KÖŞE YAZILARI

8.10.2014, 11:20 Alex Vatanka Tüm Yazılarını Gör

İran’ın “Radikal Sünni Militanlar”a Yönelik Tutumu

Washington’da genel eğilim, Tahran’ın Sünni Cihatçı hareketleri ideolojik ol

Washington’da genel eğilim, Tahran’ın Sünni Cihatçı hareketleri ideolojik olarak uyumsuz rakipler olarak gördüğüne yöneliktir. Bu şaşırtıcı değil. Bu durumu bir yığın Sünni Cihatçı kaynağın Şii çoğunluğa sahip İran’ı dini prensiplerden sapmışlığın tecessüm etmiş hali olarak ele alması açık hale getiriyor. IŞİD’in de içinde bulunduğu çoğu Sünni cihatçıya göre İran, İsrail ve ABD’yi gölgede bırakan baş düşmandır.

Tarih bize gösteriyor ki bu fay hattına rağmen İran hedef olmadığı sürece Tahran, cihadçı Sünni militanlığı görmezden gelmek istiyor.  Aslında cihadçılarla sık sık savaşmalarına rağmen bazı zamanlarda cihadçı Sünni militanlığa fırsat sunduklarını hatta cesaretlendirdiklerini gösteren birçok kanıt vardır.

Yeni, sert bir fay hattı

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney gelebilecek tepkilerin farkında; bu yüzden IŞİD karşıtı bir savaşta İran, Washington ile işbirliği içerisinde olmayacak. Birçoğuna göre bu IŞİD karşıtı koalisyon için büyük bir aksilik. Her şeye rağmen İran’ın Irak Şiileri ve Kürtleri üzerindeki hatırı sayılır etki gücü ve bu ülkedeki geniş istihbarat operasyonları onu kritik bir oyuncu yapıyor.

Fakat Tahran’ın IŞİD karşıtı yirmi altı ülkeli koalisyona davet edilmemiş olması İranlıların katılmayacağını göstermiyor. Aslında Tahran için tehlike çok yüksek. IŞİD onun sadece jeopolitik menfaatlerine tehdit oluşturmakla kalmıyor, İran ve Şia karşıtı özür dilemeyen tavrı Tahran’ın Sünni cihadçılarla olan inişli çıkışlı tarihinde yeni bir safhayı temsil ediyor. İran’ın iç istikrarı bile tehlikede olabilir.

Geçen hafta Tahran, IŞİD’e katılmak için İran’dan geçen Afganistan ve Pakistan vatandaşlarını tutukladığını açıkladı. Sünni cihadçılara karşı böyle aleni ve kamusal müdahale eski İran tavrından bir ayrılıştır.

Tahran, 1994’ten 2001’e kadar Taliban ve onu müttefiki El-Kaide ile Afganistan’da şiddetli bir şekilde savaştı. Fakat bu tarihten sonra El-Kaide üyelerine karşı yumuşak bir bakış açısı geliştirdi. Kaçarken yakaladığı El-Kaide üyelerini gerektiğinde takas etmek için ev hapsinde tutmaya başladı. 2010 yılında Pakistan’da kaçırılan İranlı bir diplomatın serbest bırakılması da büyük bir olasılıkla Tahran-El-Kaide arasında yapılan bir anlaşma neticesinde meydana geldi. Menfaatine dönük olduğu zaman Tahran, kendi topraklarındaki Sünni cihadçı aktivitelere bile müsamaha gösterdi. Tahran bir müddet boyunca Amerikan ordusundan kaçan Iraklı Kürt El-Kaide kolu Ensar El İslam üyelerine İran’da kamp kurmalarına izin verdi. Bu Kürt cihadçıları, ABD’ye karşı bir baskı gücü olarak kabul etti.

İran’ın  Ensar El İslam’ın aleyhine dönmesi ancak grubun İran’ı hedefe koymasından sonra olmuştur.

Bölgesel koşullar ve İran’ın kendi menfaatlerinin korunması Tahran’ın Sünni militanlara yönelik tutumunu şekillendiriyordu. Fakat IŞİD’in ortaya çıkışı hâlihazırdaki planları altüst etti.

IŞİD ve İran’ın Sünnileri

Son haftalarda İran’da IŞİD’in ülkede faaliyet gösterdiğine dair bolca rapor var. Üst düzey diplomatlar, IŞİD’in İran içindeki nüfuzuna dair bu raporları reddetmeleri için zorlanırken, diğer yetkililer IŞİD nüfuzundan bahsetmekteler. Örneğin Kürt nüfusu yoğunluklu bölgelerde IŞİD’e bağlılığını ilan eden Selefiler hakkında teyit edilmemiş birkaç rapor bulunmakta. Bu raporların gerçekliğinden bağımsız olarak şüphesiz bundan sonra yetkililer sürekli güvence almak ihtiyacı hissedeceklerdir. İran’ın artan endişesinin sebebi Irak’la arasındaki sınırda patlak veren IŞİD savaşçıları değil, bu grubun mesajlarının İran’ın Sünni azınlığı arasında karşılık buluyor olması.

11 Eylül’de İran polis departmanı şefi tuğgeneral Ahmadi Moghaddam İran sınırları içinde IŞİD sempatizanlarının para topladığını öne süren raporları reddetti. “İran sınırlarında para toplandığına rastlamadık.” dedi. Fakat önde gelen başka bir yetkili olan İçişleri Bakanı Yardımcısı General Hossein Zolfaqari birkaç kişinin IŞİD’e yardım etmeye yeltendiğini kabul etti; fakat bunu başaramadıklarını söyledi. Bu süreçte İran İçişleri Bakanı Abdolreza Fazli IŞİD’in internet üzerinden ve hatta doğrudan bazı kişilerle iletişim kurarak İranlıları örgüte katmaya çalıştığını bildirdi.

Tüm bunlar İranlı yetkililerin ülke içerisindeki IŞİD varlığına karşı alarmda olduğunu, fakat yetkililerin bunun etkisizleştirilebileceğine inandıklarını gösteriyor. Bu durum İran’ın IŞİD’e karşı neden Irak içinde savaşılması gerektiğini vurgulamasını açıklıyor. Irak’ta Şia üstünlüğüne sahip birleşmiş güvenli bir hükümet var. Hatta hükümetin askeri müdahalesi Irak Kürtlerini müteşekkir bırakmıştır. Her şeyin ötesinde İran stratejisi, IŞİD savaşçılarının tehlikesini Irak’la olan sınırının diğer tarafında tutmayı içerebilir.

Bu arada IŞİD’in metotlarının ve tehlikeli ideolojisinin büyük İran Sünni azınlığı arasında çok az bir ilgi dışında herhangi bir etki yarattığına dair herhangi bir kanıt bulunmuyor. Şüphesiz İran’da özellikle Belucistan ve Kürdistan bölgelerinde yaşayan Sünnilerin Şia merkezli Tahran yönetiminden şikâyetleri var. Fakat çözüm için IŞİD’e yönelecek gibi görünmüyorlar.

Çeviri: Talha Sezgin

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09