KÖŞE YAZILARI

5.7.2016, 15:21 Serdar Duman Tüm Yazılarını Gör

Dinde Revizyon Çağrıları ve İslamcılar Üzerindeki Etkileri

Kur'an ve İslam düşüncesi üzerine çalışanların en önemli sorumluluğu, İslam'ın mesajının tüm insanlık için kurtuluşa vesile olacak özgün bir kuram/proje halinde günümüze taşınmasıdır. Allah (c.c)'ın mesajının herhangi bir beşeri ideoloji ile meczedilmeye ihtiyacı olmadığını fıkhedebilen bir selim akıl ile yola çıkmalıyız.

Son günlerde din üzerinden yürütülen tartışmalarda "İslam'ın hangi yorumuna göre konuşuyorsun?" söyleminin öne çıktığını gözlemliyoruz.

Herhangi bir konuda dinin çok farklı ve çoğu kez birbiriyle çelişkili hükümleri varmış havası oluşturularak adeta İslam'ın bir hayat nizamı/toplum düzeni iddiasının olmadığı ispatlanmaya çalışılıyor.

İslam'ın sabiteleri ve değişkenleri konusunun iğdiş edildiği bir süreci yaşıyoruz. Kur'an'ın muhkem ayetleri ve mütevatir sünnet üzerine oturan dinin sabiteleri revize edilerek modern değerlere ayak uydurma yarışı yapılıyor.

Küresel egemenlerin Müslümanları küresel sisteme entegre etmek adına yaptıkları "dinde revizyon" çağrıları birçok Müslüman aydın ve alimde çeşitli boyutlarda yankı buluyor. Revizyonizm üzerinden yaratılmaya çalışılan "Çoklu İslam anlayışı" ile her geçen gün daha çok yüzleşiyoruz.

Sorunun bir ayağını ahlaki değerlerin dönüştürülmesi oluşturuyor. Liberal ahlak Müslümanlara giydirilmeye çalışılıyor.

"Toplum-ümmet odaklı" hayat anlayışı yerine "birey odaklı" hayat anlayışının Müslümanlara hakim kılınması mücadelesi veriliyor. Paylaşma, dayanışma, kardeşlik gibi değerlerde ciddi bir erozyon söz konusu iken; "kişisel gelişim", bireyin kendini kanıtlaması", servet ve statü eksenli başarının anahtarları" gibi kavramlar günlük hayatımızda önemli yer tutmaya başladı. "Biz" yerine "Ben" diyen bir Müslüman kimlik ile karşı karşıyayız.

Müslüman birey servet ve statü adına birçok değerini ya terk ediyor ya da revize ediyor. Batının seküler değerleri İslami değerlerin yerine ikame ediliyor.

Kapitalizmin kutsal kurumları olan bankalar üzerinden yürütülen faiz tartışmaları sonlanmış durumda... Önceleri zorunlu hallerde kredi kullanabilir miyim diye sorgulayan Müslümanlar şimdilerde her işinde sorgusuz sualsiz kredi kullanır hale geldiler. Yeşil sermayenin kurduğu finans kurumları üzerinden hile-i şeriyye yoluyla ismi değiştirilen faizin Müslümanlara nasıl yutturulduğunu ibretle izliyoruz. Kısacası Allah'ın kesin bir şekilde haram kıldığı faiz uygulaması çeşitli zihin entrikaları ile meşrulaştırıldı. "Müslümanların kapitalizme entegrasyonu" hedefi için önemli bir eşik aşılmış oldu.

"Müslüman kadın" anlayışımız da revizyona tabi tutulan hususların en önemlilerinden... Geleneksel kadın formatını reddedelim derken seküler kadın formatını kutsadığımız bir noktaya geldik. Geleneksel bakış açısını kırarak İslam'ın öngördüğü kadın anlayışını hakim kılma mücadelesi büyük ölçüde sekülerizme teslimiyete dönüştü. İffet kavramı revize edildi. Flört başlığı altındaki her türlü nikâhsız beraberlik meşrulaştı. Tesettür modaya kurban edilerek anlamını yitirdi. Kadın nesneleştirilerek, kişiliği yerine dişiliği ön plana çıkacak şekilde ekonomik faaliyetlere dahil edildi ya da düşük ücretli köleler olarak çalıştırıldı. Annelik misyonunun ihmal edilerek kreşlere teslim edildiği bir süreç tetiklendi.

Revizyonizmin en yoğun yaşandığı alanlardan birisi de siyaset anlayışımız... Hem teorik hem de pratik düzlemde siyasi duruşumuzu küresel egemenlerin beklentileri ile buluşan bir noktaya taşımaya başladık.

Batı tipi demokrasi yani liberal demokrasiyi içselleştirmemiz gerektiği anlı-şanlı İslamcı kalemlerimiz tarafından yazılıp çiziliyor. Laiklik bir vazgeçilmez olarak önümüze konuluyor. Modernist/gelenekçi alim ve aydınların birçoğu laiklikle ilgili tartışmalarda ya suskun kalarak ya da laikliği savunarak laikliği ve aynı zamanda liberal demokrasiyi meşrulaştırıyorlar. Laiklik olgusuna karşı toplumsal direnç büyük ölçüde kırılmış durumda... SEKAM tarafından gerçekleştirilen ve 2013 yılında sonuçları açıklanan gençlik araştırmasında, İslamcı kimliği benimseyenlerin %76'sının laikliği önemli ve değerli bulduğu neticesi ortaya çıktı.

Öngördüğü toplum düzeninin merkezinde vahiy olan bir öğretinin savunucuları nasıl laikliği meşru görebilir sorusunun cevabı açıktır. Kur'an'ın toplumsal tezlerini şu veya bu nedenle yok sayarak bu meşruiyet ortaya konabilir. Diğer bir deyişle, Kur'an'ın muhkem bazı ayetlerini dinin değişkenleri listesine yerleştiren revizyonist bir aklı devreye sokarak sorun çözülebilir.

Siyonizm ve Emperyalizm ile ilgili görüşümüzü/duruşumuzu da revize ettiğimiz bir dönemdeyiz. İslamcıların en hassas olduğu siyasi konuların başında gelen siyonizme karşıtlığın temel ölçüsü Filistin direnişinin yanında olmak ve Siyonistlerle uzlaşmamak idi. Ak Parti'nin, henüz kuruluş aşamasında Amerika'daki Siyonist lobilere teminat vermesi ile başlayan süreç zikzaklarla devam ediyor görünse de, esas itibarıyla Siyonist İsrail ile ekonomik ve askeri ilişkilerin kesintisiz ve gelişerek devam ettiği bir manzara arzetti. Filistin meselesinin; Gazze, Batı Şeria ve Ürdün'den koparılan bir parçayı içerecek Filistin devleti kurulması ile sonlandırılmasını hedefleyen Amerikan planı Ak Parti iktidarı tarafından da desteklendi. Garip olan ise; İslamcıların Siyonist İsrail ile pragmatik ilişkiler içinde olan Ak Parti iktidarı yanında saf tutar hale gelmeleridir.

Mavi Marmara katliamı ile ilgili duruşunu üç koşula bağladığını ilan eden siyasi iktidar, bu koşulların en önemlileri olan özür ve Gazze ablukası ile ilgili talepleri yerine gelmemesine rağmen İsrail ile ilişkileri normalleştirme kararını verebildi.  Gelinen nokta iktidarın Mavi Marmara ile ilgili başından beri kararsız ve samimiyet özürlü duruşu ile açıklanabilir. Nitekim mahkemelerde binbir zorlukla açılan davaların da düşürüleceği bilgisi medyada yazılıp çizilmeye başlandı. Son olarak Cumhurbaşkanı'nın Mavi Marmara seferi için "Bana mı sorarak gittiniz?" ifadesi bardağı taşıran son damla idi. Koşulsuz Ak Parti yandaşlığı yapan İslami sivil toplum kuruluşlarının siyasi revizyonizmin kendilerini nerelere sürüklediğini görmelerini umut ediyoruz.

2011'lere kadar Amerikan emperyalizminin Ortadoğu'daki manevralarına net bir şekilde hayır diyen ülkemiz İslamcılarının önemli bir kısmı, Arap Baharı ile birlikte bu duruşlarını revize ettiler. Amerika ve NATO'yu bölgeye müdahaleye çağıracak bir çizgiye kadar geldiler. Suudi Arabistan tarafından Afganistan ve Pakistan'da mayalanan tekfirci grupların arkasındaki Amerikan planını bilmelerine rağmen bu grupları desteklemeye başladılar. Ortadoğu'da Amerika, İsrail ve Avrupalı müttefiklerine karşı yürütülen direnişi de 2011'li yıllardan itibaren karalayarak itibarsızlaştırmayı kendilerine iş edindiler.

Kendilerini hala İslamcı olarak niteleyebilen bu gruplar 180 derecelik dönüşlerini ve bu dönüşlerinin geldiği trajik noktayı hiçbir zaman açıklamayacakları gibi, gelecekte zihinlerde ve kalplerde mahkûm olmaktan kurtulamayacaklardır.

Bir dini veya ideolojiyi devre dışı bırakmanın en etkili yolu bu dini/ideolojiyi tahrif etmektir. Bunun siyasi literatürdeki karşılığı revizyonizmdir.

Allah (c.c) Kur'an'ı lafız olarak koruyacağını taahhüt etmiştir. Ancak yorumlar üzerinden bu tahrifat her zaman mümkündür.

Kur'an ve İslam düşüncesi üzerine çalışanların en önemli sorumluluğu, İslam'ın mesajının tüm insanlık için kurtuluşa vesile olacak özgün bir kuram/proje halinde günümüze taşınmasıdır. Allah (c.c)'ın mesajının herhangi bir beşeri ideoloji ile meczedilmeye ihtiyacı olmadığını fıkhedebilen bir selim akıl ile yola çıkmalıyız.

Kur'an ve sünnetin bize yüklediği duruş da, peygamberlerinden yolundan giden ve adaletten sapmayan bir tarz üzerine inşa edilmelidir.

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09