KÖŞE YAZILARI

11.8.2015, 9:21 Ramazan Deveci Tüm Yazılarını Gör

Ak Saçlı Bilge Adam; Atasoy Müftüoğlu

Atasoy abi Türkiyeli Müslümanların hep önünde yürüdü. İslam dünyasındaki siyasi olayları, sadece görünen boyutu ile değil, görünmeyen boyutu ile de değerlendirmesini bildi. Olayların arkasındaki güçleri, olayların arka planını, küresel güçlerin İslam dünyası üzerindeki oyunlarını görerek ümmeti hep uyardı. Türkiyeli Müslümanlar Atasoy abiyi gereğince anlayamadılar. Ama tarih Atasoy abiyi hep haklı çıkardı.

Atasoy Müftüoğlu’nu seksenli yıllarda okuduğum, “Vakti Kuşanmak” isimli kitabı ile tanıdım. Kitabın “tanış olmak” bölümüne hayran kalmıştım.

“Tanış olmak, birlikte bütünleşmektir. Yürekleri birbiri içinde eritmeksizin tanışmak olmaz. Gövdelerin birbirini tanımasına, tanışma demek olmaz. Tanışmak, sele dönüşen bir rahmet içinde, yine bir rahmet için birlikte sırılsıklam ıslanmaktır. Tanış olmak, birlikte özlemek, birlikte kucaklamak, birlikte sahip olmak, birlikte mahrum olmak, birlikte istemektir.”  diyordu Atasoy Müftüoğlu. Sorgulamaya başlamıştım kendimi, tanıştığımı sandığım insanlarla gerçekten tanışıyor muydum diye.

10 Haziran 1987 tarihinde Atasoy Müftüoğlu’nun Kilis’e geldiğini söyledi arkadaşlar. Kilis-İslâhiye arası 83 km. Atasoy Müftüoğlu gibi bir yazar Kilis’e gelir de gidilmez mi? Bir araba ayarlayarak Kilis yollarına düştük. Çok heyecanlıydım. Hayranı olduğum bir yazarla tanışacak, sohbet edecektim.

Kilis’teki o doyumsuz sohbetin üzerinde tam 28 yıl geçmiş. Ama o sohbetin sıcaklığını hala yüreğimde hissediyorum.

Atasoy Müftüoğlu, o gün bize İslam dünyasının ve Türkiyeli Müslümanların bir değerlendirmesini yapmış, ismini ilk defa duyduğumuz İslam ülkelerindeki gelişmelerden, çalışmalardan bizleri haberdar etmişti. Şeyh Said Şaban’dan, Üstad Kelim Sıddıki’den bahsetmişti. 1979 İslam devriminin dünya gerçekliğindeki yerini ve önemini vurgulamış, İslam devriminden çıkartılması gereken dersler üzerinde durmuştu. Küresel güçlerin, batılı ülkelerin İslam dünyası ile ilgili yaptığı çalışmaları anlatmış, İslam dünyası ve Müslümanlar üzerine çok ciddi araştırmalar yaptıklarını ifade etmişti. Ama Müslüman olarak bizlerin ne İslam dünyası hakkında, ne batılılar hakkında, hiçbir nitelikli çalışma içerisinde bulunmadığımızı söylemişti.

Geleneksel, mezhepsel, cemaatsel bakış açısı ile aziz İslam’ın ve kerim kitabın ne kadar gerisinde olduğumuzu hatırlatmıştı.

Sohbet entelektüel bir birikimi, ufak açıcı bir bakışı yansıtıyordu. Bütün bir ümmeti yüreğinde taşıyordu sanki Atasoy Müftüoğlu. Ümmet bilinci yüklüyordu yüreklerimize. Bununla birlikte üst perdeden konuşmuyor, muhataplarına yukardan bakmıyordu. Bizden biri gibi konuşuyordu. Tevazu abidesi bir şahsiyeti dinliyorduk. Dün hayranı olduğum bir yazar iken bugün kendime çok yakın hissettiğim bir abi gibi idi.

O gün Atasoy abiye “Tevhidi Gerçekliğin Işığında” kitabını imzalatmıştım. Benim kitap imzalamak gibi adetlerim yok demişti. Ama çok ısrar edince kırmamıştı beni ve imzalamıştı kitabını sağ olsun.

Atasoy abiyi 1988 yılında Eskişehir’de Yasin İş Merkezi’nde bir mektep gibi kullandığı bürosunda ziyaret ettim. Yine bir abi sıcaklığı ile kucakladı beni. O sıcak samimi sohbeti ile vahyin kılavuzluğunda, tevhidi gerçeklerle buluştururken, bunca tuğyana sessiz kalmamamız gerektiğini hatırlattı. Ümmetçi bir bakış açısı ile olaylara bakarken nitelikli çalışmaların, okumaların önemi üzerinde durdu. Evine götürdü ikramda bulundu kardeşçe.

Atasoy abi çok vefalı bir Müslüman’dır. Hiçbir selamı, hiçbir mektubu karşılıksız bırakmaz. Kısa bir selamla da olsa mutlaka cevap yazar. Atasoy abinin ilk mektubuna çok heyecanlandığımı hatırlıyorum.

1990 yılında, sanıyorum Eylül ayıydı, eşim ile birlikte Çanakkale’den İslâhiye’ye dönerken Eskişehir’e gidip Atasoy abiyi ziyaret etmeye karar verdik. Sabah saat 10:00 gibi Atasoy abinin evinin zile bastığımızda evde kimsenin olmadığı gördük. O sırada sokaktan geçmekte olan kısa boylu bir ayağı da sakat olan sakallı bir Müslüman, avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

“O Humeynici öldü sizde öleceksiniz” diyordu…

Şaşkın şaşkın bakarken adamın bize bağırdığını anladım. Humeyniciden kastı Atasoy abi idi. Eşim kolumdan tutup uyma bu adama, deli bu adam diyerek beni bırakmadı. Atasoy abi böyle delilerle uğraşıyordu demek ki.

Atasoy abiyi tanıştığımız ilk günden bu yana hep yakından takip ettim. Yazdıklarını okumaya konuştuklarını dinlemeye çalıştım. Onu gereği kadar arayıp sormasam da, onun kadar vefalı davranmasam da, farklı zaman ve farklı yerlerde birçok kez görüştük Atasoy abi ile, ilişkimiz hiç kopmadı.

Atasoy abi Türkiyeli Müslümanların hep önünde yürüdü. İslam dünyasındaki siyasi olayları, sadece görünen boyutu ile değil, görünmeyen boyutu ile de değerlendirmesini bildi. Olayların arkasındaki güçleri, olayların arka planını, küresel güçlerin İslam dünyası üzerindeki oyunlarını görerek ümmeti hep uyardı. Türkiyeli Müslümanlar Atasoy abiyi gereğince anlayamadılar. Ama tarih Atasoy abiyi hep haklı çıkardı.

Afganistan gerçeğini önce o gördü. Türkiye Müslümanlarının Afganistan cihadını bir cihat mektebi, Afganlı mücahitleri birer Asr-ı saadetten gelme sahabeler gibi gördüğü dönemde, Atasoy abi Afganistan gerçekliğini gözlerimizin önüne serdi. Afganlıların ne kadar sığ bir İslam anlayışına sahip olduklarını ve birbirlerini öldürmekten çekinmediklerini söylediğinde Atasoy abiye birçok hakaretler edilmişti. Hatırlıyorum ben de o zaman Atasoy abiye çok kızmıştım. Ama tarih Atasoy abiyi haklı çıkarmıştı. Keşke çıkarmasaydı.

Türkiye İslamcılarının Arap baharı ayaklanmalarını, İslam devrimleri olarak selamladıkları dönemde, Atasoy abi Arap Baharı gelişmelerini gerçek boyutu ile ortaya koyup bu ayaklanmaların İslam devrimi ile uzaktan yakından alakası olmadığını söylediğinde, yine çok tepki gördü. Ama tarih bir kez daha Atasoy abiyi haklı çıkartacaktı. Arap baharı ayaklanmaları sonucu, Libya’da bölünme ve iç savaş, Mısır’da kargaşa, Tunus’ta eskiye dönüş, Suriye’de iç savaş ve İslam dünyasında tekfirci fitnesinin artması, başka bir şey değildi. Arap Baharı bölge halkları için bir kışa dönüşmüştü.

Atasoy abi Suriye konusunda da iktidarların doğrularını değil, iktidarlara doğruyu söyleyecekti. Yetmiş yaşını geçen bu ak saçlı bilge adam, şehir şehir gezerek küresel güçlerin Müslümanlar üzerinde oynadıkları oyunlara dikkat çekecekti. Ama ne yazık ki söyledikleri hakikatler hamasi duygularla mahkûm edilecekti.

Tarih Suriye konusunda da Atasoy abiyi haklı çıkarmıştı ama görmeyen gözler görmüyor, duymayan kulaklar işitmiyor, anlamayan akıllar anlamıyordu.

Atasoy abi bizim derneklerimiz, cemaatlerimiz nitelikli insan yetiştirmiyor, daha çok yardım faaliyeti yapıyor, onun için, bu ülkede İslam’ı ve dünyayı iyi bilen olayları görünen boyutu ile değil, arka planları ile birlikte değerlendiren nitelikli âlim, İslamcı aydın ve entelektüel yetişmiyor diyordu. Atasoy abinin bu tespitinin çok doğru olmadığını düşünürdüm. Son gelişmelerden sonra artık bu konuda da Atasoy abinin haklı olduğunu gördüm. 

Ne yazık ki ülkemizde Ak Saçlı Bilge Adam; Atasoy Müftüoğlu’ndan başka iktidarın karşısında dik duran İslamcı aydın ve entelektüel kalmadı. İslamcı aydın ve entelektüellerimiz iktidara yamanmamın derdindeler. İktidara doğruyu söylemektense iktidarın doğrularını söylemeyi tercih ediyorlar.  

Rabbim Atasoy abiye hayırlı ömür versin ve onun gibi güzel insanları çoğaltsın…

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09