KÖŞE YAZILARI

9.7.2018, 9:47 Serdar Duman Tüm Yazılarını Gör

24 Haziran Seçimlerinin Düşündürdükleri

24 Haziran seçimleri dini hassasiyetlere dair önemli ipuçları veriyor. Kendisini dindar olarak tanımlayan kesimler için birincil ihtiyacın can ve mal güvenliği olduğunu tespit eden siyasi partiler ekonomi ve güvenlik eksenli politikalarla oy toplamaya çalıştı.

Müslümanlar için “toplum düzeni” denildiğinde ilk akla gelen kavram “ahlak”tır.  İslam’ın toplum düzeni “ahlak altyapısı” üzerine oturur. Başta hukuk sistemi olmak üzere ekonomik/siyasi/kültürel tüm sistem Kur’an ve Sünnet kaynaklı bir ahlak temelinin üstüne inşa edilir.

Söz konusu ahlak düzeninin kurulmasında öncelikle nefislerin ve toplumun arındırılması kritik öneme sahiptir. Diğer bir deyişle birey ve toplumun vicdanı yaratılış kodlarına dönmedikçe, bozulan fıtratlar düzelmedikçe, salt hukuki yaptırımlarla bir huzur medeniyeti oluşturulamaz.

Batı medeniyeti bunun en güzel örneğidir. Yasal adalet üzerinden batı hayranlığı aşılamaya çalışan seküler kesimler, batının vicdani adalet fukaralığını, dünyanın kalan kısmında emeği ve kaynakları nasıl vicdansızca sömürdüğünü, mazlum halkların kan ve gözyaşları üzerinden nasıl rant sağladığını görmezden gelmeye devam ediyorlar.

İslam’ın ana tezi; “Ahlaklı birey, ahlaklı toplum ve ahlak düzeni” inşası olmasına rağmen dünya Müslümanlarının genel ahlaki ahvalinin içler acısı olduğunu söylemek abartı değildir. Pratik ahlak açısından kapitalizmin güdümüne girmiş, söylem ve ritüeller noktasında İslam’a yaslanan ucube bir dindarlıkla yüzleşiyoruz.

24 Haziran seçimleri dini hassasiyetlere dair önemli ipuçları veriyor. Kendisini dindar olarak tanımlayan kesimler için birincil ihtiyacın can ve mal güvenliği olduğunu tespit eden siyasi partiler ekonomi ve güvenlik eksenli politikalarla oy toplamaya çalıştı.

İki aylık seçim sürecinde; meydanlarda, medyada ve de halkın bir araya geldiği mekanlarda ahlak merkezli sorgulamalara çok az tanık olduk.

Devletin işleyişinde adalet, ehliyet, liyakat gibi değerlerdeki erozyon gündemleşmedi.

Rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma gibi ahlaksızlıkların devlet mekanizmasını sarması görmezden gelindi.

Sadece maddeyi değil, manayı da tüketmekte sınır tanınmaması, değerlerin içinin boşaltılması gibi hususlar konuşmaya bile layık bulunmadı.

Her boyuttaki ahlaki çöküntü karşısında alimlerin ve aydınların suskunluğunu büyük ölçüde siyasiler de devam ettirdi.

Namaz kılan, oruç tutan ve aynı zamanda faiz alıp veren, adalet/eminlik/dürüstlük gibi erdemlerden nasibini almamış yeni bir dindarlık üretmenin “bereketi”ni bu seçimlerde fazlasıyla hissettik.

Kısacası, dinin toplum yaşamından daha da ötelenerek etkisiz hale getirildiğinin net işaretlerini veren bir seçim süreci yaşadık.

Cumhuriyetin kurucu kadrolarının devrimlerle ulaşamadığı milli din hedefi için, Demokrat Parti ile başlayan merkez sağ geleneğini bugüne taşıyarak önemli bir mesafe katedildiğine şahit oluyoruz.

Diğer bir deyişle, merkeze karşı pasif de olsa direnen dindarların merkez sağ politikalar marifetiyle sisteme dahil edilme çabası açısından son derece etkin bir seçimi geride bıraktık.

24 Haziran seçimlerinin düşündürdüğü ikinci önemli nokta ise milliyetçi ideolojinin zirve yapması idi.

İktidar partisinin kimlik tanımında milliyetçilik muhafazakarlığın önüne geçti. 15 Temmuz ile başlayan süreç Ak Parti ile MHP’yi aynileştirdi.

Ak Parti’nin millet desteği ile MHP’nin devlet desteği Türk-İslam sentezi çerçevesinde güçlü bir ittifakı yeşertti.

Bir zamanlar İslam hiçbir sentezi kabul etmez diyen İslamcılar, bugünlerde Ak Parti üzerinden Türk-İslam sentezine ram olmuş durumdalar…

Kemalizm ile Ak Parti ideolojisi arasındaki fark inanç özgürlüğü boyutuna indirgendi.  “Mustafa Kemal yaşasa idi, o da bugünün dindarlarına aynı özgürlüğü bahşederdi” diyen Kemalistlerin sayısı da az değil…

Diğer taraftan HDP de Kürt milliyetçiliği üzerinden aldığı oy potansiyelini korudu. Türkiye genelinde Kürtlerin %60’ının HDP’yi desteklediğini söylemek abartı olmaz.

Türk milliyetçiliği ve Kürt milliyetçiliği birbirini tetiklemeye devam ediyor. Türk ve Kürt dindar kesimlerde milliyetçi reflekslerin artarak devam ettiğini gözlemliyoruz. Bu durum ülkenin ve ümmetin hayrına değildir.

Ulus-devlet mantığı ve uygulaması batı medeniyetinin bizim topraklarımıza soktuğu bir fitnedir. Sınırları iyi belirlenmiş adem-i merkeziyetçi yönetimler bölünmenin değil, birleşmenin adresidir.

Bu topraklarda yaşayan insanların bir olmalarını sağlayan ana unsur her zaman din olmuştur. Ne zamanki birileri dini devre dışı bırakıp kavim bilincini tetiklemişlerse, o zaman ayrışmanın fitili ateşlenmiştir.

Mezhepçiliğe geçit vermeyen, her türlü milliyetçiliği reddeden, halife ile hizmetlisinin aynı mescidde namaz kıldığı, aynı mecliste oturduğu, aynı mahkemede yargılandığı, aynı sofrada yemek yediği sınıfsız bir toplum inşa eden dinimizi yeniden ihya edebilirsek karanlığı delerek aydınlığa çıkabiliriz.

Ümmet bilinci nostaljik bir olgu ya da ütopik bir düşünce olmaktan çıkarılıp, bugüne yön veren temel bir dinamik konumuna getirilmelidir.

 

Yorum Yaz

Yorumlar

  • Sondan bir önceki paragrafın pratik/gerçekliği yoktur. Bu hep temenni olarak kaldı. Devlet organizasyonunda müşterek bilinç "vatandaşlık" olmalı. Bunu başarıp, herkesin bir diğerinin hakkına hukukuna saygı duymayı öğrenmesi işini becerebilsek o yeter...Gerisi laf....

    9.7.2018 11:44:22 0 Yanıtla Zafer

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09