KÖŞE YAZILARI

24.4.2018, 17:26 Serdar Duman Tüm Yazılarını Gör

Deizm/Ateizm Tartışmaları ve Zaafiyetlerimiz

Hem düşünce, hem de eylem planında gösterdiğimiz zaafiyetleri gideremediğimiz sürece hastalık büyüyerek tüm gövdeyi saracaktır.

Türkiye’de son dönemde genç kesimde dinden uzaklaşma eğiliminin güçlendiği, deizm, ateizm, nihilizm, agnostizm gibi felsefi akımlara kapılanların sayısında ciddi artışlar olduğu tezi tartışılıyor.

Öncelikle teşhisi doğru koymamız  gerekiyor. Ülkemizde son iki yüz yıldır artan ivme ile devam eden sekülerleşme hızı, dijital devrimle doruğa ulaşmıştır. İnternet üzerinden pompalanan her tür bilgi sistematik bir propaganda aracı kılınarak çok hızlı bir şekilde kitleleri etkisi altına almayı başarmıştır.

Deist/ateist/nihilist/agnostist gibi kimlikler sekülerleşme serüveninin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Tartışılması gereken ana sorun sekülerleşmedir. Sekülerleşme ile hesaplaşamayan ya da hesaplaşmadan yenik çıkan batının yaşadığı travmanın benzerini İslam dünyası yaşamaya başlamıştır.

Hem düşünce, hem de eylem planında gösterdiğimiz zaafiyetleri  gideremediğimiz sürece hastalık büyüyerek tüm gövdeyi saracaktır.

Düşünce Zaafiyetleri

İslam düşüncesi, salt geleneğin ve salt modernizmin ağına düşmeden yeniden ihya edilmelidir. Vahiy-akıl bütünleşmesini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek zorundayız. Aklı putlaştıran akılcılığı ve aklı hafife alan sezgiciliği aşan bir düşünce sistematiğini inşa edecek çabalara ihtiyacımız var.

Büyük ölçüde sezgiciliğe teslim olmuş geleneğin bugün yüzleştiğimiz problemlerdeki rolü büyüktür. Metinlerini Kur’an’a ve akl-ı selime arzetmeden baştacı ettiğimiz bazı hadislerin genç nesil üzerindeki yıkıcı tesirinin ne kadar farkındayız acaba?

1990’lu yıllarda Turan Dursun tarafından yayınlanan “İşte Din Bu” isimli iki kitaplık seriyi hatırlayalım. Turan Dursun’un sonradan mürted olan eski bir müftü olduğu notunu da düşelim. Bu kitaplarda özellikle problemli hadisler kaynak gösterilerek İslam dininin karalandığına şahit olduk. Delil olarak gösterilen hadislerin büyük çoğunluğu muhakkik her Müslümanın da reddettiği, ancak mukallit konumundaki kitlelerin kutsal addederek virgülüne dahi dokunmayı caiz görmediği cinsten…

Bir örnek verelim: Başlık “Şehvetperest Peygamber” olarak atılmış ve altına Buhari’den bir hadis delil olarak konulmuş. Söz konusu hadisi okuyan ve tüm hadisleri İslam düşüncesinin sütunları olarak gören/bilen her insan dehşete düşer, İslam ile ilgili şüphelere gark olur.

Bugün dijital Turan Dursunların internet üzerinden her eve, her gence ulaşarak şüpheyi, fesadı yaydıkları bir süreci yaşıyoruz. Kendi düşüncemizi, kendi pratiğimizi sorgulamadan, sadece fesadı/şüpheyi yayanları karalayarak sorunu asla çözemeyiz.

Batı aydınlanmasının aklı ve bilimi putlaştırarak bilginin yegane kaynağı olarak ilan ettiği ve dini protestanlaştırdığı sürecin İslam coğrafyasındaki yansımaları da  yaşadığımız bir diğer zaafiyet alanı…

İslam dininin maneviyat/duygu yönünü yok sayan, Kur’an’ın toplum düzenine dair tezlerini batı aklı çerçevesinde revize etmek isteyen modernist bir anlayış ile yüzleşiyoruz. Bu kesimler Kur’an’ın muhkem hükümlerinin bir kısmını zaman ve mekana mahkum ederek dinin sabite alanını daraltmanın mücadelesini veriyorlar. Adeta dinin kamusal alandan geri çekilerek bireysel alan ile sınırlanmasını öngören Protestan İslam’a öncülük yapıyorlar.

İslam düşüncesi ile ilgili irdeleme yapan bir kişinin soracağı en önemli soru şudur: “Hangi İslam?” Dinin değişkenlerinin büyük ölçüde dinin sabiteleri içine katılmasıyla oluşturulan geleneksel din anlayışı mı; yoksa dinin sabitelerinin sınırlandığı modernist din anlayışı mı İslam’ı temsil ediyor?

Bütün ideolojilerde temel ilkelerin korunduğu bir ana gövde vardır. İdeoloji ile ilgili tartışmalar bu ana gövdeyi kapsamaz. Aksi takdirde bir ideolojiden söz edemeyiz.

İslam düşüncesinin temel ilkeleri üzerine yürütülen tartışmalar insanların kafasını karıştırmakta; her türlü yoruma açık, net olmayan ilkeler üzerine kurulu bir din anlayışı insanları cezbetmek yerine dinden uzaklaştırmaktadır.

Uygulama Zaafiyetleri

Müslümanların yaşadıkları hayat ile dinin temelleri arasındaki makas her geçen gün daha çok açılıyor.

Söylem/eylem tutarsızlığı Müslümanların en önemli zaafiyetini oluşturuyor.

Liberal ahlak bireyden aileye, aileden topluma, toplumdan yönetime her alana hakim olmuş durumda...

Söylem bazında İslam ahlakından dem vuran dindar kesim, eylem bazında haz ve çıkar eksenli liberal ahlakı baştacı yapıyor.

Aileler çocuklarını iyi bir Müslüman şahsiyet olarak yetiştirmeyi önceleyeceklerine, dünyevi geleceklerini garanti altına alacak planları ve uygulamaları birincil hedef kılıyorlar. Yani ahiret merkezli bir yaşam felsefesi yerine servet ve statü merkezli bir yaşam felsefesini tercih ediyorlar. Yeni nesiller; Allah’a karşı sorumluluk bilincinden yoksun, değerler sistemi iğdiş edilmiş melez bir kimliği kuşanıyorlar.

Ahlaki altyapısı çökmüş İslam toplumları örnek oluşturamıyor. Adalet, dürüstlük, eminlik gibi temel erdemler ayaklar altında… Herhangi bir mezhep ya da meşrebe tabi olmamız bu olumsuzluğu gideremiyor.

İkiyüzlülükle, sömürü ile, dökülen kan ve gözyaşının müsebbibi olmakla suçladığımız batı ülkelerine göç etmek için her türlü riski göze alan milyonlarca Müslümanın tercihini ne ile açıklayabiliriz?

Yasal adalet ile övünen, vicdani adalet fukarası batı toplumlarına ve coğrafyamızdaki batı hayranı kesimlere biz nasıl bir adalet örnekliği sunduk?

Adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk gibi ahlaksızlıkların normalleştiği bir toplum düzenine itiraz etmeyen kanaat önderleri ve dindarlar ne ölçüde hakkı temsil edebilirler?

İslam toplumlarını ahlaken bir ölçüme tabi tuttuğumuzda şu çıkarımı rahatlıkla yapabiliriz: “Genel kötülerimiz, istisna iyilerimiz var.”

Hakikat ile yüzleşmek zorundayız. Bu ülkenin dindarları ve kanaat önderleri gerek bireysel, gerek toplumsal, gerekse toplum düzeni bağlamında örnek duruş sergilemiyorlar. İslami bir duruş yerine, liberal  ahlakın öne çıktığı sağcı-muhafazakar bir duruşu tercih ediyorlar.

Sağcı-muhafazakar kimlik melez bir kimliktir. Bu kimliğin tekabül ettiği değerler sistemi ciddi manada problemlidir.

Adalet/dürüstlük/eminlik gibi temel erdemler fukarası sağcı-muhafazakar kimliğin kötü örnek olmaktan başka işlevi olamaz.

Bugün özellikle genç kesimde yüzleştiğimiz sapmaların en temel nedeni tam da budur. Kendisiyle hesaplaşmayan dindar kesim ve kanaat önderlerinin bu sapmayı engelleme şansı yoktur.

Sonuç olarak;

1-  İslam düşüncesi gelenek ya da modern tez baskısından arındırılarak vahiy ve aklın bütünleştiği üçüncü bir yol üzerinden yeniden ihya edilmelidir.

Hurafe ve uydurma rivayetlerin ayıklandığı, dinin temellerinin “Hangi İslam?” sorusuna gerek bırakmayacak şekilde açık ve net olarak ortaya konduğu bir düşünce zeminine ihtiyaç vardır.

2- Adaletin ve diğer erdemlerin sesini yükselten, hayata geçirilmesi uğrunda mücadele veren, iktidarların değil hakkın sözcülüğüne soyunan bir duruşun hakim kılınması gereklidir.

Dindar kesimler ve öncüleri yaşamları ile örneklik oluşturmadıkları, İslami kodlarla geliştirdikleri söylemin aksine seküler kodlarla yaşadıkları sürece asla yeni bir medeniyet ufku oluşturamazlar.

Genç zihinlerin ve kalplerin iğdiş edilmesi sonucu ortaya çıkan hastalıklı kimliklerin ilacı; düşünce ve pratik zaafiyetlerini gidermiş, hikmeti kuşanmış Müslümanların örnekliğidir.

Yorum Yaz

Yorumlar

  • Yazdıklarının Noktasına Gadar Haklı bir Analiz Allah Yar Ve Yardımcımız Olsun @

    25.4.2018 22:24:09 0 Yanıtla Rebeze Yolcusu

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09