KÖŞE YAZILARI

21.4.2016, 6:34 National Interest Tüm Yazılarını Gör

Libya ve 5 Perdeli Amerikan Müdahalesi

Bush, Irak için zafer konuşması yaptığı sırada Amerikan ordusu Afganistan’daki bataktan henüz çıkamamıştı. Obama yönetimi Libya’da zafer ilan ettiği sırada ABD ordusu bu kez sadece Afganistan’da değil aynı zamanda Irak’ta da debeleniyordu. Siyasilerin bu denli hızlı unutmalarının olası bir açıklaması Amerikan öfkesinin kısa vadeli düşüncelerle gözü kara kararlar alması ve ardından da dikkat bozukluğundan faydalanarak oluşan tepkileri hızlıca, bir aciliyetten diğerine odaklamasıdır.

Amerika ve Avrupalı müttefikleri, bu kez ülkede giderek artan IŞİD varlığını bahane ederek Libya’ya yeniden müdahale için hazırlıklara başladılar. Libya’ya yeniden saldırma arzusunun temelinde, Soğuk Savaş döneminin sona ermesinden beri herkesin aşina olduğu beş-perdeli oyun yatıyor. Bu oyunu, Amerikan siyasi sisteminin dünyayı olduğu gibi kabullenemeyişindeki temel işlevsizliği ve Amerikalı siyasilerin dünyayı istedikleri forma sokma arzusu yönetiyor. Bu işlev bozukluğu göz ardı edildiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’da içine düştüğü başarısızlık döngüsünden asla çıkamayacağını kabul etmek gerekir.

Perde 1: Öfke ve Yok Sayma

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana, bütün Amerikan müdahaleleri bir gereklilikten ziyade seçeneklerden biri olarak sahaya girmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrasında bile ABD’nin Afganistan’a geniş kapsamlı bir işgal harekatı başlatması bir gereklilik değildi! Ama şiddetli acılara sebebiyet veren 11 Eylül, Amerikan müdahalesine yol açan içgüdüsel bir öfkeye sebep oldu. Dünya üzerinde Amerikan dış siyaset elitlerinin etiğini ihlal ederek gelişen diğer birçok olayda ise bu öfke hali genelde içgüdüsel olmaktan ziyade düşünsel/zihni bir etki yaratır.

1991’de Çöl Fırtınası operasyonu öncesinde mesela, savaş, birçok realist tarafından “gerekli” bulunmuş ve Bush’un savaş kararını ilan eden açıklamalarında öfke, hissedilir olmuştu. Hukukun “orman kanunlarına” üstünlüğünü ilan eden “yeni dünya düzenine” duyduğu ihtiyacı ifade ederken Bush, donanma kuvvetleri komutanı Walter Boomer’ın şu sözlerinden alıntı yapıyordu: “Savaşmaya değer şeyler vardır. Barbarlık ve kanunsuzlukların hüküm sürdüğü bir dünya, bizim içinde yaşamak istediğimiz bir dünya olamaz”.

Obama, birinci Libya müdahalesi öncesinde yaptığı ulusla sesleniş konuşmasında benzer bir noktaya değinmiş ve müdahale kararını beyan ederken: “Biliyorduk… bir gün daha bekleseydik, Charlotte büyüklüğündeki Bingazi şehrinin, bölge ve dünya vicdanında yankılanacak acı bir katliama sahne olacağını biliyorduk” demişti.

Perde 2: Yüzeysel İstişare ve Aceleci Güç Kullanımı

ABD bir kere öfkelenmeye görsün; hiç vakit kaybetmeden askeri gücün kullanılıp kullanılmayacağı sorusuna ilişkin istişare sürecini başlatıyor ve müdahaleyi gündemine alıyor. İstişare sürecinde Beyaz Saray, başkanın anayasal üstünlüğü sayesinde, medya üzerinde baskınlık kuruyor ve müdahaleye karşı çıkanlar, halk nazarında yanlış tarafta durmakla itham edilmekten korkuyorlar.

Müdahale önerisini gündeme getirenler, her defasında medyaya servis ettikleri kurgusal hikayelerle mantıklı istişarelerin önünü tıkıyor ve toplumsal öfkeyi alevlendirecek masallar anlatıyorlar. Birçok Amerikalı, Irak ordusunun hastane kuvözlerindeki bebekleri nasıl da fırlattığını anlatan o gözü yaşlı Kuveytli kızı hatırlar. Fakat sonradan tamamıyla yalan olduğu ortaya çıkan bu hikayenin, o günlerde medyada sayısız defa tekrarı yayınlanmış ve müdahalenin gerekli olup olmadığına ilişkin mantıksal değerlendirme ve istişarenin önüne geçilerek karara muhalefet etme işi zorlaştırılmıştı.

Duygusallığa ve tek taraflı istişareye dayalı sürecin bir yansıması olarak Amerikan siyasi sistemi, alternatif seçenekler üzerine soğuk kanlı bir yaklaşım sergileme noktasında da sabırsız bir tutum takınmaktadır. Amerika’nın “katil ve cani rejimlerin” varlığını kabul etmeme anlayışı diplomasiyi de zorlaştırıyor. Siyasi bir sistemin kayda değer bir ilerleme göstermesi için uygulanan yaptırımlarsa, ya çok yavaş etki ediyor ya da etkisiz kalıyor.

2003 Irak savaşı, mantıksal müzakerelerin sekteye uğratılması konusunda dikkat çekici bir örnek. Kimyasal silahların varlığına ilişkin kesin olmayan istihbarat ve Saddam Hüseyin, El-Kaide ve 11 Eylül saldırıları arasında beklenmedik şekilde bağ olduğunun ileri sürülmesi, Irak’ın işgal edilmesinin olumlu ve olumsuz yönlerinin tartışılması sürecini neredeyse gereksiz kılmıştı. Sonraki dönemlerde New York Times gazetesi bile, savaşın şüpheli yanlarına ve karşıt delillere sayfalarında yeterince yer ayırmadığı için özür dilemişti.

Fakat öfke halinin istişareyi yok saydığının en bariz delili tabi ki Afganistan süreci. Bush yönetimi, 7 Ekim 2001’de “Kalıcı Özgürlük Operasyonu’nu” başlattığında 11 Eylül’ün üzerinden daha bir ay bile geçmemişti. On binlerce askerin Afganistan yönetimini devirmek için gönderildiği dönemde Amerika’da tek bir karşı ses duymak bile çok zordu. El-Kaide’nin vurulması ve yaptıklarının karşılığını görmesi konusunda acele etmek belli bir duygusallığın yansıması olabilir fakat zaman geçtikçe daha iyi anlaşıldı ki bu hamle, uzun vadede çok ciddi bir maliyet gerektiren ve karşı yansımaları olan bir hamle idi.

Libya süreci ise, Hillary Clinton’un ABD’nin olaya müdahil olması gerektiğini dillendiren konuşmasıyla başlayıp Obama’nın Libya’da uçuşa yasak bölge kurulması çalışmalarına katıldığını ilan eden konuşmasıyla nihayete eren üç haftalık bir zaman dilimine tekabül ediyor. Birçok kesim Obama yönetiminin bu kararına gerçekte eleştirel durmasına rağmen, sağlıklı bir istişare zemininin olabilmesi ve Amerikan müdahale mekanizmasının düzgün işleyebilmesi için kısıtlı bir süreydi bu. Sonrasında ise zaten NATO, görev süresini esaslı bir istişareye dayanmaksızın uzattı ve Libya’da uçuşa yasak bölge oluşturma hedefinden sıyrılıp Muammer Kaddafi’nin devrilmesi için isyancılara doğrudan destek vermeye başladı. Tabi ki Libya’da rejim değişikliği hamlesi, iç savaşa sebebiyet verip IŞİD’in güçlenmesine ortam hazırlayan en etkin adım oldu.

Perde 3: Erken İlan Edilen Zafer

Birincil planda müdahaleyi tetikleyen en önemli dürtü, stratejik temelden ziyade duygusal hesaplar temeline bina edilmiş bir zafer iddiası. Bush’un, Irak işgali başladıktan altı hafta sonra Abraham Lincoln uçak gemisi güvertesinden yaptığı dramatik “Görev Tamamlandı” konuşmasını kim unutabilir ki? Birinci Körfez Savaşı’ndan beri öfkenin odağında olan Saddam Hüseyin devrilmiş ve Bağdat’taki heykeli yıkılmıştı. Fakat zafer deklarasyonu için Bush çok çok erken bir zamanı tercih etmişti. Gerçek Irak savaşı daha yeni başlamıştı. Obama ise daha sonrasında bu bahsi ikiye katlamış ve (Ekim 2011’de Irak’tan kısmi çekilme kararını açıkladığı) konuşmasında Bush’u geride bırakmıştı: “En son Amerikan askeri, kazandığı başarının gururuyla Irak’ı başı dik bir şekilde terk edecektir. Amerika’nın Irak’taki askeri misyonu başarıyla yerine getirilmiştir”.

Obama yönetimi, Libya’da da aynı yolu takip etti. İsyancılar, Kaddafi rejimini devirdikten sonra Ağustos 2011’de Amerikalı yetkililer “model müdahale” tabirini kullandılar Libya müdahalesi için. Obama, “tek bir Amerikan askerini sahaya sokmadan hedeflerimizi gerçekleştirdik” sözleriyle övünürken, Clinton, süreci operasyonu “akıllı güç” kullanımı şeklinde tasvir etmişti. İsyancıların Kaddafi’yi yakalayıp öldürdüğü Ekim ayında Clinton sevinçli ve heyecanlı bir ses tonuyla “geldik, gördük ve o öldü!” demişti. Irak’ta olduğu gibi Obama yönetiminin Libya’daki aceleci “zafer” ilanının da daha sonradan başka bir şey olarak karşımıza çıkacağına dair küçük belirtiler vardı.

Perde 4: Dikkat Bozukluğu ve Hafıza Kaybı

Zafer ilan etmek, Amerikan siyasetinde geçmişe sünger çekmek ve başkanın söz konusu meseleyi gündemden düşürerek bir sonraki meseleyi gündeme alması için bir araçtır. Bir konuyla ilgili zafer ilan edildikten sonra Beyaz Saray ya da Pentagon’dan yapılan açıklamalar haricinde televizyonlarda o konuyla ilgili herhangi bir habere rastlayamazsınız ya da gazetelerde mevzu arka sayfalara doğru taşınır. Diktatör devrildikten sonra olup bitenlerin ilk etapta diktatörü yakalayıp öldürmek için yaşanan olaylar kadar haber değeri yoktur. Sonra, başkanın ve medyanın ilgisini çeken yeni bir olay patlak verir. Haftalar içinde Amerikan müdahalesinin süreçleri ve sonuçları karanlığa mahkum edilir. Birkaç ay içinde ortalama bir Amerikalı, öyle bir müdahalenin olduğunu bile unutur.

İlginç olan ise siyasi liderlerin de bu denli hızlı unutuyor olmaları. Bush, Irak için zafer konuşması yaptığı sırada Amerikan ordusu Afganistan’daki bataktan henüz çıkamamıştı. Obama yönetimi Libya’da zafer ilan ettiği sırada ABD ordusu bu kez sadece Afganistan’da değil aynı zamanda Irak’ta da debeleniyordu. Siyasilerin bu denli hızlı unutmalarının olası bir açıklaması Amerikan öfkesinin kısa vadeli düşüncelerle gözü kara kararlar alması ve ardından da dikkat bozukluğundan faydalanarak doğan tepkileri hızlıca, bir aciliyetten diğerine odaklamasıdır. Bu şartlar altında tarihi düşünsel eylemlerin ve ders çıkarma seanslarının olması sürpriz olurdu. Diğer ve daha komik olan olasılıksa borsa mantığı… Amerikan siyasetinde yalnızca kısa vadeli politikalar kazanım sağlıyor.

Perde 5: Tekrar… Sonu Gelmez Tekrarlar

Sebebi her ne olursa olsun, öfke ve unutkanlığın birlikte yaşandığı her türlü olası kombinasyon sonu gelmez tekrarların ve sürekli aynı hataların yapılmasına yol açıyor. Obama yönetimi bugünlerde yeniden Libya’ya müdahale edilmesinden söz ediyor; sanki bir önceki operasyon hiç olmamışçasına… Pentagon’un, hava saldırılarını planlarını tartışırken ihanet içerisine düşmek istemiyorsa Libya’da yakın geçmişte yaşananlardan ya da son on dört yıldır bir türlü başarı sağlanamayan “terörle mücadele” sürecinden öğreneceği şeyler olduğunu görmeli. Hükümet, hangi sebeple 2011 yılında kaosa ortam hazırlayan planın tıpatıp aynısını bugün kaosu önlemek için kullanacak ki?

Elbette ki öfke, acı ve ızdırap karşısında gösterilen normal bir tepkidir. Birçoklarına göre de Amerika’nın “dünyadaki kötülüklere karşı mücadele etme” arzusu, ender bir toplumun içindeki asil bir duygu! Fakat uluslararası ilişkilerde, dünyayı olduğu gibi kabul etmeyi reddetmek diye bir şey yok! Çünkü bu durum, dış politikada -çıkar maliyet- hesapları yapıldığında sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının önüne geçer. Baskıcı rejimleri engelleme ya da cezalandırma arzusunun “anlaşılabilir” bir yanı olsa da bu arzu, sonu gelmez müdahaleleri ve çözüm olduğunu zannettiği problemlere nazaran çok daha fazla problemi birçok götürüyle birlikte beraberinde getirir.

Eğer Amerika, bu döngüden kurtulmak istiyorsa biran önce uyanmalı ve dünyayı askeri müdahalelerle yeniden kuramayacağını kabul etmeli!

Amerikan “National Interest” dergisinin internet sitesinde Trevor Thrall imzasıyla yayınlanan bu analiz, Enes Berat Gürler tarafından İslâmi Analiz için tercüme edilmiştir.

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09