KÖŞE YAZILARI

3.10.2018, 9:44 Atasoy Müftüoğlu Tüm Yazılarını Gör

Gelmeyecek Bir Gelecek

"Zihinsel fosilleşme ve varoluşun marjinalleşmesi karşısında yaşanan büyük savrulmalar sebebiyle, Müslümanlar, milliyetçilik yönünde, ulus-devlet yönünde, devlet ideolojisi ve kutsalları yönünde tercihler yapıyor."

“Biz” ve “onlar” sözcüklerinin sınırları içerisine kapatılan ikili karşıtlıkların sıradanlaştırıldığı, meşrulaştırılabildiği, normalleştirilebildiği, bu karşıtlıkların hayati bir sorun olarak görülmediği bir toplumda, toplumlarda ya da dünyada, hiçbir şekilde, insani ve ahlaki bir dil, dayanışma ve iletişim mümkün olmaz. İkili karşıtlıkların bir sorun olarak görülmediği bir toplum, ülke ve dünya, her geçen gün çok daha tehlikeli, çok daha belirsiz bir dünyadır. İkili karşıtlıkların uzlaşmaz parçalara bölündüğü bir dünyada bugün, dijital bilgi, dijital kültür; istatistikler, veriler ve ölçeklerden oluşan dijital bir dünya oluşturuyor. Dijital dünyada söz’ün, kitabın bir anlam ve değeri kalmıyor.

Günümüzde, özellikle Müslümanlar için, nasıl bir dünyada, nasıl bir tarihte yaşadığımızı bilmek, hayati önemi olan bir konu haline gelmiştir. Bugünün dünyasında Müslümanlar, hakim ideolojik açıklama ve yorum biçimleri karşısında eleştirel bir stratejiye sahip değildir. Batılı bilgi, yorum ve açıklama sistemi, sorgulamadan muaf tutulabildiği için, bilgi üzerinde otoriter bir tekel oluşturuyor. Herhangi bir şekilde bir sorgulama yapmaksızın, eleştirel bir mesafe bırakmaksızın, Müslümanların Batılı bilgi sistemine dahil olmaları, Müslüman zihnin bir fosilleşme ile karşı karşıya bulunduğunu gösterir.

İslam’ın ontolojik anlamda güçsüzlüğe mahkum edildiği, çok ciddi bir biçimde meşruiyet kaybına uğratıldığı bir dünyada, İslami varoluşlar marjinal varoluşlara dönüştürülüyor. Zihinsel fosilleşme ve varoluşun marjinalleşmesi karşısında yaşanan büyük savrulmalar sebebiyle, Müslümanlar, milliyetçilik yönünde, ulus-devlet yönünde, devlet ideolojisi ve kutsalları yönünde tercihler yapıyor. Bu durumda, ideolojik iktidarı ve egemenliği ellerinde tutan entelektüel-kültürel güçler, seküler dünya görüşünün nihai hakimiyetinden söz edebiliyor. Sekülerizmin nihai egemenliği, dünyanın anlam ve değer yapılarından bütünüyle bağımsızlaşması sonucunu doğuruyor. Anlam ve değer sisteminden bağımsızlaşan bir dünyada nihilizm ve ateizm belirleyici hale geliyor, bayağılık küreselleşiyor, dünya bayağılaşıyor ve bayağılığın egemenliğine teslim oluyor.

Bugünün dünyasında, İslam toplumlarında da, bayağılığın egemenliğini sorgulayabilecek, reddedebilecek çapta fikri/ahlaki/vicdani otoriteler yok. Fikri/ahlaki/vicdani otoriteden yoksun olan toplumlarda, kendi toplumlarımızda da, hukukun adaletsizliği sıradan bir olay haline gelmiştir. Fikri/ahlaki/vicdani otoriteden yoksun toplumlar/toplumlarımız, fiilen içerisinde yaşadığımız üzere, hesapçı yaklaşımların, hesapçı ilişkilerin, hesapçı tercihlerin, hesapçı yönelişlerin çok yüzlü toplumları haline gelmiştir.

Günümüzde, İslam dünyası toplumlarında her iktidar, hesapçı yaklaşımları, hesapçı ilişkileri meşrulaştıran çok yönlü toplumlara hitap ediyor, bu toplumlarla bütünleşiyor. Bugün, aziz İslam’ın, ulus-devlet çıkarları için, iktidarların çıkarları için, milliyetçilikler için araçsallaştırılması, sömürgeleştirilmesi, sözünü ettiğimiz hesapçı yaklaşımlar, ilişkiler, riyakarlıklar, çokyüzlülüklerle ilgilidir. Sözünü ettiğimiz hesapçı yaklaşımlar/ilişkiler sebebiyle, İslami dayanışmadan hiç bir biçimde söz edilemiyor. Her milliyetçilik büyük bir ufuksuzluk, dar görüşlülük ve bencillik üzerinde şekilleniyor. İçerisinde yaşadığımız tarihsel dönemde de açıkça müşahade edilebileceği üzere, bugünün gerçekliği büyük yalanlar ve büyük kurmacalar üzerinde şekilleniyor. Her milliyetçiliğin insanlığı parçalara ayırmak gibi patolojileri var. Her milliyetçilik kendi çıkarlarını, herkesin çıkarlarından çok daha önemli olduğunu düşünecek kadar kibirlidir. Her milliyetçilik farklı unsurlardan eksiksiz bir asimilasyon ister.

Düşünce, kültür hayatımız/dünyamız, güncel popülist, politik-ekonomik gelişmelerin, tartışmaların, spekülasyon ve sansasyonun sınırları içerisine hapsedildiği için, düşüncenin, düşünsel-fikri çabaların, yoğunlukların üretiminin hayati önemi gereği gibi idrak edilemiyor. Bu idrak zaafı sebebiyle, bugün dünyayı nasıl etkileyebileceğimizi, nasıl dönüştürebileceğimizi belirleyebilecek kuşatıcı entelektüel sorumluluklar alamıyoruz. Politik açıdan hareketli, fikir-kültür açısından hareketsiz renksiz-gri bir toplumda yaşıyoruz. Politik bağlamda kimi anları-zamanları romantikleştiren bir geleneğimiz olduğu için, her geçen gün daha çok derinleşen, ahlaki-fikri-sosyal bunalımı görmüyoruz.

Ontolojik anlamda, İslami bilgiyi, bilinci, dünya görüşünü özgürleştirmediğimiz takdirde, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan böyle de gelmeyecek bir gelecek üzerinde spekülasyon yapmaya devam edeceğiz. Bizler, bugün, halen ırkçı Batılı bilgi’nin, yapısal ırkçılığın ve kültürün küreselleştiği bir dünyada yaşıyoruz. Irkçı bilgi’yi, yapısal ırkçılığı ve kültürü aşmak üzere, İslam toplumlarında çözümleyici çalışmalar yapılmıyor. İslami dil’in, bilgi’nin, bilim’in ve dünya görüşünün bağımsızlaştırılması yönünde, sistematik çalışmalar yapılmadığı için, bu doğrultuda bir büyük bilinç ve farkındalık oluşturulamadığı için madun’ların varoluşları, dünya görüşleri ve hayatları değersizleştirilebiliyor, yok sayılabiliyor. Madunlar hayatın her alanında mülksüzleştirilebiliyor. Bilim ve teknolojinin seküler bir “din” olarak takdis ve tebcil edilmesiyle birlikte, Batı dışı dünyanın, toplumların, bu “din” adına sömürgeleştirilmeleri, fethedilmeleri meşrulaştırılmış oluyor.

 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09