KÖŞE YAZILARI

1.4.2014, 12:42 Sami Küleyb Tüm Yazılarını Gör

İhvan ve İran: Mezhep Ayrılığına Karşı İslam Birliği mi Kuruluyor?

Tunus ve Mısır’da Arap Baharı’nın ilk kırlangıçları, gökyüzünde ka

Tunus ve Mısır’da Arap Baharı’nın ilk kırlangıçları, gökyüzünde kanat çırpmaya başlayınca, İran, hiç vakit kaybetmeden, bu ülkelerdeki devrimleri “İslami Uyanış” olarak nitelendirdi. İran’ın Dini Lideri Seyyid Ali Hamanei, Şubat 2011’de yaptığı bir konuşmasında: “Arap devrimleri mücadele örneğini İran İslam Devrimi’nden almaktadır. Buradaki mücadeleler, tıpkı İran’da olduğu gibi başarıya ulaşacaktır.” dedi. Dini Lider Hamanei, bu sözlerin sahibi olarak İhvan’a hiç yabancı değildi. Nitekim O, Seyyid Kutub’un kitaplarını Farsçaya bizzat çevirerek okunmasını şiddetle tavsiye eden ilk kişidir.

İran, doğrusu o dönemlerde İhvan’dan aynı şekilde olumlu bir karşılık beklemişti; ancak Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin İran’a yaptığı ilk resmi ziyaret, bu bakımdan bir hayal kırıklığı yaşattı. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin Bağlantısızlar Zirvesi’nde yaptığı konuşma, İran’ın iyi niyet taşıyan mesajlarının aksine, mezhebi eksenli bir konuşmaydı. Mursi, daha sonrasında da İran’ın müttefiki olan Suriye ile ilişkilerini kestiğini açıklamıştı.

Mısır’da üç sene süren devrim sürecinden sonra İhvan-ı Müslimin, hiç kimsenin yaşamak istemediği acı tecrübeler yaşadı: Amerika ve Batı, onlarla kısa bir süre flört ettikten sonra, gözden çıkardı. Washington, askeri darbeden sonra Mısır’a yapacağı yardımların bir kısmını askıya alma kararını, göstermelik olarak aldı. Ama kapalı kapılar ardında Mısır askeri yönetimine şu mesajı veriyordu: “Kaygılanmayın, bunlar sözde açıklamalardır. Size karşı tutumumuzda hiçbir değişiklik olmayacaktır.”

Bu süreçte Körfez Ülkelerinin büyük bir çoğunluğu İhvan’a karşı savaş açtı. Suudi Arabistan İhvan-ı Müslimin Hareketini terör örgütleri listesine aldı.

Tunus ve Mısır’da, devrimlerinden sonra gökyüzünde kanat çırpan kırlangıçlar, şuan hayatta olsalardı, ülkedeki bu hızlı değişim karşısında şaşırıp kalırlardı. Arap Baharıyla gerçekleşen devrimler, (tıpkı bir kedi gibi) kendi yavrularını yedi. Bunlardan biri, bölünmeye doğru gitti. Ötekisi, kendi arasında kutuplaşmalara sebep oldu. Bir başkası terör ve tekfir dehlizlerinde kayboldu. Bir diğeri, neden gerçekleştiğini tamamen unuttu.

Şimdilerde ise, bir başka tablo beliriyor.

Görünen o ki, Türkiye ile İran arasındaki yakınlaşmanın sağlayacağı maslahat büyük. Nitekim Seyyid Ali Hamanei’in, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı bir görüşmede: “İran ile Türkiye arasında hâlihazırdaki kardeşlik, muhabbet ve sadakat, son yüzyılda benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı.” sözlerine, Erdoğan’ın: “Şuan ikinci vatanımdayım.” diye karşılık vermesi kayda değer bir gelişmedir.

Türkiye-İran ilişkileri Suriye krizi boyunca hiçbir zaman kopma noktasına gelmedi. Şuan da, ikili ilişkileri geliştirmek her iki ülke açısından stratejik bir öneme sahiptir.

Geçtiğimiz günlerde Katar Dışişleri Bakanı İran’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Ardından Hamas heyeti İran’ı ziyaret etti. Bu arada Tahran, Mısır’da Mursi yönetiminin düşürülmesine karşı çıktı ve İhvan’la diyalogunu sürdürdü.

İran’ın, bölgedeki uzun vadeli stratejik hedefi, İslam âleminin bir araya gelmesini sağlayacak ortak bir konsensus oluşturmaktır. Kısacası Tahran, uluslararası bir pakt oluşturmak amacıyla, Şii-Sünni dünya arasındaki ilişkileri geliştirmek istiyor. Bu sebeple bölgedeki mezhepsel ayrılığın/fitnenin hem kendisi ve hem de müttefiklerinin rolünü olumsuz yönde etkilediğine inanıyor. İran’ın kısa vadeli stratejik hedefi ise, Suriye’deki savaşı durdurmak, mezhepsel ayrılıkları ortadan kaldırmak, nükleer programı konusunda 5+1 ülkeleriyle yapacağı görüşmelerde elini güçlendirmek ve Suudi Arabistan’ın bölgedeki etkinliğini kırmak için, İhvan gibi bölgedeki ılımlı Sünni akımlarla yakınlık kurmaktır. Çünkü bu tür gruplarla yakınlaşmak kendisi için maksimum fayda sağlayacaktır.

Bugün bile birçok kimse, Suudi Arabistan’ın, hangi makul sebeple İhvan-ı Müslimin Hareketini terör listesine aldığını bilmiyor. Ancak bu işten en çok karlı çıkan da İran olmuştur. Çünkü Tahran, Suudi Arabistan’ın hışmına uğrayan grupların her daim koruyucusu olmuştur. Türkiye’den Katar’a hatta Yemen’deki diğer bazı grupları Suud’a karşı korudu İran. Birkaç gün önce Hamas Lideri ve Gazze Hükümeti’nin Başbakanı İsmail Heniyye İsrail aleyhinde sert açıklamalarda bulundu. Haniyye konuşmasında, Filistinlileri İsrail’e karşı savaşmaya ve gerekirse şehid olmaya çağırıyordu. Ondan birkaç gün önce de İslami Cihad’ın füzeleri İsrail toraklarına adeta yağıyordu. Filistin’den gelen bu tehdit ve füzelerden önce, İran’da iki önemli konuk vardı: Birincisi: “İran’la ilişkilerimiz iyi ve olması gerektiği gibi tabii konumundadır.” diyen Hamas Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Usame Hamdan; diğeri ise İslami Cihad Genel Sekreteri Ramazan Abdullah Şallâh idi.  Diğer taraftan Mısır ise (Darbe Yönetimi) Filistin’le İsrail arasında cereyan eden bu olaylarda daha çok ortalığı yatıştırmaya çalıştı.

Filistin’de, İsrail’e yönelik tehdit ve atılan füzeler esnasında Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmî, Beyrut’ta İran’la yakınlaşmanın öneminden bahsediyordu; ancak şuan Suudi Arabistan’la olan ilişkiler ve seçim öncesi ülkedeki uluslararası baskılar sebebiyle bunu açıkça ilan etmenin vakti olmadığını ifade etmişti. Fakat şuanda Mısır’ın, Suriye ve İran’a açılması/yakınlaşması, kendisi açısından bir zaruret olmanın da ötesine geçmiştir.

Peki, Mısır’da İhvan’ın başa gelmesiyle İran cephesinde ne değişti?

Geçen üç sene zarfında İran açısından değişen tek şey, İhvan Hareketiyle daha ciddi ve daha güçlü ilişkiler kurmak için sarf ettiği olumlu çabalardır. Ve şuan İhvan’ın bu yakınlaşmaya daha çok ihtiyacı var. Geçmişte bu yakınlaşma Batı’nın tepkisini çekiyordu. Ancak şuan an İran bizzat Batı’yla bir anlaşma zeminindedir. Ne var ki İsrail İran’ın, komşularıyla yakınlaşmadan son derece kaygı duyuyor ve taraflar arasındaki ilişkileri murakabe altında tutmaya çalışıyor. Bu yöndeki olumlu adımları engellemek istiyor. Örneğin Hamas siyasi büro şefi Halid Meşal’in,  Katar üzerinden İran’ı ziyaret edeceğini bilinçli bir şekilde kamuoyuna duyurdu. Bu sebeple Hamas bu ziyareti yalanlamak zorunda kaldı.

Suudi Arabistan’ın, İhvan’ı terör örgütleri listesine alması Körfez Ülkelerinde bile huzursuzluk yarattı.  Çünkü Kuveyt İhvanı kendisiyle mücadele edilmesi mümkün olmayan kompleks bir yapılanmanın parçasıdır. Bahreyn İhvanı, ülkede süren olayların, yönetim güçleriyle Şii grupların çatışması şeklinde lanse edilmesinden son derece rahatsızlık duyuyor.

Diğer taraftan Bahreyn Dışişleri Bakanı (ülkesindeki) İhvan’ın bir terör örgütü olmadığı yönünde kendisine dayandırılan açıklamaları yalanlamak zorunda kaldı. Bakan, yaptığı açıklamada, ülkesinin, İhvan Konusunda, Suudi Arabistan ve BAE‘nin yanında yer aldığını, bu ülkelere düşman olanların, kendi ülkesi olan Bahreyn’e de düşman olacağını söyledi. Sadece Bahreyn’de değil Suriye ve Filistin’de İhvan büyük huzursuzluk yaşıyor. Aynı şekilde Yemen İhvan’ı bir anda kendilerini Husilerden de daha zayıf/çaresiz konumda buldular. Nitekim Suudi Arabistan, Alu Ahmer kabilesine mensup liderlerine kapılarını kapatmıştı.

İran, Arap Baharının yaşandığı ülkelerde, Şii ve Sünni kitleleri birbirine yakınlaştıran aktif bir İslami Uyanışı her fırsatta savunmuştur. Ama Araplar, birbirlerinin toprağını ele geçirmek için savaş halindedirler. Bir yandan da Arap Birliği’ndeki “Suriye sandalyesinin” sahada hiç bir temsiliyeti bulunmayan koalisyon heyetine verilip verilmeyeceği konusunda tartışıp duruyorlar. Daha güzel günler göreceklerini mi sanıyorlar?  Ama ne yazık ki (Suriye’ye) Bahar gelmeden (göklerde süzülmesi beklenen) kırlangıç(lar) çoktan öldü!

Çeviri: Mehmet Seri DOĞRU

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09