Veli Kurt’un Kaleminden Müddessir Suresi Tefsiri

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, vahyin üç sacayağı olarak tanımladığı “Alak, Müzzemmil ve Müddessir” surelerinden Müddessir Suresi’ni tefsir ediyor.

İslamî Analiz/Haber Merkezi

İslamî Analiz köşe yazarı Veli Kurt, vahyin üç sacayağı olarak tanımladığı “Alak, Müzzemmil ve Müddessir” surelerinden Müddessir Suresi’ni tefsir ediyor.

İşte yazından bir kesit:

“Ateşin üzerine oturtulup, üzerine kap (tencere, tava) konularak kullanılan metal altlığın adı olan sacayak, herhangi bir olgunun ya da düşüncenin üzerinde temellendiği minimum üç ana etkeni de anlatır bize. Alak, Müzemmil ve Müddessir, bu itibarla sacayağıdır vahyin. Alak’la cehalete karşı okumayı, ama bu okumanın rabbin terbiyesi altında olmasını emreder. Rabbin adıyla öğrenilmeyen bilgi zarar verir insana ve insanlığa. Onu azdırır, ceberutlaştırır. Bilgiyi, köleleştirmenin ve sömürmenin aracı olarak kullanmaya başlar. Bilgi önce insanı insan yapmalı, insana kendini bilmeyi öğretmeli ki, rabbini de bilsin, haddini de…  Müzzemmil vahyin nasıl okunacağını, dış dünyayı aydınlatmaya başlamadan insanın kendi iç dünyasını aydınlatmayı, önce kendi nefsine söz geçirebilmeyi, vahyi yüreğinde hissedebilmeyi öğretir insana. Sadece aklı ile konuşan değil, konuştuğunu yüreğinde hisseden, anlattıklarını yaşayan insanı inşa eder Müzzemmil... Kendi ruhunu arındıramayanın toplumu arındırmaya kalkması da problemdir ayrıca. “Cihadın büyüğü, kendi nefsi ile yapılan” demiyor muydu Hz. Peygamber?  Müzzemmil’in terbiyesi altında olgunlaşan insana, ahlakı erozyona uğramış toplumunu, yeniden yaratılış sebebine uygun inşasının startı veriliyordu. Müddessir’le; “Rabbi’nin adını yücelt.” İşte bu üç sure mücadelenin yol haritasını vermekteydi Müslümanlara. Üçayaktan biri veya ikisinin eksik olduğu mücadelenin zafere ulaşması mümkün müydü? Yola kılavuzun dediği yerden başlamamanın faturasını Müslümanlar asırlardır yaşamakta ve ödemekteydi.  Sabahlara kadar namaz kılıp, tesbih çeken, ama bir defa kendine inen vahyi okumayan cahil tarikatçıları, profesör olmuş ama irfandan, hikmetten yoksun ilahiyatçıları, cihat için ülke ülke dolaşan, namazsız, cahil, Allah adına Müslüman öldürmeyi cihat sanan, tekfirci seyyar mücahitleri… Bunların farklı kombinezonları kurulabilir. İşte vahiy daha ilk adımda yıkılmamamız, pişmeden yanmamamız için sacayağını kuruyordu.

Müddessir, vahyin üçüncü ayağı… Kalk, uyanışı başlat. ‘Rabbin adını yücelt.’ Rabbin adının yüceltilmesi emri sadece Mekke’deki taştan, tahtadan yapılan putlara karşı değildi tabi. Yeryüzünde müstekbirleşerek, kendini ilah sanıp O’na savaş açan güçlere karşı, ondan başka ilahın olmadığını söylemek ve bunun mücadelesini vermekti. Rabbin adının yüceltilmesi, bireyden başlayarak topluma ve yeryüzüne onun hâkim olmasıydı. Ama önce kendi aklında ve vicdanında hissetmeliydi bunu. Onun yüceliğinin karşısında kendini yüce sananların ne kadar küçük, ne kadar aciz olduğunu görmeliydi ki insan, mücadele ettiği zalim güçlerin karşısında eğilmemeli, onların teklifleri karşısında tavizler vermeden onurlu bir mücadele sürdürebilmeliydi. Bunu yüreğinde hissetmeden başlanan mücadelenin daha ilk adımında tavizler, pazarlıklar ve yılgınlıklar baş gösterecekti... Allah’ın adını yüceltme davası ile yola çıkan Müslümanların, tarih boyunca, ya mücadele verdiği iktidarların gücü karşısında boyun eğdiği, ya da biraz güç kazanalım diyerek iktidarlara, küresel güçlere yanaşıp, kendileri müstekbirleşerek, diğer Müslümanların kuyusunu kazmaya başladığı çok görülen bir olaydı. Mekke’nin zengin ve zalim kodamanlarına karşı savaş açan, döneminin süper güçlerine davet mektupları gönderen Hz Muhammed, Firavunun karşısına çıkıp, kavmimi alıp gideceğim diye haykıran Hz Musa, Nemrud’un putlarını yerle bir eden Hz İbrahim,  gücün asıl sahibini biliyor,  O’na boyun eğiyor ve sadece O’na güveniyorlardı. Bunu anlamadan ve hissetmeden başlanan mücadele, daha ilk rauntta yenilmeye mahkûmdu. Daha bir avuç Müslüman iken, Müşriklerin pazarlık tekliflerine “sizin dininiz size, benim dinim bana”(109:6) demeyi emreden vahiy, Müslümanlara gücün kimde olduğunu bildirmekte ve bunun verdiği özgüven onları dimdik ayakta tutmaktaydı. Yani Ebrehe’nin fillerini yenen Ebabil’leri anlayamayan materyalist kafa ile bu mücadelenin koordinatların hesaplanamayacağını öğretiyordu Kur’an.”

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09