KÖŞE YAZILARI

25.2.2019, 21:29 Serdar Duman Tüm Yazılarını Gör

Müslüman Mahallesinde İlkesiz Siyaset Satanlar!

Türkiye’yi Suriye bataklığına sokan politikaların mimarı olan Davutoğlu’nun yeni parti kurma girişimini siyasi ilkesizlik ve pişkinliğin zirvesi olarak görüyorum.

İlkeli siyaset’ kavramı tüm ideoloji mahallerinde tartışılagelmiştir.
 

Genelde dindarlar, özelde ise İslamcılar için bu kavramın içinin doğru doldurulması son dönemlerde büyük önem arzetmektedir.

 

Yaşanan gelişmeler, ‘ilkesiz siyaset’in zirve yaptığının alarmını vermektedir.

 

Bir Müslümanın siyaset anlayışında belirleyici temel unsur Kur’an ve Sünnet merkezli İslami değerlerdir.

 

İslam’ı Osmanlıcılıkla meczetme çabalarının bir aşama daha katederek İslam’ı Türkçülükle meczetme istikametinde ilerlediğine esefle şahit oluyoruz.

 

Ülkenin bekası adına gerçekleştirildiği ifade edilen Ak Parti-MHP ittifakı ile Türk-İslam sentezinin gönüllerde ve zihinlerde meşrulaştırıldığına tanıklık ediyoruz.

 

İslam; ümmet bilincini kuşanmayı emreder, kavmiyet bilincini değil…

 

İslam; tevhid akidesinin beşeri bir ideoloji ile sentezini kesinlikle reddeder.

 

Milliyetçilik toplumu bölmeye aday bir ideolojidir. Siz Türkçülük dediğinizde, birilerinin de Kürtçülük, Arapçlılık demeye hakkı vardır.

 

Ak Parti toplumu ayrıştıran, zihinleri ve kalpleri kirleten bu ittifak serüvenine bir son vermelidir. Kemalizm ile uzlaşma adına girilen bu vebalin hesabını kimse veremez.

 

Aydınlık bir gelecek için;  toplumun %50’sini kenetleyen, diğer %50’sini de ötekileştiren anlayış ve duruştan vazgeçilmelidir.

 

Alevisi, Sünnisi, Türkü, Kürdü ile bu ülkenin birleştirici harcı İslam’dır. Bu İslam; mezhep ya da milliyetçi hezeyanlardan arındırılmış Muhammedi İslam’dır.

 

Bir diğer önemli nokta da İslam ahlakının ölçüt olmadığı siyasi duruşun normalleşmesi eğilimidir.

 

Yaşam felsefesinin temelinde kapitalist değerler sistemi var ise; siyasette de en belirleyici unsur ‘adalet’ değil, ‘çıkarlar’dır. Bugün tam anlamıyla söz konusu çarpıklıkla yüzleşiyoruz.

 

Batının değerler sistemine sürekli atıfta bulunanların gözden kaçırmaması gereken üç önemli nokta vardır: 1) Batı’da işleyen yasal adalet sadece Batı’nın beyaz insanı için geçerlidir, yani ikiyüzlüdür. 2) Yasa ile tanımlanmamış hiçbir adalet uygulamasının yani vicdani adaletin esamesini bulamazsınız. 3) Sömürgecilik üzerinden elde ettikleri zenginliğin kaybı durumunda adalet mekanizmasının nasıl bir kaosa garkolacağını tahmin etmek zor değildir.

 

Batının bizim coğrafyamıza ektiği ahlak tohumlarının daha doğrusu ahlaksızlığın en temel unsurları ‘haz ve çıkar’ olmuştur.

 

Söylemlerinde hak ve adaletten dem vuran siyasiler pratiklerini merkezinde haz ve çıkarın olduğu seküler ahlak üzerine inşa ediyorlar.

 

Belediyeler hizmet alma ve hizmet vermede adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk bataklığına gömülmüş durumdalar…

 

Belediyelerin kentlerin/kasabaların manevi imarı konusunda hiçbir projeleri yok… Kültürel kuşatılmışlığı yarma bağlamında ciddi hiçbir çabaya şahit olamıyoruz. Açılan bazı kurslar, yapılan kültür/sanat merkezleri, davet edilen konuşmacılar hastalığın tedavisine hizmetten çok ‘dostlar alışverişte görsün’ cinsinden bir görüntü arzediyor.

 

Bu seçimlerde işlenen ‘gönül belediyeciliği’ kavramı yukarıda zikrettiğimiz sorunların fark edildiği anlamına mı geliyor sorusunun cevabını olumlu vermek zor görünüyor.

 

Gerek yerel, gerekse merkezi siyaset bağlamında bir gözlem yaptığımızda zirve yapmış ahlaki kokuşmuşluğun teşhisi ve tedavisi noktasında ciddi hiçbir çabaya rastlamıyoruz.

 

Büyüme rakamları, üretimdeki artış konuşuluyor; gelir dağılımındaki adaletsizlik, emeğin sömürülmesi, doğal kaynakların talan edilmesi, gösteriş tüketimindeki patlama konuşulmuyor/konuşulamıyor.

 

Yeni yapılan yollar, barajlar, havaalanları konuşuluyor, çarpık kentleşme, toprak/su/havanın kirletilmesi, bitki/hayvan/insan genetiği ile oynanarak fıtratların bozulması konuşulmuyor/konuşulamıyor.

 

Kadının çalışma hayatına katılımının sağlanması, kadın cinayetleri konuşuluyor; kadının kişiliğinin yerine dişiliğinin ön plana çıkarılması, anneliğin yeni neslin eğitimindeki hayati rolü, boşanma oranlarındaki artışın arka planı konuşulmuyor/konuşulamıyor.

 

Gençliğin eğitim, iş sorunları konuşuluyor; uyuşturucu/alkol/teknoloji bağımlılığı, pornografi, cinsiyetsiz ya da homoseksüel eğilimler, sorumluluk bilincindeki ciddi düşüş, beceri sorunları konuşulmuyor/konuşulamıyor.

 

Özgürlükler konuşuluyor, fesada yol açan, bireyi ve toplumu ifsad eden özgürlüğün sınırlandırılması gerektiği konuşulmuyor/konuşulamıyor.

 

Kısacası tüm gerçeklerin değil, işine gelenin konuşulduğu bir siyaset dili ve mantığı hakim durumda…

 

Dolayısıyla hiçbir konuda yapısal değerlendirmeler yapılamıyor, yapısal tedbirler alınamıyor.

 

Siyasi cinayet sayılabilecek büyük hataları işleyenler dahi pişkin pişkin siyasete yön vermeye devam ediyorlar.

 

Türkiye’yi Suriye bataklığına sokan politikaların mimarı olan Davutoğlu’nun yeni parti kurma girişimini siyasi ilkesizlik ve pişkinliğin zirvesi olarak görüyorum. Bir milyona yakın insanın öldüğü, ülkenin yarısının mülteci konumuna düştüğü bir iç savaşı tetiklemenin vebali altında ezilmek bir yana, hiçbir şey olmamış gibi davranarak yeni bir mecraya yelken açmayı maharet sayan bu çıkışı hangi ahlaki maraz ile açıklayacağız?

 

Halkımız, siyasilerin siyaseti çıkarlar üzerinden değil, değerler üzerinden yaptığı bir dönüşümü hasretle bekliyor. Bu dönüşüm teorik ve pratik düzeyde sağlanamadığı sürece adil bir toplumsal düzenden söz etmenin hiçbir karşılığı yoktur.

 

 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09