    8.10.2015 14:13:37 5 Yanıtla emrah
  • Kesinlikle yanlış düşünmüyorsun Ramazan Ağabey! Bırakalım bu meseleleri bilmeyen Müslümanları yanlış vadilere sürüklemeyi, Hoca’nın kendisi bile maalesef bu yanlışa düştü ve 5 Ekim’de şöyle bir tweet paylaştı. “Bana reddiye yazanlar uydurulmuş din müntesibidir. Bense indirilmiş ve tamamlanmış dinin müntesibiyim. Onların dini onlara, benim dinim bana” Bereket ki yanlışının farkına varmış olsa gerek bu tweeti sildi. Ben daha önce hem twitter hesabımdan uyarmış, hem de facebook duvarımda bu konuyla ilgili bir değerlendirme yapmıştım. Hoca’nın 5 Ekim’deki tweetini görünce gözlerime inanamadım ve şu tweeti yazmak zorunda kaldım: Olsa Keşke 15: @mustafaislamogl Hoca, artık iyice rahatsız edici olan uydurulmuş din-indirilmiş din gibi piyasa söylemlerinden vazgeçebilse! Hoca’yı ben de tanıyorum ve bazı bariz yanlışlarına, hatalı tercihlerine ve üslup sorunlarına rağmen bir Müslüman olarak hem seviyor hem de saygı duyuyorum. Ama son zamanlardaki söylemlerine de çok üzülüyorum. Rabbim kalplerimizi sırat-ı müstakim üzere istikametli kılsın. Âmin! Veli Karataş velikaratas@gmail.com

    8.10.2015 12:35:40 8 Yanıtla Veli Karataş

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09