KÖŞE YAZILARI

23.2.2017, 10:57 Atasoy Müftüoğlu Tüm Yazılarını Gör

Edilgen Çaresizlikler

Atasoy Müftüoğlu yazdı: Edilgen Çaresizlikler

Atasoy Müftüoğlu/İslami Analiz
 
Uluslararası popülizmin, milliyetçi popülizmlerin, otoriter liderliklerin, ırkçı-faşist söylemlerin; politik bir tarza dönüştüğü içerisinde yaşadığımız dönemde, İslam dünyası toplumlarının sömürgeci bir projenin araçları olduğunu, bu kavram ve kurumların ırkçı-ideolojik propaganda dili aracılığıyla gerçek kavram ve kurumlarmış gibi pazarlanabildiğini, sözünü ettiğimiz ideolojik yalanların tekrarlana tekrarlana gerçek kavramlarmış gibi bugüne kadar getirilebildiğini, bu nedenle de toplumlarımızın, düşünce-kültür-siyaset hayatımızın bundan böyle Batı sonrasını tartışmaya açmaları, buna cesaret etmeleri, bunun için de; İslam'ın ontolojik meşruiyetini gerçekleştirerek, bu doğrultuda içerik üretmeleri gerekir.
 
Bugünün sürekli olarak değişen dünyasında, hiçbir alanda değişim mahiyeti öngörülemiyor. Bu nedenle de her alanda istikrarsızlıklar derinleşiyor. İslam dünyası toplumlarında her zaman hakim olan duygusal söylemler, kitleleri gerçek sorunlara yabancılaştırıyor. Sözünü ettiğimiz duygusal söylemler aracılığıyla çoğu kez teknik, bürokratik, idari, güncel kimi politik konular bile hayati önemi olan konular gibi toplumun zihin dünyasını ele geçirebiliyor. Milliyetçi çıkar çatışmaları, duygusal söylemler aracılığıyla kitleler nezdinden meşrulaştırılabiliyor. Duygusal söylemlerin hakim olduğu toplumlarda, kültürlerde nitelikli sosyal ve kültürel güçlerin oluşması bir geciktirilmiş oluyor. Nitelikli sosyal ve kültürel gücün etkili olmadığı toplumlarda, her şey itaat ve sadakat zemininde değerlendirilerek, itaat ve sadakat ödüllendiriliyor. İtaat ve sadakate koşullandırılan genç kuşaklar, bu yolla kişisel çıkar mücadelesi yürütülebileceğini öğreniyor. Koşullar, hakikatin çocuklarını, çıkarların çocuklarına dönüştürüyor. Hakikat mücadelesinin yerini, çıkar mücadeleleri, İslami mücadelenin yerini milliyetçi/mezhepçi mücadelenin aldığı toplumlarımızda; sömürgeci ihtiraslar, sömürgeci projenin gereği olarak, Ortadoğu'da bölgenin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel yapısını altüst etmeye devam ediyor. Filistin'e yönelik, Kudüs'e yönelik amansız/acımasız ırkçı sömürgeci uygulamalar karşısında, politik irade/bilinç zaafı sebebiyle açıkça edilgen çaresizlikler sergileniyor. Böyle bir dönemde partizan Müslümanlar, Müslüman aparatçıklar, yerel-milli-konjonktürel-mevsimlik kısmi bir "İslamcılığın" hangi ölçüde mümkün olup olmayacağını tartışıyor, tartışma konusu yapabiliyor.
 
Seküler kesinliklerin kurumsallaştırıldığı, devlet güvencesi altına alınarak dokunulmaz kılındığı, seküler kesinliklere boyun eğen bir toplumda ya da kültürde, ne tür bir İslamcılığın kurgulanabileceğini tartışmak kadar tuhaf-saçma bir şey olamaz. Seküler kesinliklerin; Müslümanların, İslami bütünü gerçek hayatın, tarihin içerisinde tecrübe etme inancını, bilincini ve iradesini kaybetmeleri, İslam'ı sembolik, folklorik düzlemlerde temsil edebildikleri için kurumsallaştırıldığını ve dokunulmaz kılındığını hatırlamaları gerekir. Aziz İslam, bir gün gerçek hayatın ve gerçek tarihin içerisinde tecrübe edilebilir noktaya gelecekse, bu ancak seküler kesinlikleri aştığında mümkün olacaktır. Müslümanlar olarak bizleri, İslami bütünü gerçek hayatın ve tarihin içerisinde tecrübe etmekten, bizi bütüncül anlamda kendimiz olmaktan alıkoyan, bütüncül anlamda Müslüman olmaktan alıkoyan şeyin ne olduğunu bulabilmeliyiz. Bugün, toplumumuzun seküler kesinliklerle ilgili hiçbir eleştirel farkındalığa sahip olmadığını hatırlamalı, seküler kesinliklerin meşruiyetlerini nereden aldıklarını sorgulamaya ve tartışmaya başlayabilmeliyiz.
 
Ulus-devletçi, milliyetçi, mezhepçi çıkar çatışmaları sebebiyle bizler, her ülkede Müslümanlar olarak ne yazık ki en geniş görüşlü, en geniş ufuklu toplum anlayışından; en dar görüşlü, en ufuksuz bir toplum anlayışına doğru sürükleniyoruz. Benzeşme yerine farklılaşmayı seçmek, üstünlük kompleksine kapılmak, sert bölünmelere neden olabilecek bir dil üretmek, bir bilinç sorununa işaret ettiği kadar bir ahlak sorununa da işaret eder. Kendilerini İslama nisbet eden ülkeler arasında yaşanan güç çekilmeleri nüfuz rekabetleri, üstünlük kompleksine dayalı bencil ve kibirli dilin; geçmişte İslam toplumlarına ne büyük acılar, mahrumiyetler, trajediler yaşattığını herkesin hatırlaması gerekir.
 
Bizler, Müslümanlar olarak tamamlanmamış bağımsızlıklar sebebiyle maruz kaldığımız edilgen çaresizlikler yüzünden, duygusal-popülist-hamasi söylemler aracılığıyla, sembolik, biçimsel, folklorik özgürlüklere kolaylıkla ikna edildiğimiz, bu özgürlüklerle büyülendiğimiz ve nihai bir tatmin duygusu yaşadığımız için, seküler kesinliklerin nihai özgürlüğünü tartışma konusu yapamıyor, seküler kesinliklerle birlikte yaşayabilmek için bin dereden su getiriyor, hiçbir şekilde ikna edici olmayan mazeretler üretmeye devam edebiliyoruz. Seküler kesinliklerin belirleyici olduğu bir toplumda İslami kesinliklerden söz edilemeyeceğini hiç mi hiç hatırlamak istemiyoruz. Sorulmamış soruları soranları susturmak yerine, bu sorular etrafında düşünmeye başlayabilmeliyiz. Düşünmenin büyük bir bilinç etkinliği olduğunu, düşüncelerimizi en geniş anlamda başkalarıyla paylaşarak çoğaltabileceğimizi, etkili hale getirebileceğimizi hatırdan çıkarmamalıyız. Hayatın her alanına yönelik olarak kullandığımız, tükettiğimiz bütün kategorilerin Batı tecrübesinin bir ürünü/icadı olan kavramsallaştırmalar olduğunu göz önüne alarak, zihinsel/entelektüel bağımsızlığımızı yeniden kazanma mücadelesinin hayati önemini bir an önce idrak etmeli ve bu vadide yola koyulmalıyız.

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09