KÖŞE YAZILARI

24.6.2017, 9:57 Mehmet Ali Başaran Tüm Yazılarını Gör

‘Yerin Dibine Batırıyorum’

Darbe yargılamaları sulandırılmış ve bulandırılmıştı kasıtlı olarak. 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin gerçekleştirilen yargılamalara da güvenmemizi gerektirecek bir ortam yok.

15 Temmuz darbe girişimine iştirak etmekle suçlanarak gözaltına alınıp 12 gün sonra hâkim karşısına çıkartılan Ahmet Altan, serbest bırakıldıktan hemen sonra yeniden tutuklanmıştı.

Ağırlığı olan bir Yargı sisteminde göremeyeceğiniz bir “yakala bırak”, “bırak sonra yine yakala”, “öyle suçladıydım olmadı, şimdi böyle suçluyorum” mantığı. Yine şaka gibi görünüyordu ama değildi. Burası Türkiye idi. 

23 Eylül 2016 tarihinden bu yana tutuklu bulunan Ahmet Altan nihayet başlayan yargılamada, hakkındaki iddialara karşı savunma yaptı dün.

Savunmanın tam metnini ben de basından okudum. Aklıma, ister istemez, kendisi de bir romancı olan Emile Zola’nın “Suçluyorum” adlı kitabı geldi.

Hukukçuların içeriğini değilse bile en azından adını duydukları, dünyaca ünlü hukuk skandalına: Dreyfus Davası’na ilişkin bir tür “savunma” metnidir “Suçluyorum”.

Tahsin Yücel’in sunuşu ve değerlendirme yazısı ile toplamda sadece 43 sayfa ve fakat klasik niteliği kazanmış bir kitaptır.  

Ahmet Altan’ın savunması daha edebi, daha vurucu ve kolay okunuyor. Kitaplaştırılacağını ve en azından Türkiye’de “Suçluyorum” gibi bir anlam kazanacağını düşünüyorum.

Yalnız, kitabın adı, savunmanın geneline hâkim havaya bakılırsa daha iddialı olabilir: “Yerin Dibine Batırıyorum”

Ahmet Altan, Türk Yargısının çelişkilerini, zaaf dolu hastalıklı bünyesini, kötü niyetini, her şeyden öte Hukuktan bağımsız halini ilmek ilmek kurduğu savunmasında cümle cümle gözler önüne seriyor.

Hukukçuların, öğrencilerin muhakkak okuması gerekir. Hukuk’un ne olduğunu anlamak için ne olmadığını görmek önemli.

Savcının hazırladığı iddianame ile bu savunma karşı karşıya geldiğinde, Türk Yargısını temsilen ringe çıkan savcının ilk rauntta nakavt olduğunu söylemek gerek. Tarih buna tanıklık edecektir.

Fransa’nın Dreyfus Davası da bir şey mi! Türkiye’yi şöyle bir silkelesen, 30 tane Dreyfus Davası dökülür. Fransa’ya beş basarız!

Örnek vermek gerekir mi?

Gerekirse; güncelliğini halen koruyan, mağdurları halen zindanlarda veya hayatta bulunan şu davalara bakılabilir:

Sivas Davası, Umut Davası, Hizbullah Davası, Hizb-ut Tahrir Davası, KCK Davası…

Alfred Dreyfus Fransa Ordusunda görevli Yahudi kökenli bir yüzbaşı idi. Sadece Ergenekon ve Balyoz Davalarında Dreyfus gibi onlarcasını harcamış bir Yargısı var bu ülkenin.

Darbe yargılamaları sulandırılmış ve bulandırılmıştı kasıtlı olarak. 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin gerçekleştirilen yargılamalara da güvenmemizi gerektirecek bir ortam yok. 

Amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olmuş. Muhalifler, itaat etmeyenler, itiraz edenler, iktidarı eleştirenler, iyiliği emreden kötülüğü nehyedenler… Bunlar hep bağcılar! Suçlu olmalarına gerek yok; bir iftiraya, bir yalana, bir iddianameye bakar; gerisi zindan, gerisi algı operasyonunun meyvelerini toplamak…    

Bu ülkede, medeniyetin göstergesi –ortalama- bir hukuk, ortalama bir ahlak mayalanmıyor. Asıl sorun bu.

Vıdı vıdıyı, kavga gürültüyü, kuyu kazmayı, rant savaşlarını, mahalle kavgalarını bir kenara bırakıp bunu konuşabilsek ne güzel olacak.

Bir uzlaşma, bir orta yol bulabilsek…

Yorum Yaz

Yorumlar

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09