KÖŞE YAZILARI

24.11.2016, 13:53 Rand Corporation Tüm Yazılarını Gör

Bağımsız Kürdistan'ın bölgesel etkileri

İslamî Analiz olarak, Müslüman coğrafyaların üzerinde plan ve hesap yapan dünya egemen güçlerinin hangi teorik zemin üzerinden hamlelerde bulunduklarını ifşa etmek adına ABD’li önde gelen think-tank kuruluşlarının Müslüman coğrafyalar üzerindeki emellerini ortaya koyan raporları okurlarımız paylaşmaya devam ediyoruz.

İslamî Analiz olarak, Müslüman coğrafyaların üzerinde plan ve hesap yapan dünya egemen güçlerinin hangi teorik zemin üzerinden hamlelerde bulunduklarını ifşa etmek adına ABD’li önde gelen think-tank kuruluşlarının Müslüman coğrafyalar üzerindeki emellerini ortaya koyan raporları okurlarımız paylaşmaya devam ediyoruz. 

ABD’nin Müslüman coğrafya üzerindeki plan kurucularından birisi olan meşhur think-tank kuruluşu Rand Corporation’ın “Aşırı İslamcıları Ilımlılaştırma” başlıklı raporunun özet kısmını Yusuf Taha Göç ve Muhammed Mehdi Ağaoğlu'nun tercümesiyle yayımlıyoruz:

***

Rand Corporation: 'Regional implications of an independent Kurdistan / Bağımsız Kürdistan'ın bölgesel etkileri’

Amerikan Savunma Bakanlığı’nın bilgi ve analiz kaynağı ve mevcut Amerikan güvenlik doktrininin ve 'Ilımlı İslam Projesi'nin mimarı olarak bilinen Rand Corporation Amerika’nın en meşhur think-tank kuruluşlarından biridir. Özellikle Kurumsal yapılara ve Devlete çeşitli meselelerle alakalı veriler aktarır ve bu meselelerle alakalı çözüm önerilerinde bulunur. Rand Corporation raporlarında İslam ve onun uygulayıcıları tamamen obje mesabesine indirgeniyor ve bu unsurlara nasıl yön verilmesi gerektiğiyle alakalı Amerika Birleşik Devletleri’ne bazı veriler sunuluyor ve öneriler ortaya koyuluyor. 

Daha önce "Predicting the Essential Characteristics of the New Terrorism” (Yeni Terörizmin Esas Özelliklerini Öngörme)" ve  Deradicalizing Islamist Extrimist” (Aşırı İslamcıları Ilımlılaştırma) başlıklı raporlar da yayımlayan Rand Corporation, bu kez de 'Regional implications of an independent Kurdistan / Bağımsız Kürdistan'ın bölgesel etkileri’ raporu ile karşımıza çıktı. 

Söz konusu raporun özeti şu şekilde:

Bu raporda, Irak’ın kuzeyindeki bağımsız bir Kürdistan’ın bölge için oluşturacağı potansiyel etkileri ve sonuçları inceliyoruz. Özellikle, kilit öneme sahip üç bölgesel komşunun  -Merkezi Irak Hükümeti, Türkiye ve İran- çıkarlarını analiz edip, her bir aktörün Kürt bağımsızlığına cevaben izleyebileceği politikaları inceliyoruz. Fakat, Kuzey Irak veya başka bir bölge için bağımsız bir Kürdistan önerisinde bulunmuyoruz. 
 
Kürt bağımsızlığı meselesi, Körfez  Savaşı’nın hemen ardından Kürtlerin yarı-özerk bir bölge oluşturmalarından bu yana akademisyenlerce, üçüncü devletlerce ve bizatihi Kürt liderlerin kendilerince gündeme getirildi. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden bu yana, Iraklı Kürt liderler kuzeydeki meseleler üzerindeki kontrollerini maksimum seviyeye çıkarmak için gayretle çalıştılar. Bilhassa kaynakların dağıtımı ve petrol ile ihtilaflı toprakların kontrolü meselelerinden kaynaklanan Bağdat ve Erbil’deki Kürt Bölgesel Yönetimi arasındaki gerilim, birçok Kürt devlet adamını Kürt Bölgesel Yönetimini Merkezi Irak Hükümeti’nden uzaklaştırmaya dönük adımlar atmaya yöneltti. Kürt devlet adamları uzunca bir süre Kürt Bölgesel Yönetimi’nin kaynaklar konusunda Bağdat’tan adil bir pay almıyor olmasından şikayetlendi ve bazı üst düzey Kürt liderler açık bir biçimde nihai amaçlarının bağımsızlık olduğunu beyan etti. 
 
Netice itibariyle, Irak Kürdistanı’nın bir gün egemen/bağımsız bir ülke olup olmayacağı konusu yalnızca teorik bir mesele değildir; bölgesel dinamikler üzerindeki etkisi değerlendirilmesi gereken oldukça somut bir ihtimaldir. Bu raporda ne Kuzey Irak’ta yahut başka bir yerde bağımsız bir Kürt devletinin kurulacağına ön görüyor, ne de bağımsız bir Kürt devletinin taraftarlığını yapıyoruz. Yalnızca, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin olası bir Irak’tan ayrılma beyanının bölge için oluşturacağı muhtemel etkileri/sonuçları inceliyoruz. 
 
ABD’nin Orta Doğu’ya yönelik politikası şu an için IŞİD/DAEŞ ve Suriye’deki insani krize odaklanmış durumda. Aynı dikkat Kuzey Irak’taki görece istikrarlı Kürt Bölgesel Yönetimi için sarf edilmiyor. Bu Kürt Bölgesel Yönetimi bir gün, bölgesel istikrar ve Amerikan iç güvenliği açısından önemli sonuçları olan bağımsız bir Kürdistan olarak ortaya çıkabilir. 
 
Kürt Bölgesel Yönetimi, 1991’de ABD öncülüğünde yürürlüğe giren uçuşa yasak bölge uygulamasının Bağdat’ın kuzeydeki nüfuzunu azaltmasından bu yana, kimi yönleriyle ‘de facto bir Kürt devleti’ gibi hareket etti.  Saddam sonrası Irak anayasası Kürdistan Bölgesi’nin siyasi ve ekonomik özerkliğini kurumsallaştırdı. Merkezi Irak Hükümeti’nce bağımsız bir Kürdistan’ın varlığına şiddetle muhalefet edildi ve bu varlık Türkiye ve İran’ın da dâhil olduğu önemli bölgesel müttefiklerin çıkarlarına karşı bir tehdit olarak görüldü. Hem Türkiye hem de İran daha fazla siyasi ve kültürel hak talep eden geniş bir Kürt nüfusa sahip. Ancak yakın zamandaki bölgesel gelişmeler Iraklı Kürtlere yönelik tutumlarda önemli değişimlere sebep oldu. 
 
Bağdat şiddetle bağımsız bir Kürdistan’ın aleyhinde olsa da böyle bir akıbeti engellemek için yeterli güce sahip olamayabilir. Yine de, Merkezi Irak Hükümeti Kürtlerin bağımsızlık mücadelesini içinden çıkılamaz bir hale getirip güçleştirebilir. 
 
Türkiye, istikrarlı ve daha özerk bir Kürdistan’da birtakım yararlar görür hale geldi. Kürt Bölgesel Yönetimi şu an, Türkiye’nin Almanya’dan sonra ikinci büyük ihracat pazarı ve Türk ekonomisi için giderek önemi artan bir petrol kaynağı. İstikrarlı ve müreffeh bir Irak Kürdistan’ı aynı zamanda Suriye içerisinde Türkiye’nin tamamıyla karşı olduğu özerk bir Kürt bölgesinin oluşumuna karşı bir denge unsuru vazifesi de görebilir. 
 
İran, baskı altına alınmış Kürt nüfusunu harekete geçirme ihtimalinden dolayı bağımsız bir Kürdistan’a ihtiyatla yaklaşabilir. Fakat aynı zamanda Kürt Bölgesel Yönetimi ile sıkı ilişkisini sürdürüp, Kürt Bölgesel Yönetimi’ni aleni bir şekilde Şii aleyhtarı olan DAEŞ/IŞİD’e karşı kıymetli bir müttefik olarak değerlendirebilir de.
 
Genel itibariyle, Bağdat, Ankara ve Tahran’ın Kürt bağımsızlığına yönelik tepkileri, aşağıdaki Kürt Bölgesel Yönetimi bağımsızlık ilanı senaryolarına bağlı olarak değişecektir. Bu raporda biz şu üç senaryoyu inceliyoruz: Bölgeden büyük ölçüde muhalefet gören tek taraflı bir Kürt bağımsızlık deklarasyonu, Irak devletinin çöktüğü ve Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsız bir devlet olduğu ”sağ kalan son kişi” senaryosu ve Bağdat ile Erbil arasındaki tedrici bir kopuş. Ayrıca İran, Türkiye ve Suriye’deki Kürt nüfus arasında canlanan(Iraklı Kürtler yahut başkalarınca teşvik edilmiş) Kürt milliyetçiliğinin, yalnızca Kuzey Irak’ta egemen bir Kürdistan’ın ihdas edilmesinin desteklenmesi bağlamında değil, bu nüfusun yeni ulusa katılma arzusu bağlamında da bu üç senaryoyu nasıl etkileyebileceğini değerlendirdik.
 
ABD’ye göre, Kürt bağımsızlığı tedrici bir biçimde vuku bulur yahut ideal haliyle Bağdat ve Erbil arasındaki müzakerelerin bir neticesi olarak meydana gelirse, bağımsız Kürdistan’a yönelik bölgesel tepkiler şu anki durumdan daha geniş çaplı bir istikrarsızlık üretmeyebilir. Türkiye muhtemelen böyle bir senaryo dâhilinde oluşan bağımsız Kürdistan’dan memnun olacaktır. İran ise kendi sınırları içerisinde önemli bir istikrarsızlığa yol açmadığı müddetçe Kürt bağımsızlığını tolere edebilir. Merkezi Irak Hükümeti kuvvetle muhtemel bağımsız Kürdistan’ın aleyhine olacaktır. Fakat hâlihazırdaki zayıf pozisyonu düşünüldüğünde bağımsız Kürt devletini tanımaktan başka bir şansı olmayabilir. 
 
Kilit öneme sahip bölgesel aktörlerin her biri için şu değerlendirmeleri yapıyoruz.
 
IRAK
 
Kuzey Irak’taki Kürtler bağımsızlık elde edebilmek için neredeyse bir asır boyunca mücadele ettiler. Merkezi Irak Hükümetinin perspektifine göre, Kürtlerin ayrılması Bağdat’ın otoritesi için doğrudan bir tehdit oluşturacaktır. Bu çatışan çıkarlar Bağdat-Erbil ilişkisinin sabit dip-akıntısıdır ve hala sürmekte olan bazı politik anlaşmazlıklara sebebiyet vermektedir: Irak’taki ihtilaflı bölgelerin statüsü, federal bütçenin paylaşımı ve Kürtlerin petrol işletimi.
 
Bugünkü sınırlarıyla Kürt bölgesi, hem Bağdat hem de Erbil’in hak iddia ettiği etnik bakımdan karışık “ihtilaflı bölgeler”in büyük kısmının yanı sıra Dohuk, Erbil ve Süleymaniye eyaletlerinden mürekkeptir. Kürtler ihtilaflı bölgelerin çoğunu ele geçirdiler. 2014 yılında ele geçirilen ve petrol zengini bir vilayet olan Kerkük bunlardan birisi. Kürdistan bölgesinin bağımsız olması halinde, Kerkük muhtemelen onun bir parçası olacak. 
 
Bağdat’ın, Kürdistan Bölgesi’nin Irak’ın bir parçası olacağı yönündeki değişmez ısrarına rağmen Merkezi Hükümet’in Kürtleri bağımsızlıktan alıkoyma imkânı kısıtlı olabilir. Bağdat, Kürt Bölgesel Yönetimi’ni kontrol altında tutabilmek için kararlı bir şekilde hareket etmesini engelleyen manialarla karşı karşıya: IŞİD/DAEŞ’ten toprakları geri alma mücadelesinden dolayı zayıflamış bir ordu, finansal krizler, mezhepsel gerilim ve vahim siyasi hizipleşmeler, deneyimsiz bir ekonomi ve genel olarak onlarca yıl sürmüş savaş döneminin hantal bir şekilde onarımı. Bağdat’ın yakın zamanda, Kürt egemenliğini engellemeye yönelik eylem planını kısıtlayan bu zorlukları aşması pek mümkün gözükmüyor. 
 
Bağdat’ın bir Kürt devleti oluşumunu engelleyecek gücü olmasa da Merkezi Hükümet’in Kürt bağımsızlığına yönelik tepkisi, bu bağımsızlığın elde ediliş biçimine bağlı olacaktır. Kürt bağımsızlığının tek taraflı deklarasyonu, muhtemelen Bağdat yönetimini, bu çalışmada izah ettiğimiz senaryolar içerisindeki en saldırgan tepkiyi vermeye sevk edecektir. Merkezi Hükümet bu tek taraflı hareketi Irak’ın egemenliğine yönelik bir tahkir ifadesi ve Bağdat’ın ülkeyi yeknesak tutma kabiliyetine dönük ciddi bir meydan okuma olarak görebilir. Bağdat, Irak’ın çöküşünden sonra elde edilen Kürt bağımsızlığına da karşı çıkabilir. Fakat bu sefer de Kürtleri cezalandırmak için çok kısıtlı bir hareket imkânına sahip olacaktır. Bağdat ile Erbil arasındaki tedrici kopuşun müzakere neticesinde varılan bir ayrılığı doğurması durumunda Bağdat, özelikle yeni Kürt devletinin ihtilaflı bölgeler ve Kerkük’ün büyük kısmı üzerindeki hâkimiyetini sürdürmesi halinde, Kürt Bölgesi’nin kaybının getirdiği olumsuz etkileri hafifletme çabasının yanı sıra, Kürt bağımsızlığından mümkün olduğunca menfaat sağlamayı deneyecektir. Genel olarak bakıldığında, bu çalışmada incelenen senaryolardan iki taraf için de en fazla menfaat ihtiva edeni, iki tarafında onaylayacağı bir anlaşma neticesinde elde edilen Kürt bağımsızlığıdır. 
 
Bağdat’ın olası tepkisi bölgesel bağlamda da tetkik edilmelidir. Eğer Bağdat diğer güçlerle, yani Türkiye ve İran ile birlikte çalışma imkânına sahip olabilirse, Bağdat’ın Kürt bağımsızlığına yönelik cevabının tesiri daha da artabilir. Bağdat tarafından yapılagelen her ekonomik ve askeri hareketin tesiri, Tahran ve Ankara ile koordine olması halinde daha da artacaktır. Bu işbirliği büyük bir ihtimalle Kürt bağımsızlık sürecinin Türkiye ve İran’ın kendi ülke içi çıkarlarına tehdit olarak gördükleri pan-Kürdist milliyetçilik ve önderliğin yeniden canlanmasını beraberinde getirmesi halinde vuku bulacaktır. 
 
Kürt Bölgesel Yönetimi, muhtemelen Irak’tan ayrılma girişiminin öncesinde Bağdat’ın Kürt bağımsızlığına olan tepkisini hesaba katacaktır. Bağdat’ın tepkisini ve bu tepkinin tesirliliğini etkileyecek birçok faktör var. Kürtler bağımsız bir devlet kurma mücadelelerinde önemli zorluklarla karşılaşacaklardır ve Bağdat’ın tepkisi Kürt Bölgesel Yönetimi’nin dikkate alması gereken yığınla konudan bir tanesi olacaktır.
 
Türkiye
 
Ankara, bugün şartlara bağlı olarak Kuzey Irak'ta egemen bir Kürt Devletinin varlığını nihai aşamada kabul edebilirken, böyle bir devletin ortaya çıkması, Türkiye'nin önceki desteğinin boyutunu değiştirebilir.
 
Türkiye iç politika, enerji ihtiyacı, ekonomik zorunluluklar, Irak ve Suriye'deki siyasi belirsizlikten kaynaklanan bir takım sebepler dolayısıyla Irak'taki Kürt bağımsızlığına karşı uzun süredir gösterdiği karşıtlığı terk etmişti.
 
Muhtemelen ilk başta, Ankara ve PKK arasında yeniden başlayan son çatışmalardan önce, Türk hükümeti Kürtlerin siyasi hareketliliğini, kültürel ve sosyal hakların savunulmasını kabul ederek Türk-Kürt çatışmasını çözmek için siyasi bir karar vermişti. Zamanında askeri vesayet rejimlerinin yaptığının aksine, sivil Türk hükümetleri, artık Kürtlerin siyasi hareketliliğini devlete yönelik tehdit olarak görmüyor. Türkiye'deki Kürt liderler de Türk toplumu ve siyasetiyle bütünleşmeyi tercih ederek otonom Kürt bölgesi konusundaki niyetlerinden vazgeçtiler. Bu iki değişikliğin sonucu olarak Ankara, bağımsız bir Irak Kürdistanı'nın kendi halkı içinde bir ayrılıkçılığı hareketlendireceği konusundaki korkularına son verdi. İktidar partisini yeterli çoğunluktan mahrum bırakan Haziran 2015 seçimlerinde Kürtlerin domine ettiği partinin başarısından sonra şiddet olayları çıkmasından beri, Türkiye önceki konumuna geri dönmüş görünüyor. Kasım 2015 seçimleriyle PKK'ya karşı sürdürülen kontrgerilla mücadelesi, esasında hükümetin gücünü pekiştirmek için üstlenilmişti. Temmuz 2016'da Erdoğan hükümetine karşı yapılan darbe girişimi, darbenin üst-aklı olduğu iddia edilen sürgündeki siyasetçiyle ilişkilendirilen yerel Kürt yetkililer ve eğitimciler üzerinde daha sıkı tedbirler alınmasına sebebiyet verdi. Kürtlere yönelik bu tedbirler de Kürt karşıtı kültürel savaşı yeniden canlandırmaktan ziyade merkezi hükümetin gücünü sağlamlaştırmak için hazırlandı. Parlamento seçimleri ve darbe girişimi, hükümeti ülkedeki otoritesini artırmaya yöneltmesine rağmen ne şiddetin yeniden başlaması ne de darbe girişimi Ankara'nın Irak'taki Kürt bağımsızlığına ilişkin stratejik hesaplarını değiştirmiş görünmüyor.
 
İkincisi, Türkiye'nin yıllardır Irak Kürdistanı'nda yaptığı yatırım ve ticaret KBH'yi(Kürdistan Bölgesel Hükümeti) artan oranda önemli bir ekonomik partner haline getirdi. Aynı zamanda, ekonomisinin hızlı gelişimi Türkiye'yi bütünüyle daha fazla petrol ve gaz almaya sevk etti ve enerji teminini çeşitlendirecek bir arayışa yönlendirdi. Irak Kürdistanı'ndaki petrol ve gaza( ek geçiş ücretiyle de birlikte) ilişkin yükseltilmiş erişim Erbil'i değerli bir enerji partneri haline getirdi. 
 
Üçüncüsü Ankara artık Kürt bağımsızlığının Irak'ı çöküşe sürükleyeceğini ve böylece sınırlarında şiddet ve istikrarsızlığa neden olacağını düşünmüyor. Türkiye, İşid'e karşı bir caydırıcılık ortaya koyamayan, güvenliği sağlayamayan, enerji ihracatını kolaylaştıramayan, Şiiler tarafından yönlendirilen ve İran'ın da yoğun etkisi altında kalan Bağdat hükümetine güvenmiyor. Ankara sınırda istikrarı sağlama açısından KBH'yi Bağdat'tan daha uygun görüyor.
 
Dördüncüsü, barış görüşmeleri sona erdiğinde PKK'nın Türkiye'ye karşı direnişe yeniden başlaması ve Suriyeli Kürtlerin PKK ile birlikte Türkiye'nin güney sınırları boyunca bir özerk bölge oluşturması Türkiye'yi fazlasıyla kaygılandırıyor.  Türkiye çeşitli yollarla(2016'nın ortasında doğrudan silahlı müdahale de dahil olmak üzere) Suriye Kürt'lerinin kuyusunu kazarken bir yandan da Irak Kürt liderleri üzerinden Suriyeli Kürtleri yönlendirmeye çalışıyor.
 
KBH defacto devlet olarak hareket etme imkanlarını peyderpey geliştirdi. Türkiye de gelişen siyasi ilişkisiyle, ticari yatırımla ve  petrol alımıyla bu dinamiği teşvik etti. Ankara, adım adım bağımsızlığa giden ya da şiddet ve savaştan yıkıma uğrayan Irak'tan kopan egemen Kürt devletini destekleyecektir. Bununla birlikte Irak Kürtlerinin statükoyu değiştirecek zamansız hamleleri Türk liderleri geri adım atmaya itebilir. Mesela, KBH’nin beklenmedik bir bağımsızlık bildirisi, Irak Kürtlerinin Kürt millyetçiliği örtüsüyle yeltendiği bir girişim olarak  veya Suriye ve Türkiye’deki Kürtler için daha büyük bir özerkliği teşvik olarak algılanırsa Türk liderleri ürkebilir. Benzer şekilde eğer Ankara Kürt devletini desteklemeyi tercih ederse KBH’nin zamansız ayrılışı, Bağdat'ı Türkiye ile diplomatik ilişkileri ve ticareti kesmeye yönlendirebilir. Böyle olmakla beraber, Türkiye’nin Irak merkezi hükümetiyle yaptığı ticaret devasa boyutlarda değil. Irak-Türkiye boru hattının güney kısımları tekrar devrede olursa, bu taktirde Ankara Kuzey Irak’tan petrol ithali olasılığını ortadan kaldırmamak isteyebilir. Türkiye açısından, Kürt egemenliğine yönelik beklenmedik hareketlerin getireceği siyasi ve ekonomik risklere karşın, Kürt bağımsızlığına doğru yavaş ve istikrarlı bir gelişimin ekonomik ve siyasi önemli avantajları var.
 
İran
 
İslam Cumhuriyeti’nin bağımsız bir Kürt devletine olan tepkisi, bu devletin İran'daki Kürt toplumuyla olan ilişkisine  ve dış güçlerin niyetleriyle ilgili algısına göre  değişecektir. İslam Cumhuriyeti için Bağımsız Kürdistan meselesi, İran'daki baskı altına alınmış geniş Kürt nüfusunu cesaretlendirebileceğinden çekinmesi sebebiyle hassas bir mesele.
 
İran Kürtleri Kuzey Irak’taki bağımsız Kürdistan oluşumunu  memnuniyetle karşılayacaktır. Kürt devletine karşı hissettikleri bağların kapsamı ise Kürdistan'dan İran'daki coğrafi bölgeye kadar değişen kavmi, dilsel ve dini aidiyetlerle ilgili çoklu faktörlere bağlı olarak büyük ihtimalle çeşitli olacaktır. Kürtler yekpare bir topluluk değil. Ulusal sınırların iki tarafında ve her bir ülkedeki toplulukların kendi arasında ciddi farklılıklar var. İran’da Kürtlerin bağımsızlık kutlamalarının kamuoyunda geniş ölçüde yankı bulması İran’ın tehdit algısını yükseltecek, ülkede baskılar artacak ve yeni Kürt devletine yönelik daha saldırgan bir tutumla sonuçlanacaktır.
 
İran’ın rakipleri hakkında bugünkü jeopolitik konumuna ilişkin değerlendirmeleri büyük ölçüde Kürt bağımsızlığına yönelik tepkisini etkileyecektir. İran elitleri Kürt bağımsızlığının İran üzerindeki etkilerinin ne düzeyde olacağı konusunda bölünmüş durumdalar. Bazısı bölünmüş Irak’ın İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki konumunu zayıflatacağı konusunda kaygılı. Çünkü üç küçük ülkeye bölünmesiyle dış güçlerin her bir ülkeyi manipüle etmesi kolaylaşacak. Diğerleri ise İran’ın iyi ilişkilere sahip olacağı bağımsız Kürdistan’dan fayda sağlayacağına inanıyor. Washington’un Kürtlerle ilgili nihai hedefi, Tahran’da çekişme konusu. Bazıları ABD’nin Irak’ı “tek lokmada” yutulabilecek parçalara ayırmayı istediğini ileri sürerken bazıları da ABD’den gelen açıklamaların bağımsız Kürdistan oluşumunu destekler mahiyette olmadığına inanıyor. Bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin tavrı, yakın zamanda KBH üzerinde yükselen etkisi de düşünüldüğünde, İran’ın Kürt bağımsızlığına ilişkin yol haritasını şekillendirebilir.
 
İran’ın KBH ile olan ekonomik ilişkileri, özellikle de Türkiye Kürtlerle pazar paylaşımını genişletmeye devam etme kararı verirse, Erbil’in bağımsızlık açıklamasına yönelik tepkisini yumuşatabilir. İran Bağdat'ın güçlü itirazlarına rağmen KBH ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken İran için ekonomik çıkarlar Kürt milliyetçiliğine nazaran daha önemli.  Bu nedenle, İran Kürt bağımsızlığından tam anlamıyla hoşnut olmayacaksa da buna karşı sert bir tepki vermekten imtina edebilir.
 
Erbil’in bağımsızlık beyanıyla ortaya koyduğu tavır İran’ın tehdit algısını etkileyecek ve dolayısıyla İran’ın tepkisini büyük ölçüde belirleyecektir. Kürt bağımsızlığı gerçekleşecek olsa, İranlılar için en iyi senaryo, bağımsızlığın Bağdat’la zaman alan, içinden çıkılmaz tartışmalara yol açmasıdır. Böylece Tahran, özellikle ekonomik gelişim ve siyasi reformlarla, oluşacak siyasi ortamda komşu yeni devletle uyum sağlayabilecek ve İran'daki Kürtlerin bu devlete yönelik cazibesini yumuşatabilecek bir pragmatizmi benimseyebilecektir. Başka bir açıdan, Kürtlerin tek yanlı ve zamansız bir bağımsızlık ilanı, büyük ihtimalle İran’daki şahinleri güçlendirecektir. İran’daki Kürtlerin durumunu güvenlikçi bir bakışla okuyan şahinler,  İran'daki azınlığın hayatlarını geliştirmeye çalışan pragmatistleri hükümetten uzaklaştırmaya çalışacaklardır. Erbil’in eylemini kutlayan Kürtler üzerinde ağır baskılar yapılması büyük olasılıkla İran’daki Kürt milliyetçiliğini kuvvetlendirecektir. Aynı şekilde Irak bitik bir hale gelseydi, İran’ın Bağdat hükümetini koruma noktasındaki sorumluluk duygusunun artmasıyla, muhafazakar gruplar Tahran'ın Kürtlere yönelik siyasetine hakim olurlardı. Bütün bu senaryolar, Kuzey Irak’taki Kürt bağımsızlığı Erbil'in pan-Kürt milliyetçiliğini benimsemesiyle buluşursa, İran’ın sert bir şekilde tavır alacağını gösteriyor.
 
İran ve P5+1 ülkeleri(ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya) arasında başarılı bir şekilde uygulanan nükleer anlaşma, İran'ın Kürt meselesine ilişkin yaklaşımına dahil edilebilir. Yaptırımlardan kurtulan bir İran yeni Kürt devletinde yatırımlarını artıracak, muhtemelen enerji sektörüne odaklanacak, mesela iki ekonominin daha ileri bir entegrasyonu içim demiryolu bağlantısı kuracaktır. Nükleer anlaşmanın bozulması durumunda, İran'daki muhafazakarlar pragmatistlerin Tahran'da gözden düşmesinde başarılı olacak, İran'daki Kürtlerin şikayetlerini dile getirme şansları da azalacaktır. 
 
Tercüme: Yusuf Taha Göç, Muhammed Mehdi Ağaoğlu
 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09