KÖŞE YAZILARI

13.3.2017, 19:26 Serdar Duman Tüm Yazılarını Gör

'İslam Düşüncesi' Tartışmaları

Gelenekçi-modernist gibi kalıplarla birbiri ile uğraşan düşünürlerimizin bu çekişmeyi bırakıp, dünyayı Allah'ın rızasına uygun bir konuma getirmek için mevcut statükoya karşı birlikte mücadele vermeleri önemli bir sorumluluktur.

Serdar Duman/İslami Analiz

İslam düşüncesi üzerine yazan çizenler günümüze uygulanacak bir model inşasından çok, tarih sorgulaması yaparak sonuçları ucu açık bir şekilde okuyucuya sunmayı tercih ediyorlar.

Kur'an'ı anlama faaliyetine öncülük yapanlar, müteşabih ayetler ya da lafız-maksat önceliği üzerinden yürütülen tartışmalar ile günümüz dünyasını aydınlatacak bir İslam anlayışının imkansızlığına adeta ışık tutuyorlar.

Bir yanda geleneği din haline getirmiş, rivayet kültürünü din olarak pazarlayan bir anlayış; diğer yanda ruhsuz kuru aklı önceleyen, neo-kelamcılığa soyunmuş karşıt bir anlayış ile yüzleşiyoruz. Karşıtlar arası çatışma sürekli bir umutsuzluğu körüklüyor.

İslam'ın gündem edildiği televizyon programlarında en çok "Hangi İslam?" sorusu ile karşılaşıyoruz. Sanki ortada ilkeleri olmayan, her türlü anlamaya ve yorumlamaya müsait bir din varmış gibi muamele yapılıyor.

Teorik tartışmaların üzerine IŞİD pratiği de eklenince "Çoklu İslam" tezi daha gür bir şekilde seslendirilmeye başlandı. Bir Kur'an ve bir peygamberden çok sayıda İslam anlayışı üretmeyi başardık.

"Çoklu İslam", İslam'ın ilkeleri ve sınırlı belirli bir paradigması olmadığı anlamına tekabül eder. Diğer bir deyişle İslam'ın kan ve gözyaşı selinde boğulmuş günümüz insanlığına kurtuluş reçetesi olacak bir toplum düzeni tezinin olmadığının kanıtıdır.

Gelinen noktada İslam'ın birey ve toplumun düşünce ve tavırlarında belirleyici olamayacağı kanaati güç kazandı. İslam, birey ve toplumun duygu dünyasının tahkim edilmesi ve metafizik sorularının cevabı için kullanılan bir araç konumuna düşürüldü.

Siyaset, ekonomi, kültür, sanat, gibi alanlarda liberalizme teslim olundu. Liberalizme bu şekildeki bir teslimiyetin bedeli sorgulanacağına; kısa yoldan cennete ulaşmanın çareleri, kabir azabı, Adem'in ilk insan olup olmadığı gibi konular gündemleştirildi.

Televizyonlara çıkan ilahiyatçı hocalarımız İslam dünyasındaki kargaşanın ilacı olarak laikliği savunur hale geldiler. Selefi İslam'ın aşırılıklarına karşı liberal aklın kurguladığı ılımlı İslam'ı çözüm olarak sunuyorlar. Bu hocalarımızın siyasi basiretleri o denli kapalı ki, liberal aklın üzerlerindeki etkisini farkedemiyorlar. Küresel siyasetin teorik ve pratik duruşunu göremeyecek ölçüde akıl tutulması yaşıyorlar.

Kendilerini rey ehli olarak sunan söz konusu hocalarımız, Emeviler'den bu yana İslam coğrafyasındaki politik süreçleri ve bu süreçlerin dayanakları olarak ileri sürülen tezleri çoğu kez doğru okuyorlar. Hastalıkları teşhis ediyorlar. Ancak iş tedaviye geldiğinde İslam aklı yerine batı aklı ile çözüm aramak gibi önemli bir hataya düşüyorlar. Genellikle de moda olan liberal akla teslim olmayı yeğliyorlar.

Kur'an'ın toplumsal tezlerini dinin değişkenleri başlığı altında ele alan bu kesim, tarihselci bir anlayışla lafızları maksat denizinde boğarak ilgili tezleri deforme etmeyi marifet sayıyor.

Kendileri Hadis Ehli olarak sunan hocalarımıza gelince... Geleneği topyekün savunmak gibi bir hataya düştüklerini görüyoruz. Topyekün yok saymak ya da topyekün savunmak yerine, akl-ı selim ile yapılmış bir gelenek analizi bizi daha doğruya götürecektir.

Geçmişi kutsamak adına monarşik yönetimleri ve saray ulemasını meşrulaştırmak çok ciddi bir gaflete tekabül ediyor.

Din adına uydurulmuş rivayetleri net bir şekilde reddetmek yerine, tevil ederek kullanmayı tercih etmek de bu gafletin bir parçasıdır.

Mezhepleri iyi-kötü diye tasnif ederek mezhepçilik yapmak ve mezhep görüşünü mutlaklaştırmak gibi hastalıklar gelenekçi kesimin zaaflarıdır.

Gelenekçi hocalarımızın batı aklına karşı şekilsel de olsa muhalif bir duruşu olduğunu teslim etmeliyiz. Ancak bu duruşlarının ilkesel olmaması ve siyasi basiret eksiklikleri, onların ılımlı İslam siyasetinin etkisi altına girmelerine neden oldu.

Geniş kitlelerin desteğine mazhar olan söz konusu hocalarımızın günümüzde "muhafazakarlık" kılıfı ile sunulan batı aklına teslim olduklarına tanık oluyoruz.

Batılı değerlere teorik olarak muhalif olmalarına rağmen, AK Parti örneğinde olduğu gibi batı aklına öykünen muhafazakar/sağcı partileri hararetle destekliyorlar. Bu teori/pratik çelişkisinin yeterince sorgulanmaması önümüzde ciddi bir zaaf olarak duruyor.

Ne Yapılmalı?

Küresel hegemonyanın coğrafyamızda oynadığı oyunun ana fikri, İslam ile liberalizmin uzlaştırılmasıdır. Diğer bir deyişle İslam'ın protestanlaştırılmasıdır.

"Protestan İslam" batı medeniyeti açısından "kontrol edilebilir İslam" dır.

Batı dünyası hedefine ulaşmak için ya da kendi değerlerini coğrafyamıza pazarlıyor ya da IŞİD gibi acımasız örgütleri göstererek ılımlı İslam'a bizi razı ediyor.

Küresel hegemonyanın karşısında direnmek için öncelikle vahdeti sağlamak ve özgün bir İslam düşüncesi/paradigması oluşturmak zorundayız.

Sadece askeri ve siyasi direnişin yeterli olmadığı, ekonomi, kültür, sanat vb. tüm alanları kapsayan bir direnişe ihtiyacımız olduğu açıktır.

Gelenekçi-modernist gibi kalıplarla birbiri ile uğraşan düşünürlerimizin bu çekişmeyi bırakıp, dünyayı Allah'ın rızasına uygun bir konuma getirmek için mevcut statükoya karşı birlikte mücadele vermeleri önemli bir sorumluluktur.

Sünni-Şii-Selefi gibi mezhep tanımlamaları üzerinden yürütülen tartışmaların ve ayrışmaların temel saiklerinin tarihi olduğu ve çoğu kez duygusal ya da konjonktürel içerikler taşıdığı dikkate alınarak ümmet bilinci diriltilmelidir. Küresel güçlerin ümmeti ayrıştırma oyununu bozmak zorundayız.

Ümmetin alimlerinin "çoklu İslam" tezinin önünü kesmeleri bir vücubiyettir. Bu amaçla;

* İlk dönem kaynaklarına dönerek Kur'an'ın nasıl anlaşıldığına ve peygamberimizin uygulamalarına bakarak,

* Materyalizmin büyüsüne kapılmayan, mümin feraseti ile davranan, batı ve doğudaki bilimsel/teknolojik gelişmeleri takip eden bir içtihad anlayışını hayata geçirerek,

özgün bir İslam düşüncesi oluşturma gayreti öncelenmelidir.

İran İslam İnkılabı özgün bir İslam düşünce sistematiği oluşturma çabalarının ete kemiğe bürünmüş halidir. İnkılabın başardıkları ve başaramadıkları dikkatle etüt edilmelidir.İnkılabın hangi şartlarda gerçekleştirildiği ve ayakta tutulmaya çalışıldığı unutulmadan yapılacak özeleştiri ile tüm mazlum ve mağdurların ümidi olacak bir toplum düzeni inşa etmek ümmetin öncülerinin en önemli görevidir.

Yorum Yaz

Yorumlar

  • Çok güzel önemli bir yazı. Allah razı olsun.

    18.3.2017 12:42:31 0 Yanıtla Kamil Tayyar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09