KÖŞE YAZILARI

24.9.2018, 14:13 Serdar Duman Tüm Yazılarını Gör

Amerika Bizim Neyimiz Olur?

Kan ve gözyaşına boğulmuş İslam ümmetinin beklentisi; Türkiye, İran, Pakistan gibi büyük İslam ülkelerinin içeride ve dışarıda adalet eksenli politikalar izleyerek stratejik bir ittifakı gerçekleştirmesidir.

Amerika ile ilişkiler konusunda ciddi bir kafa karışıklığı yaşandığı kanaatindeyim. Yaşanan krizin nedenlerinin konjonktürel mi yoksa ilkesel mi olduğu hususu çeşitli zeminlerde hararetle tartışılıyor.

 

Bazı gazeteci ve akademisyenler sorunun konjonktürel olduğunu ispatlamak için büyük çaba sarfediyorlar. Genelde batı dünyası, özelde de Amerika ile ilişkilerin yara alması, hatta kopma noktasına gelmesi bu kesimlerin kabusu olmuş durumda…

 

Söz konusu çevreler krizi Trump’a ve Kasım’daki Amerikan seçimlerine bağlayarak “geçicilik” vurgusu yapıyorlar.

 

Onlara göre Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirmesi cumhuriyetin kazanımlarına ihanet etmektir. Ekonomik koşulların da Türkiye’nin kıblesinin batıya dönük olmasını mecburi kıldığı savını sürekli gündemleştiriyorlar.

 

Tezlerini daha da güçlendirmek adına; “Amerika’nın Ortadoğu’da bulunmasını gerektirecek sebepler ortadan kalkmıştır” ya da “FETÖ darbesinin arkasında Amerika’nın olduğu düşüncesi şaibelidir” tarzında trajikomik iddiaları da pişkin pişkin seslendiriyorlar.

 

Amerika, Rusya ve Çin ile giriştiği bilek güreşinin çok daha büyüğünü İslam dünyası ile yapmaktadır.

 

Çünkü Yahudi sermayesi ve lobilerinin çok güçlü olduğu Amerika için İsrail’in güvenliği birincil dış politika konusudur.

 

Çünkü kaya gazı ve petrolü ile dışarıya bağımlılığı kalmayan Amerika’nın Ortadoğu’nun zengin petrol/doğalgaz kaynaklarını ve enerji nakil hatlarını kontrol etme ihtiyacı küresel tek güç olma adına devam etmektedir.

 

Çünkü liberalizmi tarihin sonu olarak sunan ve haz/çıkar eksenli liberal değerleri tüm dünya halklarına kabul ettirme mücadelesi veren Amerika’nın karşısındaki en önemli direniş bariyerleri coğrafyamızdadır.

 

Çünkü zalim Amerikan imparatorluğuna karşı hak ve adalet merkezli bir medeniyet projesi geliştirme potansiyeli hala Müslümanlarda mevcuttur.

 

Özetle, küresel hegemonyanın önündeki en temel sorun İslam dünyasının “adam” edilmesidir. Özellikle Soğuk Savaş sonrası tüm senaryo bunun üzerine yazılmıştır.

 

“Söz konusu senaryo başarı ile uygulanmış mıdır?” sorusu kritiktir. Amerika hedeflerine büyük ölçüde ulaşamamıştır. Ancak kaybetmenin acısını kaos çıkararak gidermeye çalışmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi ve bugünlerde yaşadıklarımız bunun en bariz ispatıdır.

 

Filistin’de, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de direniş bariyerlerine çarpan bir Amerika gerçeği önümüzde duruyor.

 

Son olarak İdlib’te ümmet olarak bir imtihandan geçtik, geçmeye devam ediyoruz.

 

Amerika ve yandaşları İdlib üzerinden Astana sürecinin kesintiye uğraması ve özellikle de Türkiye ile İran’ın birbirine düşmesi için psikolojik bir savaş yürüttüler. Astana bileşenlerinin soğuk kanlı ve akl-ı selim yaklaşımları sonucu bu tuzak şimdilik boşa çıkartıldı.

 

İslam ümmeti, küresel hegemonya karşısında var olma ya da teslim olma ikilemi ile karşı karşıyadır.

 

Türkiye dış politikasına yön verenlerin de bu gerçeği görmesi, güçlülerin ağzına bir parmak bal çalarak yol almayı hedefleyen denge politikası safsatasını bir kenara bırakması zorunludur.

 

“Dış politikada temel olan çıkarlardır “ tezini ayet gibi savunan, “Amerika ile Rusya’yı birlikte idare etmeliyiz” yaklaşımını gündemde tutan anlayışa karşı çıkan bir duruşa şiddetle ihtiyacımız var…

 

Dış politikasını adalet ve ümmetin maslahatı üzerine inşa eden bir Türkiye İslam coğrafyasının ve tüm mazlumların umudu olabilir.

 

Diğer bir deyişle bağımsız Türkiye ve bağımsız ümmet hedefine kilitlenmek için dış politikasını teorik ve pratik olarak konjonktürel olmaktan çıkarmış, ilkesel bir zemine oturtmuş bir devlet aklı gereklidir.

 

Özellikle de “Amerika’ya ekonomik ve teknolojik olarak mahkumuz ve iyi geçinmek zorundayız” şarkısını sürekli tekrarlayan elit koronun sesi kesilerek; “Amerika bizim stratejik ortağımızdır” resmi söyleminin artık değişmesi ve en azından “Amerika bizim ortağımız ve müttefikimiz değildir” resmi söyleminin gündemleşmesi hayatidir.

 

Kan ve gözyaşına boğulmuş İslam ümmetinin beklentisi; Türkiye, İran, Pakistan gibi büyük İslam ülkelerinin içeride ve dışarıda adalet eksenli politikalar izleyerek stratejik bir ittifakı gerçekleştirmesidir.

 

Mezhebi ve etnik tüm ihtilaflarını barış içerisinde çözmüş, tefrikanın önünü kesmiş, adaleti hakim kılmış ve ümmet bilinci ile birleşmiş Müslüman dünyası tüm insanlığın kurtuluşunun yegane reçetesi olacaktır.

 

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09